13 Mayıs 2026
  • İstanbul16°C
  • Ankara11°C
  • İzmir16°C
  • Konya12°C
  • Sakarya15°C
  • Şanlıurfa15°C
  • Trabzon17°C
  • Gaziantep14°C

AHMET HAMDİ TANPINAR GÜNLERİ SONA ERDİ

Türkiye Yazarlar Birliği ve Keçiören Belediyesi tarafından ortaklaşa düzenlenen “Ahmet Hamdi Tanpınar Günleri” ve “Fotoğraflarla Ahmet Hamdi Tanpınar” başlıklı fotoğraf sergisi sona erdi.

Ahmet Hamdi Tanpınar Günleri Sona Erdi

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın 60 yıllık ömründe gerçekten büyük eserler bıraktığını belirten Doğan, Tanpınar’ın 20. yüzyılın büyük şairlerinden biri olduğuna ve Saatleri Ayarlama Enstitüsü gibi şaheser romanlar bıraktığına dikkat çekti. Huzur adlı eserinin bizi daha çok ilgilendiren bir şaheser olduğunu ifade eden D. Mehmet Doğan, “ eğer bugün Türkiye’de yaygın bir şehir edebiyatı varsa bunların yol açıcısı Beş Şehir’dir. “ dedi.

Tanpınar’ın, eserlerinde zihnimize hitap eden tatları bizlere sunduğunu söyleyen Doğan, onun, ölümünden neredeyse 10 yıl sonra hatırlanmaya başladığını ifade etti. “ Ahmet Hamdi Tanpınar, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde Yahya Kemal ekolünün sürdürücüsüdür. “ diyen D. Mehmet Doğan, onun hatırlarımızda kalması için çalışmaları ilk kez başlatan kişinin talebesi Mehmet Kaplan olduğuna işaret etti. Tanpınar’ın Milli Eğitim Bakanlığı’nı ilgilendirdiğini ifade eden Doğan, edebî zevk, tarih şuuru verilmek isteniyorsa Tanpınar’a ihtiyaç olduğunun altını çizdi.

Tanpınar’ın 70’lerde hatırlandığını, 80’lerde de keşfedildiğini söyleyen Doğan, onun en merkezî fikrinin “ devam ederek değişmek, değişerek devam etmek “ fikri olduğunu vurguladı. D. Mehmet Doğan, eğer Tanpınar kıymetinde edebî şahsiyete başka bir ülke sahip olsaydı, bu sempozyumun on katı faaliyet yapılacağına dikkat çekti.

Geçen senenin Âkif yılı olmasına rağmen yılın âdeta heba edildiğini söyleyen Doğan, resmi kurumların yaptıklarının TYB’nin yaptıklarına denk olmadığını belirtti. 2008 yılının Yahya Kemal yılı olması için teşebbüslerde bulunduklarını ifade eden D. Mehmet Doğan, Kültür Bakanlığı’nın ilân etmesine rağmen, o yıl istenilen neticeye ulaşılamadığını vurguladı.

Ahmet Hamdi Tanpınar'ın talebesi ve onun üzerine çok kapsamlı  çalışmaları olan değerli ilim adamamız M. Orhan Okay, şiddetli kış şartları yüzünden Ankara'da yapılan Tanpınar sempozyumuna gelemedi. onun açılış bildirisi TYB Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Fidan tarafından okundu. 

PROF. DR. ORHAN OKAY'IN BİLDİRİSİ

Vefalı Tanpınar dostları,  değerli Tanpınar okuyucuları,

 

Şair, romancı, deneme yazarı, tenkitçi, edebiyat tarihçisi, fikir ve sanat adamı Ahmet Hamdi Tanpınar’ın vefatının 50. yılı vesilesiyle bir defa daha bir araya gelmiş bulunuyoruz. Büyüklerimiz ölümü, yani ruhun bedeni terk etmesini, kılıcın kınından çıkmasına benzetirlerdi. Kılıç kınından çıktığı zaman keskinliğini gösterirdi. Hayatta iken eserleri, fikirleri  itibar görmeyen pek çok gerçek büyük adam gibi Tanpınar’ın da etrafında, vefatından yirmi yıl kadar sonra başlayan ilgi alanı gittikçe genişleyerek onu günümüzün hemen en önemli fikir ve sanat adamları arasına almıştır. Türkiye’de ve Türkiye dışındaki üniversitelerde yapılan akademik çalışmaların dışında, Tanpınar hakkında sadece kitap halinde çalışmaların sayısı kırkı bulmuştur. Buna sekiz yüz kadar makaleyi de ilâve edersek ona olan ilginin çapı hakkında bir fikir edinmiş oluruz.

Bu olağanüstü ilginin sebebi nedir? Tanpınar şiiri, denemeleri, hikâye ve romanlarıyla geçen yüzyılın önde gelen edebiyatçılarındandır. Bu gibi eserlerinin bir taraftan edebiyat estetiği açısından değeri, diğer taraftan bu eserlerin arkasındaki zengin kültür ve sanat birikimiyle çağdaşlarının arasında farklı bir yeri vardır. Pek az aydınımız eski edebiyatımıza ve Batı edebiyatına, Türk ve Batı klasik musikisine, Batı resim ve heykel sanatına onun kadar ilgi duyabilmiştir. Başka bir özelliği, belki büyük okuyucu kitlesinin daha çok ilgisini çeken tarafı ise şüphesiz fikirleridir. O, her şeyden önce içinde yaşadığı memleketin ve toplumun meselelerine eğilmiş bir Türk aydını sıfatıyla önemli bir düşünürdür. Çeşitli fikir akımları karşısında yeni Türkiye’nin durumunu kavramaya gayret etmiş, mesleği dolayısıyla edebiyat, sanat ve estetik meseleleri kadar siyaset, rejim ve ekonomi konularıyla ilgili düşüncelerini de dile getirmiştir. Bu fikirlerini makalelerinde olduğu kadar romanlarındaki kahramanlarının ağzından da ifade etmiştir. Onun sanatkâr şahsiyetinin yanında belki asıl bu fikirleri dolayısıyla geniş okuyucu kitlelerinin dikkatini çekmiş olduğunu zannediyorum.

Tanpınar Batı ile Doğu arasındaki Türkiye’nin muhasebesini yapan dikkate değer bir fikir adamıdır. Yahya Kemal’in tam da Batı’dan eve döndüğü yıllarda onun öğrencisi hatta sadık bir tilmizi olmuştu. Ancak 1927-1932  arasında, Ankara’daki öğretmenlik yıllarında, Yahya Kemal’den manen ve maddeten uzak kalması onu farklı bir çevre içine düşürür. Batıcı olmaya kesinlikle kararlı olan Cumhuriyet henüz beş yaşındadır. Tanpınar öyle bir çevrede radikal bir Batıcı olduğunu yıllar sonra itiraf edecektir. Ta ki 1933’te İstanbul’a dönüp yeniden Yahya Kemal’in çevresine girinceye kadar. Bu tarihten sonra onun fikir hayatını, Türkiye’nin kendi geçmişiyle hesaplaşması ve barışması gayretleri içinde görürüz. Böylece Batı ile Doğu’nun daha ılımlı bir terkibini arar. Tanzimat’la başlayan Batı’ya karşı sempati ile kendi medeniyetimize tepkinin başlangıçta tabii olduğunu, fakat bu tepkinin devamının tehlikesini düşünerek geçici olması gerektiğini ileri süren işte bu Tanpınar’dır. Böyle yazılarından birinde diyor ki: “Bütün bunlar olurken yavaş yavaş eski harsımızla olan rabıtaları kestik ve birdenbire kalabalık bir caddede hafızasını kaybetmiş bir adamın vaziyetinde kaldık. Yahut hiç olmazsa -belki kendimizle en fazla meşgul olduğumuz, eski mefahirimizi öğrenmeye en çok heves ettiğimiz bir devirde- kendimizi eski manevi benliğimize karşı hiçbir sempati hissetmeyen yabancı ve dargın bir halet içinde gördük”. Tanpınar bu fikirleriyle, manevi benliğine yabancı ve dargın kalan bir nesli barıştırma misyonunu yükleniyordu. Beş Şehir böyle bir misyon yolunda, bir medeniyeti savunmak için kaleme alınmış bir eserdir. Bir yığın ayrıntısına girdiği bu medeniyetin özünü, Tanpınar’ın bu eserde kullandığı kelimelerle ifade etmek gerekirse şu formülle karşılaşıyoruz: Selçuklu, Anadolu’yu şehir şehir vatan yapmanın, yeni bir medeniyetin tohumlarını atmanın çağıdır, toprağın, bin yılda bir millet yaratmasının başlangıcıdır. Osmanlı ise bizim Rönesans’ımızdır.

Gerçekte Tanpınar, kendi içindeki sesi başkalarına da duyurmak istemektedir. O, yaşadığı dönemin, birbirinden kopuk ikiliğinin  farkındaydı. Ne sadece geçmişin getirdikleriyle yetinmek, ne de yüzünü tamamen Batı’ya çevirmek. İdeal olan, bu ikiliği mutlu bir terkibe ulaştırmaktı. Ölümünden çok kısa bir süre önce, bir radyo sohbeti olarak hazırladığı konuşma metninde, Türk toplumunun hâlâ içinde bulunduğu ikiliğin getirdiği karamsarlık ile konuşur. Bu konuşmasını yaptığı tarihte Batılılaşmamızın üzerinde yüz yirmi, Cumhuriyet’in ise kırk yıl geçmiştir. Diyor ki:

“Bugünün geçiş devrinde her şey bize biraz da tehditkâr bir muamma çehresiyle geliyor. Tarihimizin acayip bir devrindeyiz.  Bir buçuk asırdır süren bir medeniyet değiştirmenin neticesi olarak hayatımıza hakim olan ikilik her şeyi güçleştirdi. Kalbimizle düşüncemiz, iyi niyetlerle itiyatlarımız hep birbiriyle çarpışıyor. Sonra dikkat edin ki bu hadlerin kendileri de sabit değildir. Bende iyi niyet olan öbüründe itiyat, öbüründe hissî olan bir başkasında aklın tek icabı. Belki de gelecek nesiller için bugün yaşayanların en ayırıcı vasfı, bu devamlı çatışma olacak”. Heyhat ki Tanpınar’ın bu konuşması üzerinden de elli yıl geçti, hâlâ ve hep bu çatışmanın içindeyiz.

Tanpınar bir terkibin insanıdır. Onun düşüncelerinde önemli terkiplerden biri de Doğu ve Batı medeniyeti, kültürü, sanatı, edebiyatı ve yaşama tarzı arasında Tanzimat’tan veya öncesinden beri devam eden ikilemin dengeli bir âhenge kavuşmasıdır. Batılılaşmak bir zarurettir. Ancak kurduğumuz ve yaşattığımız büyük medeniyetin temelleri üzerine inşa etmek şartıyla. İkilik başka, terkip başkadır. Bu ikilikten yeni bir terkibe ulaşmak için Tanpınar’ın sık sık tekrarladığı formül, evvelâ kendimizi tanımaktır. Biz kimiz ve neyiz?  Tanpınar’a göre biz ne Doğulu ne Batılıyız. Doğu’nun değerleriyle yetişmiş olmak ve Batı’nın kültürünü elde etmek başka, kendimizi tanımak başkadır. Doğru ve güzellik gibi idealler ise bir milletin ancak kendi hayatında ve geçmişindedir.

Türkiye’de katı sloganların ayırdığı muhafazakâr/sağcı yahut ilerici/solcu görünmek istemeyen Tanpınar, bütün bu fikirlerinin ışığında, sosyal bir gerçeklik olarak dinî hayatın kaybolmamasını ister. Günlükler’inin son sayfalarında milletinin dinine bağlı kalmak istediğini söyler: “Allah’a inanıyorum. Fakat tam müslüman mıyım, bilmem. Fakat anamın, babamın dininde ölmek isterim ve milletimin müslüman olduğunu unutmuyorum ve müslüman kalmasını istiyorum”.

Tanpınar Türkiye’nin içinde bulunduğu çelişkiyi olarak devam ettirmek değil, farklılıkları âhenkli bir terkip içinde eritmek istiyordu. Bugün nesillerimizin yetişmesinde üstad kabul ettiğimiz birçok aydınımız gibi, Yahya Kemal, Peyami Safa, Hilmi Ziya Ülken, Nurettin Topçu, Cemil Meriç gibi o da Batı’ya gidip eve dönen insanımızdı.

Vefatının 50. yılında Ahmet Hamdi Tanpınar’ı rahmetle anıyoruz.

 

İLK OTURUM

Açılış konuşmalarının ardından ilk oturuma geçildi. Prof. Dr. Hicabi Kırlangıç’ın başkanlık ettiği ilk oturumun başlığı “Tanpınar’ın Düşünce Dünyası” idi. Bu oturumda “Tanpınar’da Geçmiş, Şimdi ve Gelecek” başlıklı tebliğiyle Prof. Dr. Besim Dellaloğlu, “Ahmet Hamdi Tanpınar ve Alman İdealizmi” başlıklı tebliğiyle Mustafa Atiker, “Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nde Zaman ve Medeniyet İlişkisi” başlıklı tebliğiyle Prof. Dr. Alaattin Karaca ve “Tanpınar’ın Medeniyet Tasavvuru: Devam ve Değişim” başlıklı tebliğiyle Kibar Ayaydın yer aldı. Prof. Dr. Besim Dellaloğlu tebliğinde muhafazakarlık, modernlik, gelenek gibi kavramlar etrafında Tanpınar’ın düşünce dünyasında bir çözümlemeye giderek Batı ile kurduğu ilişkiyi analiz etmeye gayret etti. Mustafa Atiker’in tebliği 19.yy düşünce dünyasını derinden etkilemiş olan Alman romantizminin Ahmet Hamdi Tanpınar düşüncesindeki ve eserlerindeki yansımalarının izini sürdü. Prof. Dr. Alaattin Karaca ve Kibar Ayaydın’ın tebliğleri de Tanpınar’ın medeniyet kavramı ile kurduğu ilişkiyi çeşitli yönleriyle inceleyen çalışmalar olarak dikkat çekti.

“Tanpınar ve Şehir “başlığı taşıyan ikinci oturumun başkanlığını Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu yaptı. Bu oturumda Prof. Dr. Mehmet Törenek, Mehmet Kurtoğlu, Şaban abak ve Doç. Dr. Selim Çonoğlu çeşitli yönleriyle Tanpınar’daki şehir düşüncesini, Tanpınar’ın şehir düşüncesinin pratikteki yansımalarını anlattılar. Doç. Dr. Şükrü Karatepe’nin başkanlık ettiği günün son oturumunda ise Dr. Hayrettin Orhanoğlu “Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Huzur Romanında Değişme ve Dönüşme Ritüelleri”, Ergün Yıldırım “Türk Modernliğinin Huzursuzluğu: Huzur Romanında Modernleşmeyi Anlamak”, Prof. Dr. Mehmet Narlı “Doğu-Batı Arasında Yeni Bir Kimlik Arayışı Bağlamında Halide Edip, Peyami ve Tanpınar” başlıklı sunumlarını yaptılar. Bu oturumda bir tebliğ sunması beklenen Mustafa Özçelik hava muhalefeti sebebiyle toplantıya katılamadı.

Cumartesi günkü oturumların tamamlanmasının ardından organizasyon komitesi ve tebliğciler Keçiören Belediye Başkanı Mustafa Ak tarafından akşam yemeğinde ağırlandı. Bütün katılımcılarla tek tek ilgilenen Mustafa Ak toplantının verimli geçmesi dileğini tekrar iletirken bütün tebliğcilere katılımları dolayısıyla teşekkür etti.

Pazar günkü ilk oturumun başkanlığını Prof. Dr. Mehmet Törenek yaptı. Bu oturumda Cevat Akkanat, Yrd. Doç.Dr. Ömer Solak, Asım Öz ve Yrd. Doç. Dr. Mahmut Babacan birer tebliğ sundular. Bu oturumda özellikle Asım Öz’ün yaptığı sunum dikkat çekici oldu. Edebi Kamuda Tanpınar İlgisi başlıklı tebliğiyle Sempozyuma katılan Asım Öz 1930’lu yıllardan 2000li yıllara kadar geçen süreçte Türk edebiyat camiasının Tanpınar’a olan ilgisini, bu ilginin kaynaklarını tarihsel süreklilik ve düşünsel bir çerçeve içerisinde analiz etti.

Başkanlığını Dr. Hüseyin Pala’nın yaptığı, Doç. Dr. Nazmi Avcı’nın hava muhalefeti sebebiyle katılamadığı Ahmet Hamdi Tanpınar Günleri’nin son oturumunda Doç. Dr. Nesime Ceyhan Akça, Yrd. Doç. Dr. Abdullah Harmancı ve D. Mehmet Doğan birer sunum gerçekleştirdiler.

Tebliğlerin tamamlanmasının ardından değerlendirme konuşması yapmak üzere Dr. Hayrettin Orhanoğlu kürsüye geldi. Orhanoğlu, iki gün süren ve yaklaşık beş oturumdan oluşan sempozyumda kendisinin görebildiği kadarıyla Tanpınar’da Tanzimat yargısının bulunduğunu ifade etti. Oturumlarda kimi konuşmacıların durum tespiti yapan bakış açılarının olduğunu belirten Dr. Hayrettin Orhanoğlu, bir de salt okuma denilen okumaların gerçekleştirildiğini vurguladı. Bütün konuşmacılara teşekkür ederek konuşmasını bitiren Orhanoğlu’ndan sonra kapanış törenine geçildi.

Kapanış töreninde Keçiören Belediye Başkanı Mustafa Ak bütün konuşmacılara “katılım beratı” takdim etti. Ahmet Hamdi Tanpınar Günleri hatıra fotoğraflarının çekilmesinin ardından sona erdi.


hamdi2

hamdi3hamdi4
Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.