17 Eylül 2026
  • İstanbul15°C
  • Ankara15°C
  • İzmir19°C
  • Konya14°C
  • Sakarya16°C
  • Şanlıurfa21°C
  • Trabzon21°C
  • Gaziantep18°C

SEVİL NURİYEVA: MANKURTLAŞMA VE MİLLÎ HAFIZA ÜZERİNE

Sevil Nuriyeva: Mankurtlaşma ve millî hafıza üzerine

10 Eylül 2026 Perşembe 11:51

Saflar birleşmeli… Zira zor bir döneme girdik.

Bugün gündemin ağırlığı nedeniyle savaşları, işgalleri, yıkımları; köprüleri, koridorları ve ikmal yollarını konuşuyoruz. Oysa bütün bunların ötesinde, üzerinde belki de en fazla durmamız gereken meselelerden biri millî hafızadır.

Dünya yeniden şekillenirken toplumsal hafızayı zinde tutmak, millî hafızadan beslenerek siyaset ve fikir üretmek, içinde bulunduğumuz jeopolitik dönemin artık bir tercih değil, stratejik bir zorunluluğu hâline gelmiştir.

Çünkü bir toplumun fikir, düşünce, gaye ve ülkü kodları boşaltılırsa, o toplum dışarıdan yapılacak operasyonlara karşı savunmasız hâle gelir. Düşman bazen sınırda, bazen pusudadır. Üstelik artık yalnızca uçaklarla, tanklarla ve ordularla hareket etmiyor. Yeni savaşların önemli bir cephesi toplumların zihni ve iç cephesidir.

Mankurtlaştırılmış yapılara ve insanlara ihtiyaç duyanlar için millî hafızanın zayıflatılması başlı başına bir hedeftir.

Bu nedenle kurum ve kuruluşlarımızı, toplumun düşünce ve insan mimarisini oluşturan münevverleri, fikir insanlarını ve hakikat arayışını önceleyen insan kaynağını korumak zorundayız.

Safları boşaltmak, insanları birbirinden uzaklaştırmak ve itibarsızlaştırmak gibi meseleleri basit şahsi hesapların konusu hâline getirmemeliyiz.

Tam tersine, safları sıklaştırmalıyız.

Çünkü insan kaynağı, bir ülkenin sahip olduğu en büyük stratejik zenginliklerden biridir.

Bu dönem, birçok yönüyle bir "millî mücadele" dönemini andırıyor. Böyle zamanlarda toplumsal hafızaya sahip çıkan ve bu hafızanın değerleriyle yol yürüyen insanlara sahip çıkmak gerekir. Fikri, emeği ve tecrübesi olan insanları günübirlik hesaplara kurban etmek, yalnızca bir kişiyi değil, geleceğe aktarılabilecek birikimi de kaybetmek anlamına gelir.

Türkiye ve gelecek ile ilgili hamleleri çoğu insan yalnızca içinde bulunduğu konjonktür üzerinden değerlendiriyor.

Oysa bize gereken, konjonktürün ötesindeki gerçekleri ve hakikati görebilen bir bakış açısıdır.

Çünkü küresel sistem değişiyor.

Türkiye’nin ve içinde bulunduğu coğrafyanın Anadolu’dan Balkanlara, Kafkasya’dan Türkistan’a, Akdeniz’den Afrika’ya uzanan geniş bir hinterlandla ilgili meseleleri var.

Fakat asıl mesele, bu büyük coğrafyanın meselelerini başkalarının bize tarif etmesini beklemeden kendimizin idrak etmesi ve kendi aklımızla anlamlandırmasıdır.

Buna hazır mıyız?

Toplum olarak, insan kaynağı olarak bu büyük dönüşümü anlayabiliyor muyuz?

Neyi, neden ve nasıl yapmamız gerektiğine dair yeterli bir fikrî hazırlığımız var mı?

Mesele budur.

Biz, söğüt gölgesinde geleceğin ufkunu kurgulayan bir medeniyetin çocuklarıyız.

O şuur, o hafıza ve o ruh hâlâ bizimle.

Fakat bunun için kendimizden olanları, hakikat arayışına hayatını adayanları, ülkenin fikrî ve kültürel birikimine katkı sunan insanları da korumamız gerekir.

Çünkü insan kaynağını kaybeden bir toplum, yalnızca bugünün insanını değil, yarının imkânlarını da kaybeder.

Rahmetli Cengiz Aytmatov, Gün Olur Asra Bedel eserinde “mankurt” anlatısı üzerinden insanın hafızasından, geçmişinden ve kimliğinden koparılmasının nasıl bir trajediye dönüşebileceğini anlatır.

Mankurt, geçmişini hatırlamayan; kim olduğunu, nereden geldiğini ve kime ait olduğunu bilmeyen insandır.

İşte tehlike tam da burada başlar.

Devamı: https://www.turkiyegazetesi.com.tr/kose-yazilari/sevil-nuriyeva/mankurtlasma-ve-milli-hafiza-uzerine-1814941

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.