13 Mayıs 2026
  • İstanbul16°C
  • Ankara11°C
  • İzmir17°C
  • Konya12°C
  • Sakarya13°C
  • Şanlıurfa17°C
  • Trabzon17°C
  • Gaziantep12°C

D. MEHMET DOĞAN, BURSA’DA “DİL VE MEDENİYET” ÜZERİNE KONUŞTU..

Kurumlar dili, dil de medeniyeti ayakta tutar Emir Buhari Kültür Merkezi, Emir Sultan Camii’nin hemen arkasında yer alıyor.

D. Mehmet Doğan, Bursa’da “Dil ve Medeniyet” üzerine konuştu..

Mehmet Doğan

Elimde yirmi sene öncesinden bir kaset vardı. Kasette, Gazi Hüsrev Bey yazıyordu. Bu kasette hatırlamam gereken bir ayrıntı vardı ama bu ayrıntı neydi, hatırlayamıyordum. Kaseti uygun formata çevirttikten sonra dinlemeye başladım. Kaset, Gazi Hüsrev Bey Camii’ndeki genç hafızların Kur’an tilavetiyle başladı. Ama benim beklediğim ayrıntı bu değildi. Kur’an tilavetinden sonra başlayan ilahiyi duyunca, hatırlamam gerekenin bu olduğunu fark ettim. Bu ilahi, Hacı Bayram Veli’nin az önce bahsettiğim ilahisiydi. Taşlar yerine oturmuştu: Bosna Hersek’in fethi zamanında Hacı Bayram Veli’nin Bayramiye tarikatı çok etkiliydi. Bu yüzden Hacı Bayram Veli, Balkanlarda çok iyi tanınıyordu. Bunun yanında Osmanlı, Balkanlarda bir sürü kurum oluşturmuştu, bir sürü tekke ve dergâh kurulmuştu. Bizde tekkeler, zaviyeler kapatılmış, tarikatlar yasaklanmıştı ama Balkanlarda tekkeler, dergâhlar yasaklanmamıştı. İşte bu dergâhlar, tekkeler ve diğer kurumlar aracılığıyla Türkçe hep yaşamıştı orada. Bu, bir medeniyetin izini göstermesi bakımından manidardır. Ama sadece bu kadar da değil…”

Üç dilde hutbe

D. Mehmet Doğan, bir medeniyetin inşası ve sürekliliği için dilin ne kadar önemli olduğunu yine Bosna Hersek örneğinden anlatmaya devam ederek şunları söyledi: “Rahmetli Aliya İzzetbegoviç’in cenazesini, göklerin bile ağladığını düşündürten yağmurlu bir günde defnettik. Cenaze namazını kıldıran imam cemaate ‘Hakkınızı helal eder misiniz?’ dedi. Cemaat de yine ona ‘Helal ederiz’ diye cevap verdi. Konuşma, bizim konuşmamızdan farksızdı yani. Sonra Cuma namazı için Gazi Hüsrev Bey Camii’ne gittik. İmamın hutbesi Arapça, Farsça ve Türkçe olmak üzere üç dildeydi. Demek ki kurumlar yaşayınca dil de yaşıyor, dil yaşayınca medeniyetin izleri de varlığını sürdürüyordu.”

Orhun Yazıtları ve bir tavrın sürekliliği

D. Mehmet Doğan, Türkçenin ulaşılabilen en eski yazılı belgelerinin Orhun Yazıtları olduğunu hatırlattıktan sonra, Orhan Yazıtları ve bir tavrın sürekliliği hakkında şu uyarıyı yaptı: “Orhun Yazıtları, bulunabilen en eski yazılı metinlerimiz. Bu metinlere baktığımızda Bilge Kağan’ın bize Çinlilerin tatlı dillerine, yumuşak ipek kumaşlarına ve cariyelerine kanmamamızı öğütlediğini görüyoruz. Günümüzde durum yine aynı. Buna benzer sözleri, tehlikenin kaynağı farklı ifade edilse de hâlâ birbirimize öğütlüyoruz. Bu durum bir karakterin, bir ahlakın sürekliliğini göstermesi bakımından önemlidir.”

D. Mehmet Doğan, Türklerin tarihinde önemli bir kırılma noktasının Satuk Buğra Han ile başladığını söyleyerek bu kırılmanın ne olduğunu ve bu dönemin özelliklerini şöyle anlattı: “Satuk Buğra Han Müslüman olduktan sonra bizim için yeni bir tarih başlamış oldu. Her ne kadar o zamana kadar Türklerin olgun sayılabilecek bir dilleri, bir edebiyatları olsa da, İslamiyet’i seçişle birlikte Türkler için yeni bir tarih başlamış oldu. Bu dönemde, felsefî sayılabilecek bir eser olan Kutadgu Bilig yazıldı. ‘İslami Türk Edebiyatı’ da bu eserle başlamış oldu. Yine aynı zaman diliminde Selçuklular kuruldu. Ama Selçukluların yazılı bir geçmişleri olmadığı için onlar, o bölgede çok konuşulan dil olan Farsçayı kendilerine dil olarak seçmişlerdir. Böylelikle Farsçanın hâkimiyeti başladı. Bu hâkimiyet, Selçuklular yıkılıp Osmanlılar kuruluncaya kadar devam etti. Osmanlılar zamanında Türkçe ayağa kalktı.”

Mehmet DoğanHazreti Mollam aslında Kaşgarlı Mahmud imiş

Kitabı bulan Ali Emiri Efendi’nin uğruna ölümü göze alacağı, İttihat ve Terakki diktasına kafa tutacağı kadar önemli bir kitap olan Divan-ı Lügatit Türk hakkında D.Mehmet Doğan, şunları anlattı: “Bu kitap öyle bir kitaptır ki, bu kitabın bulunup yayımlanmasından sonra dilimiz ve medeniyetimiz hakkında tüm bilgiler yeniden gözden geçirildi. Yine bu kitap sayesindedir ki şu anda Doğu Türkistan’da yaşayan Uygurlar hayata tutunuyor, medeniyetlerini sürdürüyorlar.

Divan-ı Lügati’t-Türk, Kaşgarlı Mahmut tarafından bir öngörü ve bir iddia sahibi olunarak Araplara Türkçeyi öğretmek amacıyla yazıldı. Onlar Türkçeyi öğrenmeliydi çünkü Türkler uzun süre hüküm sürecekti ve diğer kavimler de onlarla anlaşmak için bu dili öğrenmeliydiler. Kaşgarlı Mahmut, adından da anlaşılacağı gibi, Kaşgarlıdır. Ama biz yakın zamana kadar onun hayatı hakkında tam bir bilgi sahibi değildik. Hayatı hakkında bilgilerimiz, onun Bağdat’a gidişi ve orada bu eseri yazmaya başlamasıyla kesiliyordu.

Yakın zamanda Urumçi ve Kaşgar’a yaptığım bir gezide Kaşgarlı Mahmud hakkında birçok yeni bilginin ortaya çıktığını öğrendim. Bu bilgiler, Kaşgar’ın Opal beldesindeki Hazreti Mollam türbesinin vakfiyesindeki bir mesnevinin okunmasıyla ortaya çıkan bilgilerdir. Türbedarlardan birisinin tesadüfen birine gösterdiği bu mesnevi okunduğunda, burada yatan zatın aslında Kaşgarlı Mahmut olduğu ortaya çıkar.

Son bilgilere göre Kaşgarlı’nın hayatının Bağdat faslı ve Bağdat sonrası öğrenildi. Aslında Karahanlı devletinde yönetici bir aileye mensup olan Kaşgarlı Mahmut, aile içi bir kavga sonucu Kaşgar’dan kaçar ve Bağdat’a gider. Burada Divan-ı Lügati’t-Türk’ü yazar. Kaşgar’da ortalığın yatışmasından sonra Kaşgar’dan gelen resmi bir heyetin daveti sonucu tekrar Kaşgar’a döner. Opal’de Mahmudiye Medrese’sini kurarak halka eğitim verir. Kaşgar’a dönüşünün dokuzuncu senesinde de, doksan yedi yaşında vefat eder. Mezarı zamanla bir evliya mezarı olarak ziyaretgâha dönüşür. Ama adı artık Kaşgarlı Mahmud değil, Hazreti Mollam’dır. Şu anda Doğu Türkistan’da yaşayan Uygur Türkleri, medeniyetlerinin köklerine Kaşgarlı Mahmud ve  bu eseri aracılığıyla tutunmaktadırlar. O bölgeye gidenler göreceklerdir ki –her ne kadar biraz değişmiş olsa da- Uygurlar hâlâ Arap alfabesini kullanmaktadır. Tabelalar Arapça, Çince ve İngilizce’dir. Hangi akla hizmetse alfabesini değiştiren, tekke ve dergâhları kapatan, dil devrimi yapan tek toplum biz olmuşuz.”

Kaşgarlılar Osmanlı tebaası olmak istedi ama...

Medeniyet sahibi bir toplumun evladı olmanın insanda uyandırdığı bilincin somut bir örneğini de şöyle aktardı D. Mehmet Doğan: “Yakın zamanda, 19. yüzyılda Kaşgar’da Yakup Han diye bir Han, Çin’in hâkimiyetindeki Doğu Türkistan ile Rusların hâkimiyetindeki Batı Türkistan’ı birleştirmek için çabalar. Bu amaçla o zaman Osmanlı tahtında bulunan Sultan Abdulaziz’e, Yakup Çelebi adında bilge birinin başkanlığında bir heyet gönderir. Heyetin Osmanlıdan isteği, kendilerinin Osmanlı tebası olarak kabul edilmesi, kendilerine eğitim verecek personelin gönderilmesidir. Osmanlı, Yakup Han’ın bu isteğini kabul eder ve onlara eğitmen gönderir. Zeki biri olan Yakup Han, aynı zamanda İngilizlerin de desteğini kazanacak girişimlerde bulunur. Bağımsız bir devlet kurma çabasında olan ve bu yolda aşama kaydetmiş olan Yakup Han, bir aile içi kavga sonucu öldürülür ve bu girişim de başarısız kalmış olur.”

Prof. Dr. Mustafa Kara’dan Yakup Çelebi’ye dair bir zeyl

Dil, kültür ve medeniyet arasındaki ilişkiyi bu şekilde anlatan D. Mehmet Doğan’ın konuşmasından sonra Prof. Dr. Mustafa Kara söz alarak Osmanlıya gelen Yakup Çelebi hakkında biraz bilgi verdi. Verdiği bilgiler, ortaya bilge bir insan portresini çıkarıyordu: Bir diplomat olmasının yanı sıra Yakup Çelebi, ehl-i tarik bir derviş, bir ilim adamı ve eser sahibi bir yazardı. Yakup Çelebi, Yakup Han’ın öldürülmesi üzerine Kaşgar’a dönememiş, Hindistan’a gidip orada vefat etmiştir. Yakup Çelebi’nin oğlu, Türk müziğinin önemli isimlerinden Abdulkadir Töre’dir.

 

Ahmet Serin

www.dunyabizim.com

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.