- Hakkımızda
- TYB Ödülleri
- Genç Yazarlar Kurultayı
- Kitaplık
- Ahlâk Şûrası
- Yazar Okulu
- Mehmet Âkif Ersoy
- Türkçe Şûrası
- Milletlerarası Şehir Tarihi Yazarları Kongresi
- Yayınlar
- Söyleşi
- Şube Haberleri
- Salgın Edebiyatı
- Şiir Şölenleri
- Haberler
- Kültür Kervanı
- Mesnevi Okumaları
- Kültür & Sanat Haberleri
- Kırklar Meclisi
- Duyurular
- Biyografiler
"MEHMET ÂKİF VE GÖLGELER" BİLGİ ŞÖLENİ TAMAMLANDI
Mehmed Âkif’in Gölgeler Kitabının Yayınlanışının 80. Yılı Dolayısıyla Düzenlenen bilgi şöleni Halkalı Sabahattin Zaim Üniversitesi’nde yapıldı.

Mehmed Âkif’in Gölgeler Kitabının Yayınlanışının 80. Yılı Dolayısıyla Düzenlenen bilgi şöleni Halkalı Sabahattin Zaim Üniversitesi’nde yapıldı.
Bu sene altıncısı düzenlenen geleneksel Âkif konulu bilgi şöleni “Mehmet Âkif ve Gölgeler” temasıyla Türkiye Yazarlar Birliği, Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi ve İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi ile müştereken düzenlendi. Bilgi şöleni Mehmed Akif üzerine çalışan araştırmacıları ve ilim adamlarını bir araya getirdi.
İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi, Burdur Mehmet Âkif Ersoy Üniversitesi ve Türkiye Yazarlar Birliği’nin müşterek olarak düzenlediği, Akademik koordinasyonunun Yıldırım Beyazıt Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Cengiz Karataş tarafından yapılan “Mehmet Âkif ve Gölgeler” bilgi şöleni 26-27 Aralık 2013 tarihinde İstanbul eski Halkalı Baytar Mektebi, şimdiki Sabahattin Zaim Üniversitesi yerleşkesinde gerçekleştirildi. Açılış konuşmalarını Sabahattin Zaim Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Bulut; Burdur Mehmet Âkif Üniversitesi Rektörü Mustafa Saatcı ve Türkiye Yazarlar Birliği Vakfı Başkanı D. Mehmet Doğan yaptılar. İlgili üniversitelerin rektörleri konuşmalarında böyle güzel bir mekânda, çok yerinde bir konu ve bir şahsiyet çerçevesinde bir arada olmanın kendilerini çok memnun ettiğini vurguladılar, bilgi şöleninde emeği geçenlere teşekkür ettiler.
D. Mehmet Doğan Türkiye Yazarlar Birliği’nin Mehmed Âkif’e ilgisinin kuruluşuyla başladığını, aradan geçen bunca seneye rağmen bu ilginin devam ettiğini belirterek sözlerine başladı. Mehmed Âkif’in toplumumuz ve mililetimiz için önem ve değerini anlatmayı, bilhassa gençlerin Mehmet Akif ve eserleri, fikirleri konusunda aydınlatılmasını esas aldıklarını söyledi. Doğan, Türkiye’nin milli şairinin son kitabını ülkesinde değil de Mısır’da yayınlamasının düşündürücü olduğunu belirttikten sonra Gölgeler’in yayınlanışının 80. Yılı dolayısıyla onun yayınlandığı ülkede geniş katılımlı bir toplantı yapılmasının planlandığını, fakat Mısır’da meydana gelen olaylar dolayısıylı bunun imkansızlaşması üzerine Âkif’le bütünleşmiş bir mekanda toplantının gerçekleşmesinin kararlaştırıldığını, bu hususta İstanbul Sabahattin Zaim Üniversetesi ile Burdur Mehmet Âkif Ersoy Üniversitesi’nin ilgisine müteşekkir olduğunu ifade etti.
Prof. Dr. Turan Koç tarafından yönetilen bilgi şöleninin ilk oturumunda Prof. Dr. Fazıl Gökçek “Mehmet Âkif, ‘Gölgeler’ ve Tasavvuf” konulu bildirisini sundu. Bildirisi’nde Mehmet Âkif’in hayatında manevi değerler ve metafizik kavramların öneminden bahsetti. "Mehmet Akif’in bir kısmı 1924-1926 yılları arasında henüz Türkiye’deyken ve bir kısmı da 1926 yılında Mısır’a gidişinden sonra kaleme aldığı şiirlerinden meydana gelen Gölgeler kitabı, bazı bakımlardan diğer kitaplarından farklılık arz eder ." dedi. "Bu kitapta, önceki şiir kitaplarındaki gibi uzun soluklu ve bütünlüklü bir yapıya sahip olan şiirlerden çok perakende kıtalardan oluşan manzumelerin dikkati çektiğine vurgu yaparak kitaptaki şiirlerin dikkati çeken bir diğer yanı da şairin kendi içine dönmüş olması, toplum meselelerinden daha çok kendi ruh halini tasvir ve tahlil etmesidir." dedi. Bu bağlamda, şairin önceki kitaplarında yer alan şiirlerinde çok mesafeli durduğunu bildiğimiz tasavvufî dünya görüşü ve tasavvuf terminolojisinin de Gölgeler’deki bazı şiirlerde öne çıktığını vurguladı. Özellikle tasavvufi olarak nitelenen şiirler üzerinde durarak ve Mehmet Akif’in, tasavvufla ilişkisi sorgulandı. Âkif’in hakkında bazı kitaplarda ve yazılarda iddia edildiği gibi Mısır hayatı döneminde gerçekten tasavvufa yönelip yönelmediği üzerinde duruldu.
Prof. Dr. Nizamettin Erduran ise Modern fizik kavramları ve görsel bir sunum ile Âkif’in şiirlerinde fizik ve metafizik üzerinde durarak dikkatleri üzerine çekti. Âkif’in bilime verdiği önemi vurgulayarak, bilim öğrenmenin Âsım’ın nesli için öneminden bahsetti. Tebliğci, Âkif’in bilim konusunda da çok modern düşüncelere sahip olduğunu formüller eşliğinde somutlaştırdı.
Doç. Dr. Özlem Fedai “Gölge” imgesinden hareketle Âkif’in şiirlerindeki karakteristik duruştan bahsetti. Platon’un “Gölge” istiaresinden ve Kierkegaard’ın şairi toplumsal sorumluluğuyla “iman şövalyesi”ne benzeten anlayışından hareket edilerek Mehmet Âkif Ersoy’un ömrünün son on yılında yazdığı ve Mısır’da yayımladığı son kitabı Gölgeler üzerinde durdu. Tebliğci sunumunda şairin İslâm cemiyetlerine vermek istediği mesajlar ve Cumhuriyet’in Batı yanlısı sanat anlayışıyla eserler yazan sanatçılarının Âkif’e bakışını yorumlamaya çalıştı.
Prof. Dr. Alaaddin Karaca ise Âkif’in şiirlerinde İslâmcı coğrafya bilinci ve mekânın öneminden ve Âkif’in İslamcı kimliğinden bahsetti. Mehmet Âkif’in vatan coğrafyası ve millet anlayışında, özellikle Balkan Savaşı’ndaki milliyetçi düşüncelerin etkisiyle İslâmcı bir bakış açısı egemen olduğunu; Şairin, coğrafyaya, vatana ve millete, din eksenli bir medeniyet perspektifinden baktığını; bu sebeple şiirlerinde, vatan coğrafyasının sık sık mülk-i İslâm, diyar-ı İslâm, Müslüman yurdu, İslâm’ın yurdu, dinimizin son yurdu gibi adlandırmalarla anıldığını belirterek günümüz şairlerinden Sezai Karakoç’un da vatan, coğrafya, millet adlandırmalarında ve tanımlarında, Âkif’in çizgisini sürdürdüğünü belirtti. Tebliğci, iki İslâmcı şairin coğrafya ve millet anlayışlarını karşılaştırarak, benzerlikleri ve farklılıkları ortaya koymaya çalıştı.
Prof. Dr. Yakup Çelik yönetiminde gerçekleştirilen ikinci oturumda ise D. Mehmet Doğan Âkif’in neden Mısır’a gittiğinden, bu ülkenin dilimiz ve kültürümüz açısından öneminden ve şairin Mısır’daki hayatından bahsetti ayrıca Gölgeler’in yayınlanış öyküsüne değindi.
D. Mehmet Doğan’dan sonra söz alan Yrd. Dr. Cengiz Karataş, Âkif’in II. Meşrutiyet’e, İttihat ve Terakki Partisi’ne ve II. Abdulhamit’e bakışı hakkında bilgi verdi. "Âkif ilk Abdülhamit ve uygulamalarına karşıdır; İttihat ve Terakki Cemiyet’ine önceleri sıcak bakarken 1908 devrimi sonrasındaki adaletsiz uygulamaları sebebiyle İttihat ve Terakki Partisi’nden de yollarını ayırmıştır." dedi. Âkif’in Meşrutiyet dönemi hakkındaki bakış açısı ortaya konulduktan sonra "Ona göre galeyanla gelen ve tekâmülünü tamamlayamayan, yapıcı olmak yerine yıkıcı olan, fazilet fukarası, cehaletin karanlığına gark olmuş, insanları şer’i hükümlerden uzaklaştırmaya meyyal bir hürriyetin hiçbir kıymet-i harbiyesi yoktur. Zira Âkif için hatırların en güzeli ve en üstünü Hakkın hatırıdır ve hiçbir hakka feda edilemez." dedi.
Oturumun sonunda Erbay Kücet ‘Dünden Bugüne Halkalı Baytar Mektebi ve Mehmet Âkif’ konulu etkileyici poster bildirisini sundu.
Prof. Dr. Fazıl Gökçek başkanlığında gerçekleştirilen üçüncü oturumda Doç. Dr. Mümtaz Sarıçiçek “Gölgeler’de Gölge Arketipi" adlı bildirisini sundu. Tebliğci kısaca şunlardan bahsetti: “İnsan ruhunun ilkel ve kötücül yönünü temsil eden gölge arketipi bilinçdışının karanlıklarında bastırılmış kişiliktir. O sık sık yüzeye çıkar ve kendiliğe hâkim olmaya çalışır. Gölgesi tarafından ele geçirilmiş kişilikler her türlü kötülüğü yapabilen hilekâr, zalim, şeytanî varlıklara dönüşürler. Mehmet Akif’in Safahat’ının “Gölgeler” başlığını taşıyan yedinci bölümünde gölge ile özdeşleşen insan tipleriyle sıkça karşılaşılmaktadır. Şaire göre, milletin içine düştüğü sefaletin sorumlusu gölgesine yenik düşmüş; nefsinin esiri olmuş, zavallı, tembel, öngörüsüz, idealsiz halk ve aydınlardır. Mehmet Akif bu figürleri, ruhsal ve fiziksel yönlerden mitolojik metinlerin karanlık yüzlü kötü karakterleri gibi kurgulamıştır. Onlar yaşadıkları çevreyi de kendilerine benzetmiştir. Edebî metnin asıl gayesinin okuyucuda estetik haz uyandırmak olduğu göz önüne alınırsa, kendisine sık sık “sanatkârâne”likten uzak bir rol biçen Mehmet Akif’in aslında bunu mütevazılıktan yaptığı; esasında usta bir sanatçı olduğu anlaşılır.”
Doç. Dr. Musa Kazım Arıcan ise duyarlı bir Müslüman olan Âkif’in en fazla eleştiriyi Müslümanlara yaptığına ve yanlış tevekkül anlayışını çokça eleştirdiğine değinerek İslam toplumlarını uyanışa davet ettiğini belirten bir tebliği sundu. Akif’in Müslümanların ve İslam düşüncesinin en temel problemi olarak gördüğü meselelerin başında sorunlu tevekkül anlayışının geldiğinden bahisle Safahat'ında dile getirdiği yanlış tevekkül anlayışının, aynı zamanda Müslümanların tembellik ve cehaletlerinin de kaynağı olduğuna işaret edildiğine değinildi. Diğer taraftan ona göre sorunlu ya da yanlış tevekkül anlayışı, Müslümanların ya da İslam düşüncesinin problemli bir ulûhiyet anlayışına sahip olmalarına da kapı açtığına ve dolayısıyla Akif’in, İslam düşüncesinin veya Müslümanların en önde gelen sorunlarının başında sorunlu/yanlış tevekkül anlayışını gördüğüne işaret edildi. Tebliğci ‘Sorunlu tevekkül’ anlayışı ve eleştirisi üzerinde, teolojik ve felsefi açıdan durulmasının gerekliliği vurgulanılarak benzer sorunların günümüz İslam düşüncesi için de birçok açıdan geçerli olduğunu ifade etti.
Doç. Dr. Ersin Özarslan, Âkif’in Gölgeler’inden hareketle Mehmet Âkif’in şahsiyetini imbikten süzülmüş örneklerle çarpıcı bir şekilde anlatan bir bildiri sundu. Mehmed Âkif Ersoy’un şair, düşünce adamı olarak bilindiği, içtimaî münekkidliği ve buna bağlı olarak siyasetçiliğinin akla geldiğinden bahisle bazı çevrelerde ise sadece ideolog olarak görülme temayülü söz konusu olduğunu belirtti. Hâlbuki bütün bunların ötesinde bir insan Âkif’in söz konusu olduğunu, onun insanlığı, dostluğu, arkadaşlığı, cesareti, kararlılığı, hakperestliği, çalışkanlığı, vazife ve sorumluluk anlayışı, fedakarlığı, diğerkamlığı, hayırseverliği, cömertliği, dürüstlüğü, sözünün eri oluşu, aile reisliği, babalığı, hocalığı, yazarlığı, yayıncılığı, hatipliği, okuyuculuğu, sporculuğu, pehlivanlığı, yüzücülüğü, biniciliği gibi hususlar Gölgeler merkez olmak üzere diğer şiirleri yanında söz ve davranışlarından hareketle ele alınıp tahlile tâbi tutulmasının öneminden bahsetti. Tebliğci, bu suretle Âkif’in şahsiyetini ortaya koymaya çalışarak, hayat ve kâinat karşısında takındığı insan tavrını vurgulamaya çalıştı.
Doç. Dr. Şevkiye Kazan Nas sunduğu bildirisinde Âkif’in Gölgeler’inin aslında bir gölge olmaktan ziyade bir ışık bir yol gösterici olduğuna değinerek Âkif’in inanç sisteminde ümitsizliğe asla yer olmadığına değindi.
Bilgi Şöleninin dördüncü oturumu Doç. Dr. Mustafa Orçan yönetiminde başladı. Oturumun ilk konuşmacısı Tülin Arseven, Mehmet Âkif’in yaşamı ile sanatı arasında sarsılmaz bir bağ olduğuna Mehmet Âkif’in yaşam felsefesi haline getirmediği, inanmadığı hiçbir düşünceye eserlerinde yer vermediğine, sanatçının nasıl duymuş, düşünmüş ve yaşamışsa eserlerinde de onları dile getirdiğine değindi. Tebliğci, şair ve şiirin öznesi ilişkisinden hareketle iman sahibi, doğruluğun ve güzel ahlâkın tek kurtuluş çaresi olduğuna inanmış bir şairin hızla değişen dünya karşısında derinden duyumsadığı acı ile birlikte açmazları ele alan bir bildiri sundu.
Yrd. Doç. Dr. Mithat Durmuş, Âkif’in “Cihan altüst olurken, seyre baktın, öyle durdun da/Bugün bir serserî, bir derbedersin kendi yurdunda!”dizelerini epigraf yaparak sunumuna başladı. ‘İstiklal Marşımızı yazarak aziz milletimizin değerler manzumesinde önemli bir yer edinmiş olan Mehmet Akif Ersoy’u anmak, II. Meşrutiyetten sonraki devrede ‘Hasta Adam’ konumuna düşürülmüş Osmanlı’nın küllerinden Türkiye Cumhuriyetini kuracak olan bir nesli anmakla eşdeğerdir.’ ifadesini kullanan tebliğci, Mehmet Akif, ‘bu nesil adına konuşan, konuştuğu gibi yaşayan, yaşadığı gibi yazan, bu aziz topraklarda ebediyen varoluşumuzu dava edinmiş bir şairdir.’ dedi. Öteden bir ses ve günüzümüze yansıyan bir ışık olarak nitelendirdiği Âkif ve dönemi hakkında ‘Mehmet Akif konuşurken üç kıtaya hükmediyorduk, biz şu an Âkif üstüne konuşurken küçücük bir karaya hükmeder durumdayız. Üç kıtadan, küçücük bir karaya nasıl geldiğimiz Türk aydınının ciddi anlamda üzerinde düşünmesi gereken bir konudur.’ diyerek veciz konuşmasını bitirdi.
Kibar Ayaydın, Âkif’in memleketin en zor hâllerinde Âkif’in çığlıklarından bahisle, Âkif’in hassasiyeti ve Allah’tan yardım dileyişine değinerek içinde bulunulan durumlardan şikayetin hiçbir zaman isyan noktasına gelmediğini nihayetinde Âkif’in bütün çığlıklarının secde ile bittiğini vurguladı. Tebliğci sunumunda: “Âkif, doğrunun, hak ve hakikatin icmalî bir şahsiyetidir. Daha doğrusu İslâmiyet’in “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol” ayetinin timsali bir şahsiyetidir. Şahsiyatını İslâm’ın ana prensipleri etrafında örgüleyen Mehmed Âkif, “Hz. Aişe’nin Asab-ı güzine söylediği gibi, “Hz. Muhammed serapa Kur’an ahlâkıyla ahlâklanmış bir peygamberdir” sözünün bir takipçisi olarak “Doğrudan doğruya Kur’an’dan alıp ilhâmı/Asrın idrâkine söyletmeliyiz İslâm’ı” mısralarını, toplum minberinden yüksek sesle ifade eden bir dava adamı, şair ve hareket adamıdır. Gölgeler; “Garb’ın arkası kesilmez hücumları karşısında harap olan bir âlemin tasviridir. Şair her adımda ağlar.” dedi.
Mehmet Âkif Köseoğlu sunduğu tebliğinde Mehmed Akif’in hakkında şiir yazdığı Hoca Hüsameddin Efendi ve postnişini olduğu Hatuniye Tekkesi konu edindi. “İstiklâl Harbi esnasında Karakol Cemiyeti’nin silah ve insan naklinde mühim bir vazife üstlenen tekke Cumhuriyet sonrasında uzun seneler harabe halde kaldıktan sonra 2009 senesinde restore edilerek bir vakfa tahsis edilmiştir.” dedi ve Hatuniye Tekkesinin macerasını anlattı.
Canan Olpak Koç, Mehmet Akif'in Safahat'ın son merhalesi Gölgeler kitabında ve Tanpınar'ın Mahur Beste romanının “Garip Bir İhtilalci” bölümünde anlatılan Doğu üzerinde karşılaştırmalı olarak durarak yapılan doğu tasvirlerinin net olarak ortaya konulabilmesi için Tanpınar ve Akif'in bütüncül yapısı dikkate alınırken özelde şiirde konuşan dil ile romanda yaşayan karakterlerin ele alınmasının gerekliliğini belirtti.
Bilgi şöleninin ikinci günü olan 27 Aralık Cuma günü ise sabah Edirnekapı Şehitliği’ne gidilerek merhum Âkif’in ve Babanzâde Ahmet Naim’in kabri ziyaret edilerek dua edildi. Türk Edebiyatı Vakfı, Türkocağı İstanbul Şubesi ve çevresi gezilerek Sultan II. Abdülhamit, Sadullah Paşa, Ziya Gökalp’ın mezarları ziyaret edildi.
27 Aralık Cuma günü öğleden sonra başlayan Prof. Turan Koç yönettiği 5. oturumun ilk konuşmacısı olarak Doç. Dr. Zeki Taştan “Âkif’in Gölgeler’de yükselen feryadı” konulu bildirisini sundu. Oturumun ikincisi konuşmacısı olan Levent Bayraktar ise Mehmet Âkif’in değerler buranı karşısındaki hassasiyetini ortaya koyarak, ‘Âkif’teki mensubiyet duygusuna dikkati çekerek, Âkif’in Türk-İslam düşüncesi ve hissiyatı açısından önemine değindi.
Araştırma görevlisi Şeyma Karaca ise Âkif’te umut ve umutsuzluk kavramlarını irdeleyen bir tebliğ sundu. Safahat’ta bir medeniyet çöküşüne karşılık hep bir diriliş umudunun dile getirildiği örneğin “Yeis Yok” adlı şiirindeki “Allah’a dayan, sa’ye sarıl, hikmete ram ol/ Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol” dizelerinin umuda bağlılığın bir ifadesi olduğu belirtti. Yine “Azim” ve “Hakkın Sesleri” şiirlerinde Mehmet Akif Ersoy’un umut ve umutsuzluğa geniş yer verdiği Akif’in şiirlerinde bir medeniyet çöküşü bağlamında umut ve umutsuzluk temasının nasıl işlendiğine değindi.
Mehmet Ali Abakay ise “İslam Medeniyeti” kavramını merkeze alarak Âkif’in Safahat’ındaki medeniyet anlayışını ortaya koydu.
Doç. Dr. Mustafa Orçan, yerli ve özgün bir aydın olarak M. Akif’in Ersoy’un toplumsal ve kültürel değerlerle ilgili ileri sürdüğü görüşlerini, diğer aydınların topluma ve bu tür değerlere karşı koymuş olduğu mesafe karşısındaki duruşunu ve ortaya koymuş olduğu “aydın ruhu ve dinamizmini” ele almaya ve hangi aydın tipine girdiğinden bahsetti. Orçani ‘O, aşırı Batılılaşma’ eğilimleri ve söylemi içinde İbn Haldun’un deyimiyle ‘sebebi asabiyetin’ ve kültürel değerlerin gelecek toplumlar için büyük bir sermaye ve donanım olduğunu gören ve bu yönüyle de diğerlerinden ayrılan bir aydındır dedi. Değişik örnekler vererek münevver aydın ve karanlık aydın denebilecek aydınların birbirinden ayrılması gerektiği hususuna vurgu yaptı. Bu bağlamda Âkif’in münevver aydınlığı ortaya konuldu.
Yrd. Doç. Dr. İdris Nebi Uysal, Âkif’in ‘Hüsran’ şiirinden hareketle örnekli bir şekilde Safahat’ın bağlamlı sözlüğünün hazırlanmasının gerekliliğini belirtti. Bu sözlük çalışmasının Mehmet Âkif’in fikirlerinin ve sanatının daha iyi anlaşılmasında büyük katkılar sağlayacağını belirtti.
Yrd. Doç. Dr. İdris Nebi Uysal, bağlamlı sözlük (=işlevsel sözlük, contextual dictionary); anlam-bağlam ilişkisine dayanan, bir eserin söz varlığını en ince anlam faklılıklarına kadar ortaya çıkaran ve sözcüklerin geçiş sıklığını görmeyi sağlayan bir sözlük olduğundan bahisle Safahat’ın bağlamlı sözlüğünü hazırlamanın gerekliliği ve yöntemi üzerinde durdu. Bu çalışmanın medeniyet tarihimize ışık tutan Safahat gibi eserler için de yapılmasının gerekliliği vurgulanarak bu sayede:
- Akif’i anlamanın daha kolay ve doğru olacağı,
- Sözcüklere yüklenen anlamlardan yola çıkarak şairin Türkçeye katkısınn ortaya konulabileceği,
- Kültür ve sanat dünyasına Mehmet Akif Ersoy Sözlüğü kazandırılacağı,
- Şiirlerin çeşitli dünya dillerine çevrilmesinin önü açılmış olacağı,
- Sözcüklerin geçiş sıklığı tespit edilerek Akif’in (kavramlar) dünyasının açığa çıkarılacağını ifade etti.
Araştırma görevlisi Zeynep Tek, Mehmet Akif Ersoy’un şiirlerinde ebediyet arketipini ele aldığı tebliğinde temel metot olarak, Carl Gustav Jung’un çalışmalarından hareket etti. “Bir sanat yapıtı gerçekten insan soylarına bir bildiri denebilecek olan şeyi içinde bulundurur.” diyen Jung’un ortak bilinçdışı kavramı üzerine yaptığı okumalar, incelemesinin kuramsal arka planını oluşturdu. Böylece Mehmet Akif Ersoy’un şiirlerinde ölümsüzlük arketipinin eserlerinin edebî anlam değerlerini oluşturmada etkisi ortaya koymaya çalıştı.
Mustafa Dağ tebliğinde, Âkif’in yedi bölümden oluşan Safahat adlı eserinde yer alan birçok şiirde; yeise kapılmamak, azimli olmak, çalışmanın gerekliliği ve doğru tevekkül inancı eserlerinin tematik yapısını meydana getirmektedir dedi. Âkif’in hayata bakışı açısını büyük oranda belirleyen söz konusu temalar, Safahat’ın Gölgeler bölümünde yer alan; “Alınlar Terlemeli”, “Yeis Yok” ve “Azimden Sonra Tevekkül” adlı şiirlerde belirgin bir şekilde ifadesini bulduğundan bahisle, tespit edilen şiirlerden hareketle, tarihsel şartlar da göz önünde bulundurularak, Âkif’in hayat telakkîsini ortaya koymaya çalıştı.
Prof. Dr. Fazıl Gökçek başkanlığındaki kapanış oturumunda ise Türkiye Yazarlar Birliği Vakfı Başkanı D. Mehmet Doğan akademik camiadan sempozyuma olan ilginin gün geçtikçe artığına dikkati çekerek bu durumdan memnuniyetini belirtti. Bilgi şölenine ev sahipliği yapan İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi, Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi ve bilgi şöleninin hazırlanmasında akademik koordinasyonu sağlayan Yıldırım Beyazıt Üniversitesi’nden Cengiz Karataş’a da teşekkür etti. Sabahattin Zaim Üniversitesi’nden Prof. Dr. Turan Koç ve sunumu yapan Özlem Güneş Hanımefendi’ye de özellikle teşekkür edildi. D. Mehmet Doğan, bu sene 6. sı düzenlenen Mehmet Âkif konulu sempozyumun önümüzdeki sene yayınlanışının 90. Yılı olması hasebiyle “Âsım” temalı olmasını arzuladığını belirtti. Bu vesileyle ilgili üniversitelerin rektörleri başta olmak üzere emeği geçen herkese teşekkür etti.
Kapanış oturumda söz alan Sabahattin Zaim Üniversitesi adına koordinasyonu sağlayan Prof. Dr. Turan Koç ise böyle bir bilgi şölenine ev sahipliği yapmaktan çok mutlu olduklarını ifade ederek Âkif’in bütün fikirleriyle tanınması ve anlaşılmasının önemine vurgu yaptı. Emeği geçen herkese teşekkür etti.
Doç. Dr. Ersin Özarslan ise Âkif’in Safahat’ının Cumhuriyet Döneminde korsan baskısı yapılan ilk kitap olduğunu belirterek Safahat ezberlemelerine bile şahit olduğundan bahsederek “safahat hafızlığı” diye bir kavramın varlığından bahsetti. Safahat çalışmalarına değindi. Kalıcılık açısından akademik bilgi popüler bilgiden daha önemlidir diyerek Âkif’e olan ilginin daha da artmasını temenni ederek emeği geçen paydaşlara teşekkür etti.
Doç. Dr. Mustafa Orçan, Safahat başta olmak üzere Mehmet Âkif’in eserlerinin yabancı dile çevrilmesinin öneminden bahisle Âkif Şark’ın sesi ve vicdanı olduğunu vurguladı. Âsımla ilgili çalışmalar devam etmeli ve Âsımla ilgili gençlik ve çocuk merkezleri açılmalıdır dedi.
Doç. Dr. Levent Bayraktar ise, Âkif’i anmak ve anlamak konusundaki çalışmaların kurumsallaşmasının önemine değinerek Âkif, bir medeniyet ve değerler krizini yaşıyor ve bundan çıkış yollarını gösteriyordu dedi. Âkif’in fikir, sanat ve yaşantısıyla artık hayatımıza sirayet etmesinin gerekliliğini vurguladı. Tevhid-i hakikat noktasından hareketle her gencin birer Âsım her yetişkinin de birer Âkif olmaya çalışması gerekir dedi.
Doç. Dr. Şevkiye Kazan Nas, Emeği geçenlere teşekkür ederek paylaşmanın öneminden bahsetti. Burada ben de Âkif hakkında yeni şeyler öğrendim dedi. D. Mehmet Doğan’ın sözlerine atfen bir dahaki sene yapılacak olan Âsım sempozyumunda Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi’nin ev sahibi ve ana sponsor olabileceğini belirtti.
Doç. Dr. Musa Kâzım Arıcan ise emeği geçenlere teşekkür ederek başladığı konuşmasında Türkiye Yazarlar Birliği’nin birçok üniversitenin yapamadığı milletlerarası ve ulusal sempozyumlara imza attığını belirterek takdirlerini sundu. "Âkif davası ve derdi olan adamdı günümüzde kaybettiğimiz en büyük değer budur." dedi.
Doç. Dr. Zeki Taştan ise ‘bu ülkede davası ve derdi olan insanların üzeri ne kadar ‘Gölgeler’le kapatılmaya çalışılırsa çalışılsın her gece güne gebedir ve bir gün ışık saçacağı aşikârdır.’dedi. Bunun güzel örneğinin de Mehmet Âkif olduğu ifade etti. Âkif gibi şahsiyetlerin en güzel disiplinlerarası çalışmalar ile her yönüyle anlaşılabileceğine dikkat çekerek bu sempozyumun birçok disiplinden alan uzmanlarına yer vermesi ve genlerden de katılımı sağlaması yönüyle de güzel bir başlangıç olduğunu vurguladı.
Kapanış oturumu başkanı ve Türkiye’de akademik camiada Âkif üzerine en çok çalışanlardan biri olan Prof. Dr. Fazıl Gökçek ise "Muhteva konusu önemlidir ama uslup meselesi de ihmal edilmemelidir." dedi. "Zira Âkif’in uslübu yok esalibi vardır" dedi. Bu tarz geniş yelpazeli ve disiplinlerarası sempozyumların artması temennisiyle düzenleyen kurumlara, emeği geçenler teşekkür ederek oturumu kapattı.

- Geri
- Ana Sayfa
- Normal Görünüm
- © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.