- Hakkımızda
- TYB Ödülleri
- Genç Yazarlar Kurultayı
- Kitaplık
- Ahlâk Şûrası
- Yazar Okulu
- Mehmet Âkif Ersoy
- Türkçe Şûrası
- Milletlerarası Şehir Tarihi Yazarları Kongresi
- Yayınlar
- Söyleşi
- Şube Haberleri
- Salgın Edebiyatı
- Şiir Şölenleri
- Haberler
- Kültür Kervanı
- Mesnevi Okumaları
- Kültür & Sanat Haberleri
- Kırklar Meclisi
- Duyurular
- Biyografiler
17 Eylül 2026- İstanbul15°C▼
- Ankara15°C
- İzmir19°C
- Konya14°C
- Sakarya16°C
- Şanlıurfa21°C
- Trabzon21°C
- Gaziantep18°C
ÖMER LEKESİZ: ‘LÂ-MEKÂN KAVMİ OLDUM, MEKÂNUM YAĞMA OLSUN'

08 Eylül 2026 Salı 09:46
Önceki yazımızda
Perspektifsizliğin ikinci temel ilkesi haddi gözetmektir. İbn Arabî’ye göre kulak kendi idrakini, göz kendi görme gücünü aşamaz. Hayal duyuların ve hafızanın verdiği malzemeye, düşünce ise hayalin zapt ettiği sûretlere muhtaçtır. Akıl dahi kendi kaydından kurtulamaz. Problem, bu güçlerin varlığı değil, herhangi birinin kendi sınırını aşarak hakikatin tamamı adına konuşmasıdır. İşte perspektif de gözün sınırlı görüşünü bütün varlığa teşmil ettiği ölçüde bir haddi aşma hâline gelir.
Bu haddi sanat bakımından seyirciden önce bilmesi gereken kişi sanatçıdır. Modern sanatçı çoğu kez gördüğü dünyaya biçim veren, onu kendi iradesiyle yeniden kuran kurucu özne olarak düşünülür. Perspektifsiz sanatçı ise görünür dünyanın efendisi değil, sûretin emanetçisidir. Onun işi eşyayı kendi bakışına mahkûm etmek değil, eşyanın vechini örten benlik perdelerini mümkün olduğu kadar aralamaktır. Böylece biçim verme, hükmetme olmaktan çıkar; görünüre hakkını verme ve onu manasına açık tutma cehdine dönüşür.
Nifferî’nin sözü aynı zamanda sanatçıyı da bilgisizliğe değil, bilgiyi mutlaklaştırmamaya çağırır. Sanatçı teknik bilgisini, ustalığını terk etmez; fakat bunları tecellînin önüne geçirmez. Eser, önceden kurulmuş bir teorinin görünür uygulamasına dönüşürse sûret canlılığını kaybeder. Bilgi emrin hizmetinde olduğunda ise teknik, görünmenin önünü açan bir edep olur.
Perspektifsizlik bu bakımdan gözü serbest bırakmak değil, gözün serbestlik iddiasını terbiye etmektir. Göz huzur hâlinde değilse diğer organların ve nefsin huzuru elde edememesi bundandır. Göz gördüğünü sahiplenir, mukayese eder, büyütür, küçültür ve arzuyu harekete geçirir. Nazar ise görmeyi huzura, murakabeye ve ibrete bağlar. Gözün dönüşü, dünyadan değil; dünyayı temellük etme arzusundan kaçıştır.
Bu kaçış, sanat eserinin mekânını da değiştirir. Perspektif mekânı gözün önüne serer; göz orada mesafeleri ölçer ve kendisini merkeze yerleştirir. Perspektifsizlikte ise mekân, yerleştirilemeyenin işaretlerini taşıyan bir menzildir. Nitekim İbnü’l-Arabî’nin “Mekânın hakikati mekân kabul etmez” sözü, mekânı yok saymaz; mekânın kendi hakikatinin tek bir yere kapatılamayacağını bildirir. Bu nedenle lâ-mekân-, mekânsız bir boşluk değil, hiçbir mekânı mutlaklaştırmayan bir idraktir.
Sanat bakımından bunun karşılığı ise, sanatçının eserini kendisini büyüten bir imza, şöhret yahut kalıcılık vasıtası saymamasıdır.
- Geri
- Ana Sayfa
- Normal Görünüm
- © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.