- Hakkımızda
- TYB Ödülleri
- Genç Yazarlar Kurultayı
- Kitaplık
- Ahlâk Şûrası
- Yazar Okulu
- Mehmet Âkif Ersoy
- Türkçe Şûrası
- Milletlerarası Şehir Tarihi Yazarları Kongresi
- Yayınlar
- Söyleşi
- Şube Haberleri
- Salgın Edebiyatı
- Şiir Şölenleri
- Haberler
- Kültür Kervanı
- Mesnevi Okumaları
- Kültür & Sanat Haberleri
- Kırklar Meclisi
- Duyurular
- Biyografiler
06 Mayıs 2026- İstanbul20°C▼
- Ankara15°C
- İzmir24°C
- Konya14°C
- Sakarya20°C
- Şanlıurfa19°C
- Trabzon13°C
- Gaziantep16°C
PROF. DR. MUHAMMET ENES KALA: BÜYÜK KİROS’UN HÂTIRASI VE HAMAN’IN GÖLGESİ İRAN HALKININ ARADA KALAN YAZGISI

06 Mayıs 2026 Çarşamba 14:49
Modern savaşlar, toprak kazanma güdüsü dışında kimlikler, inançlar ve tarih anlatıları üzerinden yürütülür. Kiros’un günümüzdeki temsilcisi olarak öne çıkarılan şah rejimini yeniden inşâ etme arayışı, Haman ile özdeşleştirilen mevcût rejimden halkı sözde-kurtarma söylemleri bu bağlamda yeniden okunabilir.Tarih, çoğu zaman bize olduğu gibi ulaşmaz, katman katman yorumlanarak, seçilerek ve yeniden kurulup önümüze serilir. Bu yüzden bugün ABD, İsrail ve İran arasında yaşanan gerilime bakarken askerî hareketleri, diplomatik açıklamaları ya da güç dengelerini görmek yeterli olmayabilir. Asıl görülmesi gereken, bu gerilimin hangi anlam dünyası içinde kurulduğudur. Çünkü modern savaşlar, cephede verilir, fakat zihinde başlar. İnsan önce bir anlatıya inanır, sonra o anlatının gerektirdiği gerçekliği meydana getirmeye gayret gösterir. Bu nedenle bugünün çatışmalarını anlamak için kullanılan dili, tarih ve kültür ekseninde çözümlemek gerekebilir.
ÇÖZÜLMESİ GÜÇ BİR DÜĞÜM
İran-İsrail hattında giderek sertleşen bu savaşın bir-arada değerlendirilmesi gereken dört ayrı düzlemde ilerlediğini dile getirebiliriz; güvenlik, ekonomi, kimlik ve hâfıza. Güvenlik düzlemi, nükleer programlar, askerî kapasite ve bölgesel güç dengeleri üzerinden konuşur. Ekonomi düzlemi, üretim güçlerinin temellük edilmesi ve kaynaklar üzerinde tekel oluşturma gayesini seslendirir. Kimlik düzlemi, dinî ve ideolojik âidiyetler üzerinden resmedilir ve bu resim her aşamada kendini tekrar tekrar üretir. Hâfıza düzlemi ise geçmişte yaşanmış olayların bugüne nasıl taşındığını belirler. Bu dört düzlem birbirine karıştığında, ortaya son derece yoğun ve çözülmesi güç bir düğüm çıkar. İşte bugünkü kriz tam olarak böyle bir düğümde saklı görünür.
Bu düğümün merkezinde yer alan en dikkat çekici unsurlardan biri, tarihî figürlerin modern siyaset içinde yeniden dolaşıma sokulmasıdır. Büyük Kiros’un adı bu anlamda özel bir yere sâhiptir. Pers İmparatoru Büyük Kiros, tarihte farklı inançlara ve topluluklara alan açan bir yönetim anlayışının sembolü olarak anılır. Bâbil sürgününden sonra Yahûdi inanışına göre, Yahûdilere dönüş izni vermesi, onları tapınaklarını yapmaları konusunda cesaretlendirmesi, onu Yahûdilerin nazarında “koruyucu iktidar” fikrinin tarihî örneklerinden biri hâline getirir. Ancak bu tarihî anlam, bugünün dünyasında olduğu gibi kalmaz. Aksine, politik söylemler içinde –lehte- yorumlanmak suretiyle yeniden biçimlendirilir ve saldırganlığın teo-politik gerekçesine dönüştürülür.
TRUMP’IN KİROS’A BENZETİLMESİ BİZE NE SÖYLÜYOR?
2018 yılında ABD elçiliğinin Tel-Aviv’den İsrail’in sözde-başkenti olarak ifade edilen Kudüs’e taşınması hâtırasına basılan basılan ve üzerinde hem Donald Trump’ın hem de Büyük Kiros’un yer aldığı madenî para, bu yeniden biçimlendirmenin somut örneklerinden biri olarak çıkar karşımıza. Bu madenî para, ilk bakışta sıradan bir hâtıra nesnesi gibi görülebilir. Oysa taşıdığı anlam, fizikî boyutunun çok ötesine geçer. Antik bir Pers Kralı ile günümüz Amerikan Başkanının aynı yüzeyde buluşturulması, tarihin doğrusal bir süreklilik içinde yeniden yazılması anlamına gelir. Bu sembolik üretim, geçmiş ile bugünü bağlamakla kalmaz dahası bugünkü saldırganlığı ve tahakküm ediciliği meşrulaştırmak için geçmişi yeniden kurar.
Bu noktada önemli olan, bu tür sembollerin ne söylediğinden çok, nasıl bir dünya tasavvuruna işaret ettiğidir. Kiros ile Trump’ın yan yana getirilmesi, iki lideri karşılaştırmaktan çok daha ötesini seslendirir. Bu, bir tür tarihî kader anlatısını günümüzde Siyonizm lehine yeniden üretmek mânâsını taşır. Kudüs üzerinden kurulan bu bağ, dinî bir anlamı politik bir çerçeveye taşır. Böylece siyâset, kendini tarihin tabiî ve olması gereken bir devamı gibi sunar.
Bu anlatının politik dilde karşılığını Netanyahu’nun söylemlerinde görmek mümkündür. Trump’ın Kiros’a benzetilmesi, bir övgüden çok daha fazlasını hatırlatır bugün bize. Bu, modern bir lideri kutsal tarihî bir figürle aynı düzleme yerleştirme çabasıdır. Bu tür benzetmeler, siyasetin kendine tarihî ve hatta metafizik bir derinlik kazandırma girişimi olarak da okunabilir. Çünkü tarihî süreklilik iddiası, meşruiyet üretmenin en etkili yollarından birisi olarak görülür. İnsan, geçmişle bağ kuran bir güce daha kolay inanır; kitleler, gerçekleştirilmesi planlanan trajedilere daha kolay taraftar hâline getirilebilir.
BUGÜNÜ DE DÖNÜŞTÜREN SÖYLEM
Ancak bu söylem, geçmişi olduğu gibi bugünü de dönüştürür. Özellikle İran halkı üzerinden kurulan “özgürleştirme” dili, bu dönüşümün en hassas noktalarından birisidir. İran rejimi ile İran halkı arasında yapılan ayrım, ilk bakışta insanî bir hassasiyet gibi görünebilir. Fakat bu ayrım, aynı zamanda dış müdahalenin sözde-meşru zeminini oluşturabilecek bir çerçeve sunar. Tarih boyunca sözde-“özgürleştirme” iddiasıyla yapılan müdahalelerin nasıl sonuçlandığı düşünüldüğünde, bu söylemin ne kadar dikkatli ele alınması gerektiği açıktır.
İran halkı, bu büyük anlatının içinde çoğu zaman kendi sesiyle var olamaz. Buna pek müsaade de edilmez. İran’da yaşayan insanlar, bir yandan ekonomik yaptırımların, diğer yandan siyâsî baskının, öte yandan savaş tehdidinin arasında sıkışmış durumdadır. Bu sıkışmışlık, ne tek bir ideolojiyle ne de tek bir politik açıklamayla anlaşılabilir. Bu, gündelik hayatın içinde yaşanan bir gerilimdir. Ve bu gerilim, çoğu zaman uluslararası söylemlerde de görünmez olur.
Benzer bir durum İsrail toplumu için de geçerlidir. Sürekli bir tehdit algısı altında yaşamak, Siyonizmin tarih ötesi/dışı ideallerini başka toplumları yok etme pahasına gerçekleştirme dürtüsü, toplumun psikolojisini derinden etkiler. Güvenlik kaygısı, bireysel özgürlüklerin; Siyonizmin gâyeleri sağduyunun ve vicdânın önüne geçebilir, geçmiştir. Bu durum, siyasetin daha sert ve daha dışlayıcı bir dile kaymasına neden olur. Korku, burada yönetim ve rıza elde etme aracı olarak konumlandırılabilir. Ve korku üzerinden kurulan siyaset, çoğu zaman uzlaşma ihtimallerini de zayıflatır.
ABD’nin bu denklemdeki rolü ise süreci daha da karmaşık hâle getirir. Küresel bir güç olarak sürece müdâhil olması, yerel bir çatışmayı uluslararası büyük bir krize dönüştürür, dönüştürmüştür. Bu durum, savaşın kapsamını genişletirken çözüm ihtimallerini enine boyuna daraltır. Çünkü artık mesele yalnızca iki aktör arasında değildir. Farklı çıkarlar, farklı stratejiler ve farklı güç hesapları aynı anda devreye girer. Bu da çatışmayı çok katmanlı hale getirir.
- Geri
- Ana Sayfa
- Normal Görünüm
- © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.