- Hakkımızda
- TYB Ödülleri
- Genç Yazarlar Kurultayı
- Kitaplık
- Ahlâk Şûrası
- Yazar Okulu
- Mehmet Âkif Ersoy
- Türkçe Şûrası
- Milletlerarası Şehir Tarihi Yazarları Kongresi
- Yayınlar
- Söyleşi
- Şube Haberleri
- Salgın Edebiyatı
- Şiir Şölenleri
- Haberler
- Kültür Kervanı
- Mesnevi Okumaları
- Kültür & Sanat Haberleri
- Kırklar Meclisi
- Duyurular
- Biyografiler
16 Eylül 2026- İstanbul17°C▼
- Ankara20°C
- İzmir24°C
- Konya20°C
- Sakarya15°C
- Şanlıurfa31°C
- Trabzon22°C
- Gaziantep26°C
MÜŞTEHİR KARAKAYA: ŞİİR VE KURGU YA DA ŞİİRİN YAZILMA SERÜVENİ

02 Eylül 2026 Çarşamba 11:02
Büyüklerimiz derdi ki; şiir yazılmaz, belki söylenir, söz gibi, müzik gibi, destan gibi. Hal böyle olunca yıllarca şiir üzerine yazılanlar, çizilenler, farklı farklı düşünceler ve saptamalar oluştu. Onlarca, yüzlerce şiir poetikaları oluştu. Belki birbirine yakın, belki birbirine zıt, belki birbirinin aynısı…
Ben şahsen şiirde kurguyu kabul etmiyorum. Çünkü nesir gibi, nesrin en hakiki mürşidi roman ve hikâye gibi kurgusal bir alana çekmek şiiri zedeleyeceğine, şiiri şiir olmaktan çıkaracağına inanıyorum. Bize göre eğer şiir sonradan öğrenilen bir şey değilse, masa başına geçip; dur, ben bugün, yediğim imambayıldı şiiri yazacağım, demek çok tuhaf olacaktır. Bu şu demek değildir: Şiirin hiç kuramı olmaz! Kuramı var, kendi içinde, kendi üslup ve yazım tekniği içerisinde şiir bir dans figürü gibi, oynayanın ayak ve beden hareketine göre şekil alacaktır. Buna tastamam bu şiir kurguyla yazılmıştır denemez…
Kurgu önceden tasarlanan bir edimdir. Önceden tasarlanan ve dörtte dört tam düşünüldüğü gibi olmasa da yazılan öykü, roman, sanat yazıları, alıntı ve biyografiler gibi bir kültür arenasına dalmaktır.
Şiiri yazmak için masaya oturursanız, mekanik sesleri çıkarmanız gerek, bilgi ışığında mantıklı, kırılgan olmayan, duygu ve histerik cinnetlerden arındırmanız gerek. Bu şiir neye yarar? Tamam, batılı şairler, her ne kadar onda biri ilham, onda dokuzu bilgidir gibi sözler sarfetmişlerse de, ki, bilgisiz ve ilimsiz şiir olmayacağını biz de teyit ediyoruz, ancak, şiir roman gibi hikâyesi olan, acaba şu şiiri yazılan kadın/erkek nasıl biridir, kaşı gözü güzel midir, boyu posu ne kadardır, kaç saç teli vardır, nasıl göz kırpar, sevgi kırıntılarıyla mı beslenir, munis midir, hırçın mı, sevecen mi, kavgacı mı, savaşçı mı, gibi yüzlerce sorunun karşılığı psikolojik ve sosyolojik argümanlarla kendini açığa çıkarmaz, onu anlatı ile resm etmez…
Ece Ayhan’ın dediği gibi: “Nesneler, daha çekirdek olarak zihindeyken katlanmaya başlıyor, en yalın bir şiirde bile onun parçalarında yalınlık yoktur, yani ufacık bir şey bile binlerce boyutlu… Benim “kurduğum”, “kurabildiğim” şiirde, soruya, konuya geliyorum, okur denilen kişi karınca kararınca dahi olsa silinmiş olduğu için, bütün kavramlar nesnel gerçeklikler vb. hızlı bir değişime, belirli bir şiir perspektifinde yerlerini alıncaya dek gelişmeye uğruyorlardır.”
Kelimeler, imgeler, metaforlar, gecenin ve gündüzün periyodunu zihin ve mantık kuralına göre çizerseniz, şiirinizi kuramaz, şiirinizi ileriye taşıyamaz, ancak hikâye yazmış olursunuz. Şiir madem sözcüklerle yazılıyor, sözcükleri bilmelisiniz, ne anlama geldiğini bilmelisiniz…
- Geri
- Ana Sayfa
- Normal Görünüm
- © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.