- Hakkımızda
- TYB Ödülleri
- Genç Yazarlar Kurultayı
- Kitaplık
- Ahlâk Şûrası
- Yazar Okulu
- Mehmet Âkif Ersoy
- Türkçe Şûrası
- Milletlerarası Şehir Tarihi Yazarları Kongresi
- Yayınlar
- Söyleşi
- Şube Haberleri
- Salgın Edebiyatı
- Şiir Şölenleri
- Haberler
- Kültür Kervanı
- Mesnevi Okumaları
- Kültür & Sanat Haberleri
- Kırklar Meclisi
- Duyurular
- Biyografiler
22 Ekim 2026- İstanbul22°C▼
- Ankara16°C
- İzmir22°C
- Konya16°C
- Sakarya21°C
- Şanlıurfa23°C
- Trabzon19°C
- Gaziantep21°C
URBA BAZARI’NDAN UŞAK BAHÇESİ’NE GEÇİNMEK

Fahri TUNA
16 Ekim 2026 Cuma 10:52
Dünyada adını çok duyup da kendisini en az bildiğimiz Türk topluluğu belki de Gagauzlardır. Belki değil, kuvvetle muhtemel.
O bozulmamış tertemiz Türkleri, - Rabbimin lütfu keremiyle - yedi kere gitmenin görmenin solumanın verdiği bilgi ve çevremdeki insanların Gagauz Yeri hakkında neredeyse hiçbir şey bilmiyor olmaları karşılığında durum tespitim şudur: Gagauz Yeri bizler için, Kaf Dağı’nın ardındaki Türk yurdudur; o kadar masalsı, o kadar egzotik, o kadar bilinmez.

Bu kadar da mı? Dediğinizi duyar gibiyim? Evet, bu kadardır, buncadır, böyledir.
…
Bir defa harika, sahih, tertemiz, ana sütü gibi helal ve saf bir Türkçe ile konuşuyorlar.
Bunları, her gidişimde görmüş, yaşamış, şaşırmış ve onlarla iftihar etmiş birisi olarak söylüyorum.

Bu bağlamda çocukluğu bir Türkmen/Manav köyünde geçmiş (Sakarya Kaynarca Okçular), çocukluğundan bu yana -artık her birisi rahmeti rahmana kavuşmuş, bir yazar olarak kullandığım Türkçemde büyük pay sahibi - babaannem (Sadiye Tuna), ninem (anneannem, Naime Usta) ve annemden (Rafiye Tuna) çok duymuş, defalarca sohbetlerini -çaktırmadan- ses bantına/teyp kasetine kaydetmiş, çevresindeki seslere sözlere deyimlere kulağı oldukça delik birisi olarak söylemeliyim ki, ne vakit bir Gagauz Türk’ü ile konuşsam, sık sık geçmişime yolculuk ediyor, çocukluğuma doğru seyahate çıkıyor, her seferinde de bir hazine bulmuşçasına sevinç ve sürurla doluyor kalbim. Ne mutlu bana. Ne mutlu bize. Bizlere.
(Çocukluğumun köyde geçmiş olmasından çoğu kez hayıflanan ben, ilk defa bunun ne büyük şans olduğunun ayırdına varıyor, kendi kendimden, bu yanılsamam için de özür diliyorum. Ne büyük şansmış meğer.)
Meğer farkında olmadan, Türkçenin Anadolu’daki en sahih en fasih en temiz örneklerini teneffüs etmişiz de haberimiz yokmuş. Minnet şükran ve rahmet niyazıyla, Fatihalar gönderiyorum bütün büyüklerimize.
…
Adı Fedor, soyadı Topçu. Benden tam 30 gün küçük. Ben 1 Aralık 1959 doğumluyum, o 30 Aralık 1959 doğumlu. Abisiyim yani. (Çekerim kulağını. Babasından da izin almıştım zaten.)
İkimiz de mühendisiz. O uçak, ben endüstri. Komünizm dönemi / Sovyetler bitene kadar (1991 öncesi) bir uçak fabrikasında (bugünkü Moldova’nın başkenti Kişinev Havaalanına yakın) genel müdür yardımcısıyken, bir sabah uyandık, devlet yok. Ortada kalakaldık. Günlerce işe gittik ama iş yok. Lenin yaşaeer, yaşeeecek dediler, bir baktık ölmüş, bizi kandırmışlar. Gagauz Yeri’ne, küüm Tomay’a döndüm. Küümde (köyümde) 6267 kişi yaşaeer. Premiyara seçimleri yapıldı. Bağımsız aday oldum. Seçildim. İki kere daha seçildim. Üç dönem, on iki yıl pramiyaralık (belediye başkanlığı) yaptım küümde, diyor. (Bu arada belediye başkanının bir sıfatı da kübaşı.)
Uzunca boylu, beyaz tenli, güler yüzlü, yardımsever, çalışkan, gösterişsiz, cömert, tam bir görev adamıdır benim Fedor kardeşim. Önceki altı gidişimde de buluştuk, dertleştik. Kaç sefer beni baş kasaba Komrat’a 130 km uzaklığındaki Kişinev Havaalanından gelip aldı, çalışmalarımızın bitiminde de bizzat kendisi kullanarak yine havaalanına bıraktı. Her gelişimde sofrasını açtı, eşi Svetlana Yengenin leziz yemeklerinden ikram etti. Böyle de sahiplenici, fedakâr, misafirperverdir.
On sene önce gelişimde babası Fedor amca ve annesi Maria ana ile de görüşmüş sohbet etmiştik. Vefat haberlerini duyar duymaz, her ikisinde de Fedor’u aramış, başsağlığı ve sabır dileklerimi iletmiştim.
…
İşte bu son gidişimizin ikinci günü (27 Eylül 2026, Pazar) otelimizden çıktık, biz onunla önden yürüyoruz, eşim, Kamil Uğurlu ağabeyim ve eşi Hilal Yenge de üç adım arkamızdan, kahvaltı salonuna doğru yürüyoruz.
Tekrar başsağlığı diledim. Bu kez yüz yüze. Fedor sağ ol diye konuşmaya başladı. Ve ekledi: -Bobam 2020’inci yılda, anam 2023’üncü yılda geçindi.

Aaaa, geçindi ha, olamaz. En son bu yüklemi ben, on dokuz sene önce anneciğimden duymuştum. Babacığım Arif Tuna, 21 Haziran 2007’de, -son elli yılın en sıcak günü- köyde evimizde kalp kriz geçirince, ilçe merkezindeki halamın eşi Ramis Eniştem ambülansa haber verip kendisi de atlamış gelmiş, bir yandan suni teneffüs yaparken babamı apar topar ambülansa koyarak hastaneye götürmek için yola çıkan görevlilere ve enişteme annem, ağlamaklı bir sesle,
- Geçinik, boşuna hastaneye götürmeyin, diye bağırdığını anlatmıştı bana.
Geçindi ha. Dünyasını değiştirdi. Bu dünyadan diğer dünyaya geçti, geçindi.
Geriye dönüp göz yaşları içinde bizimkilere durumu anlattığımı hatırlıyorum.
İşte buydu Fedor. İşte buydu Gagauzlar. Anamızın, ninemizin, dedemizin su katılmamış Türkçesiyle konuşuyorlardı.
Bu konuda onlarca hatta yüzlerce özgün tespit, özgün örnek anlatabilirim.
…
Aşağıda, Şair-Şehrengiz yazarı Dr. Kamil Uğurlu büyüğüm, eşi Yazar Hilal Uğurlu ve eşim Gülseren Tuna ile birlikte, 26-29 Eylül 2026 tarihlerinde, bir inceleme-kitap çalışması için gittiğimiz dört günlük Gagauz Yeri’nden bazı sahih Türkçe örnekleri anlatacağım:
İlk örnekler, yine küübaşı yani Tomay Küü eski premiyarından (belediye başkanı) Fedor Topçu’dan:
-Urba bazarı: Elbise pazarı. Sat pat: tek tük.
-Bobam derdi, 'ahmak bir tane olsa balla beslerim.' / Bir şoförüm vardı, derdi 'seviniyerim hani, benden ahmağı var...'
-Pek gözel yol yaptı, Türkiye'nin ustaları.
- Moldova'da var, Komrat gibi otuz beş dolay (şehir, vilayet.) Kişinef, Moldova'nın baş kasabası. (Kişinev şehir merkezinde aracımızla ilerlerken, yol kenarlarında altyapı çalışmalarını görünce Fedor:) 'Bu Kişinev pramiyerası çok çalışeer, hani kimse haz etmeer ondan. Çalışanı sevmeerler.'
…
Eşi Şair - Jurnalist (gazeteci) Alla Büük ile beraber iki katlı evini kendisi yapan bizim damat Andrey Çernoğlu, bakın temel atma işini hangi Türkçeyle anlatıyor:
-Şindi kazdık, elli santim kum döşettik, iki hafta suladık kumu, çok iyi oturuşsun diye, sonra 60'a 60, içine demir parçası sıpıttık, beton döktük, sonra vinçlen 240 uzunluğu, 80 santim balabanlığı (yüksekliği), 40 cm genişliği bloklar koyduk; ilk katı, vinçlen, dizdik onları...
Evet, oturuşsun ve sıpıttık. Bu iki fiil/yüklem, çocukluğumda, babaannem ninem ve annemden en az yüz kere işittiğim fiiller. Taraklı’da, Mihalgazi’de, Beypazarı’da, Develi’de, Bor’da, Konya Ereğli’de, Divriği’nde, Çarşamba’da, Pozantı’da, Tarsus’ta, Akseki’de, Acıpayam’da, Emet’te, Söğüt’te, Gemlik’te, Kandıra’da… Yurdumun dört bir yanında, nerede bir Türkmen (Yörük Manav Muhacir) ocağı varsa, oradan buram buram tüten tertemiz bir Türkçedir.
…
Alla Büük, henüz otuz beşlerinde, baş kasaba Komrat’ta yaşıyeer. Gagauzların en acar, en yetenekli, en enerjik, en başarılı şairi. Hem gazetecisi. Hem televizyon-radyo programcısı. Laf.Md televizyonunda bizimle canlı program bile yaptı. Laf, yani söz. Md. İse Moldova’nın kısaltılmışı imiş.
Alla Büük, bizim evimizin büyük kızı. Ayşenur’un ablası. O biz gelir kalır, biz ona gideriz. Bu gidişimizden en çok kızdığı otelde kalmamız, onların evinde kalmayışımız.
Önce Romanya gümrüğüne gelip bizi otomobiliyle aldı. Otuz kilometre sonra doğduğu Çeşme Küü’ne (Çeşme Köyü) götürdü. Anna babasız bizler için bir sofra kurmuşlar ki harikulade. Koyun etli bulgur çorbasından dolma ve sarmalara, çeşit çeşit böreklerden fırında tavuk kızartmasına. İçecek olarak da üzüm suyu. Her biri o kadar nefisti ki tadına doyamadık.
Alla’nın iki akşam sonra Komrat’ta kendi evinde hazırladığı birbirinden güzel yemeklerden oluşan harika sofrayı anlatmadım daha.
İşte iki gün boyunca Gagauz şairi Alla Büük’ten yakaladığım, su katılmamış Türkçe kelimeler: Piinir. Rahmetli annem de peynire piinir derdi, tıpkı Alla gibi. / Kart koyundan olur, o koyundan başka bir şey olmaz, kavurma olur. / Yemek işi diil. Babaannem de bir yemeğin bozulmadığını işi diil (ekşi değil) diye telaffuz ederdi. / Dikyomuşla: Dikmişler. Dikiyorlarmış. / Kenarki: Kenardaki / Laf ederiz Gagauşca: Konuşuyoruz Gagauzca.
Alla Büük’e kitabımı imzalayacaktım. Sağa sola kalem için aranırken, o söze girdi: Dur, yazal (kalem) verecem sana Fahre’ga, dedi.
Benim sıfatım ne mi orada? Paalı literator Farega. Paalı değerli demek, literator de yazar. Fare’ga, malum Fahri Aga, Fahri abi. Hep konuşmaya paalı musafirler diye başlıyorlar zaten.

…
Gagauzcada şunu fark ettim: Türkçedeki Arapça kelimeleri neredeyse hiç bilmiyorlar. Vilayete dolay diyorlar. Şehir yerine kasaba diyorlar, mesela. Teşekkür kelimesi hiç yok dillerinde, onun yerine sağ ol’u kullanıyorlar.
Biz kreş kelimesini kullanıyoruz, onlar uşak bahçesi diyorlar. Şiir kitabına yaratma diyorlar. Hikâye-romana-masala annatma diyorlar. Öğretmenin adı üüredici. Yazara yazıcı diyorlar, başkana, lidere ise önderci. Bir fikri, teklifi kabul etmeye ise kayıl oldum diyorlar.
Bir işyerine giren, selamün aleyküm, merhaba, günaydın yerine, zaman hayr diyor. Selamı alanın cevabı ise akibet hayr.
Ortodoks Hristiyan olan Gagauz Türklerinin hâl hatırları aynı bizim gibi: Nasılsın? / Alla’ya (Allah’a) şükür.
Komrat Radyosu’nda bizimle yapılan canlı yayından ayrılırken, bize eşlik eden Şair Güllü Karanfil, Görüşelim, diyor. Programın yapımcısı-sunucusu Yelene Mokanu: İyilikte, diyerek uğurluyor.
Yazımıza Gagauz vedasıyla son verelim o vakit:
Görüşelim Gagauz kardeşlerimiz. İyilikte. Daima.
- Geri
- Ana Sayfa
- Normal Görünüm
- © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.