- Hakkımızda
- TYB Ödülleri
- Genç Yazarlar Kurultayı
- Kitaplık
- Ahlâk Şûrası
- Yazar Okulu
- Mehmet Âkif Ersoy
- Türkçe Şûrası
- Milletlerarası Şehir Tarihi Yazarları Kongresi
- Yayınlar
- Söyleşi
- Şube Haberleri
- Salgın Edebiyatı
- Şiir Şölenleri
- Haberler
- Kültür Kervanı
- Mesnevi Okumaları
- Kültür & Sanat Haberleri
- Kırklar Meclisi
- Duyurular
- Biyografiler
20 Nisan 2026- İstanbul14°C▼
- Ankara12°C
- İzmir17°C
- Konya9°C
- Sakarya12°C
- Şanlıurfa14°C
- Trabzon10°C
- Gaziantep12°C
OKUR OKULU DA ÇIKTI!
Yazmadan önce okuyacaklar! TYB şimdi de okur okulu açtı ve diyor ki yazarlıktan önce okumayı öğrenmeli! Ne de olsa yaz diye emir yok ama oku diye var! Birçok kurum yazarokulu açıyor.

Birçok kurum yazarokulu açıyor. Yazarokulu mezunları yazar olur mu, yazar sayılmalı mı diye tartışılıyor. Belki yazarlıktan önce açılmalıydı ama neyse ki bir düşünen olmuş ve okur okulu açılmış! Salih Cenap Baydar ile bu okulu görüştük.
Önce bilgi sonra fikir
Herkes yazarlığın okullarına rağbet ederken siz neden böyle bir okur okulu açtınız? Fikir kimin?
Entellektüel ahlak bağlamında Uğur Mumcu'ya ait bir söz var: "Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz" diye. Pek çok konuda bir kanaat sahibi sanıyoruz kendimizi, çok konuda rahatça ahkâm kesiyoruz, iyiyi kötüyü isabetle(!) tespit ediverip, yargı lüzumu aramadan infazlar yapıyoruz. Kendimizi yoklayalım: kanaatlerimizin ne kadarı emek harcanıp kazanılmış, özümsenmiş bilgiye dayanıyor? Hemen hepimiz, çevremizdeki insanların tutumlarından, "mahallemizde" hakim kanaatlerden, "otorite" sayılan kişilerin fikirlerinden etkilenip başkalarının kanaatlerini kendi kanaatimiz gibi benimsiyoruz. Yazar olmayı hedefleyen bir kişinin kendi öz kanaatlerini bilgi temelleri üzerinde inşa etmesi gerekir. Eğer başkalarının kanaatlerinden başka "bilgi" sahibi değilseniz alternatif bir bakış geliştiremez en iyi ihtimalle başkalarının kanaatlerini farklı kelimelerle, azıcık azaltarak ya da çoğaltarak tekrarlarsınız. Bilgi sahibi olmak için de biraz gayret sarfetmek, alın teri dökmek, çokça okumak gerekiyor. Özetle iyi bir okur olmadan iyi bir yazar olmak boş bir hayal.
Aslında okuma konusunda insanımızın -özellikle genç insanımızın- gayreti, veryansın edildiği kadar zayıf değil. Öyle olmadığını dolup boşalan kitapevlerinden, hala varlıklarını sürdürebilen işporta kitapçılarından ve (eğer satış amaçlı bir illüzyon değilse) yeni romanlar çıkaran yazarlarımızın pop yıldızları gibi gündeme gelmelerinden çıkartabiliriz. Okuma konusunda bence iki temel problemimiz var, ilki bir okuma disiplin yakalamak, diğeri ne okuyacağımızı doğru seçebilmek.
Bu rejimden iş çıkar mı?
Karşımızda okunmayı bekleyen milyonlarca kitap var. Bunların hepsini okumak mümkün değil. O zaman seçici olmak durumundayız ama neye göre seçeceğiz okuyacaklarımızı? Gündemde olan, popüler sayılan kitaplarla mı sınırlayacağız ufkumuzu? Bu yolu tutanlar varsa, -mesela son zamanlarda- biraz Kanuni, Hürrem üzerine yazılmış belgesel ve kurgu kitaplardan, biraz Kur'an'daki şifreleri anlatan kitaplardan, biraz Mevlana-Şems hakkında yazılanlardan, çokça tasavvuf hakkında döktürülenlerden okumuş olmalılar. Hemen bu tablo bile, bize böyle bir "okuma rejiminden" sağlıklı bir netice çıkmayacağını gösteriyor sanıyorum. 
"Okur Okulu" fikri aslında bu bahsettiğim problemlerle, çözüm arayışından çıktı. Bu tabi ki gerçek bir okul değil. Aslında "yazar okulu" kavramına bir nazire daha çok. Hedefimiz, bugünü ve yarını daha iyi "okuyabilmek" için işe dünü okuyarak başlamak. Bunu yaparken de savrulmadan, maniple edilmeden ilerleyebilmek.
Bugünü kontrol eden geçmişi de kontrol eder
1984 yazarı, önemli düşünür George Orwell'in bir sözü var: "Geçmişi kontrol eden... geleceği de kontrol eder; bugünü kontrol eden geçmişi de kontrol eder." Bugüne bakışımız, sosyal ya da siyasi duruşumuz, aslında tamamen geçmişi nasıl algıladığımıza göre şekilleniyor. Tarih algımıza göre sağcı, solcu, marksist, maoist, kapitalist vs. oluyoruz. Peki, bu kadar belirleyici olan geçmiş algımızı ne üzerine kuruyoruz? Bilgi üzerine mi? Okuduklarımız üzerine mi? Araştırdıklarımız üzerine mi? Maalesef birçoğumuz için bu soruların cevabı hayır. Düne bakışımızı bugün hakim olan cereyanların bizi sürüklediği kitaplar üzerine kuruyoruz ve bu Orwell'in müthiş tespitini bir kez daha haklı çıkartıyor. Bizi biz yapan geçmiş algımızı, -dolayısıyla bizi- bugün sosyal-siyasi hayatımıza hakim olanlar belirliyor.
Bu noktada başta söylediklerime dönüyorum. Hayatı, bugünü ve yarını doğru algılayabilmek için dünü öğrenmeliyiz. Dünü, en azından yakın geçmişi, doğrudan kaynaklarından okuyup öğrenmemizin önünde hiçbir engel yok! Bir Ahmet Hamdi Tanpınar'ı, bir Ziya Gökalp'i, bir Nazım Hikmet’i, Necip Fazıl'ı doğrudan kendi sözlerinden dinlemek için yapmamız gereken bir disiplin benimsemekten ibaret. Bu insanlar kimdi? Nasıl insanlardı? Hayatı nasıl yaşadılar? Hayata nasıl bakıyorlardı? Neden öyle bakıyorlardı? Kimden etkilendiler? Kimleri etkilediler? Sonuçta her biri için kanaatimiz nedir? Benimsedikleri görüşler konusunda kanaatimiz nedir? Beynimizde hangi noktaya oturtacağız bu isimleri ve fikirlerini? Bütün bu soruların cevaplarını yönlendirmesiz, aracısız, kendi gayretlerimizle bulmayı umuyoruz.
İmam Hatipli ve Saint-Josephli
İyi okur kimdir? Yazar okulunu bitiren herkes yazar olmuyor belki ama Okur Okulu, öğrencilerine ne katacak?
Okur Okulu projesi için yakın tarihimizde öne çıkmış yüzü aşkın isim belirledik. Her biri kendine farklı ideolojik saflar belirlemiş insanları bir kez de biz okuyup birbirimize anlatalım istedik. Her isim için on beş günlük bir süre belirledik. Hedefimiz seçtiğimiz düşünürün en az bir kitabını bu sürede okuyup bitirerek bir araya gelmek. Katılımcılardan her biri farklı kitaplar okuyacağından ve farklı açılardan bakacağından çok zengin bir içerik çıkacağını ümit ediyoruz. Biraz abartılı bir örnek verirsek: Hayatında Tevfik Fikret'ten hiçbir şey okumamış bir imam hatiplinin ve Mehmet Akif'in sadece İstiklal Marşı’ndan haberdar olan bir Saint-Joseph mezununun birbirlerine getirecekleri yeni açılımlar, farklı bakış açıları olacağını düşünüyoruz. Bu kapsamda bizce iyi okur, alternatif bakış açılarına açık, anlamak için zaman zaman tahammül etmeyi bilerek ve belli bir disiplinle sürekli okuyan kişidir.
Nasıl bir program belirlediniz? Kitapları kim seçecek?
On beş günde bir Cumartesi günleri, Ankara Türkiye Yazarlar Birliği genel merkezindeki toplantı salonunda toplanacağız. Kitap seçilmeyecek. Sadece düşünür seçilecek ve katılımcılara bildirilecek. İsteyen düşünürün herhangi bir veya birden çok eserini okuyabilecek. Seçilen düşünürlerin farklı dünya görüşlerine sahip olmalarına dikkat edilecek.
Herkes okuduğu hakkında istediğini söyleyebilecek mi? Alışılmış, öğrenilmiş eleştirilere kapılmayalım derken sözün ayarını kaçırmak gibi bir tehlike mevzu olur mu?
Bu bir tehlike midir? Tartışılır. Bugün internette, hatta televizyonlarda en çok tabu sayılan mevzular bile rahatça tartışılıyor. Üslubumuzu ve entelektüel kalitemizi, seviyemizi muhafaza ettiğimiz müddetçe herkes istediğini söyleyebilecek.
Kayıt vs de yok!
Okurlar kime müracaat etsin kayıt, bilgi vs. için?
Bu resmi bir okul değil. Tamamen sivil, ücretsiz, gönüllü bir sohbet grubu. Katılımcılara herhangi bir otoritenin ideolojik yükleme yapmaya kalkışmadığı, içeriğin katılımcılar tarafından oluşturulduğu bir sohbet ortamı. Sadece birbirimizle haberleşmek için kullandığımız facebook grubumuz http://www.facebook.com/groups/okurokulu/ ve tabi ki okurken altını çizdiğimiz satırları paylaşmak için kullandığımız sitemiz http://www.alticizilisatirlar.net/ üzerinden katılımlar bekliyoruz. Bu internet araçları vasıtasıyla Ankara'da olmayan arkadaşlarımızın de içeriğe katkı yapacaklarını umuyoruz. İlk toplantımız 17 Eylül 2011 Cumartesi günü saat 14:00'da TYB Genel Merkezi'nde (Adres: Sümer 1. Sok. No:11 Kızılay/Ankara) olacak. İlgili tüm Ankaralı arkadaşları, başka bir örneği olmayan bu ilginç faaliyete dostlarıyla birlikte bekliyoruz.
Söyleşi: Rabia Gülcan
10.09.2011 Dünyabizim.com
- Geri
- Ana Sayfa
- Normal Görünüm
- © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.