27 Ağustos 2026
  • İstanbul23°C
  • Ankara22°C
  • İzmir29°C
  • Konya21°C
  • Sakarya16°C
  • Şanlıurfa26°C
  • Trabzon23°C
  • Gaziantep24°C

YASİN AKTAY: 15 TEMMUZ DARBECİLERİN DEĞİL MİLLETİN DEDİĞİNİN OLDUĞU GÜN

Yasin Aktay: 15 Temmuz darbecilerin değil milletin dediğinin olduğu gün

15 Temmuz 2026 Çarşamba 11:04

Bir darbe teşebbüsünün ve ona karşı sergilenen destansı direnişin üzerinden geçen on yıl, yaşananları daha serinkanlı değerlendirme imkânı veriyor. Bu mesafeden geriye baktığımızda görüyoruz ki, 15 Temmuz'u sadece başarısız olmuş bir darbe girişimi olarak okumak, onun tarihsel anlamını eksik bırakmak olur.

Çünkü 15 Temmuz'u Türkiye'nin darbeler tarihinde istisnai kılan şey darbecilerin ne yaptığı değil, milletin ne yaptığıdır.

Türkiye'nin modern siyasi tarihi darbelerle örülmüş bir tarihtir. 27 Mayıs'tan 12 Mart'a, 12 Eylül'den 28 Şubat'a kadar darbeler, sadece hükümetleri değiştiren müdahaleler olmadı; aynı zamanda devlet ile millet arasına yerleştirilen vesayet mekanizmalarının da dolayısıyla aşılmaz mesafelerin de adı oldu.

Her darbe, millete bir şekilde "Bu devletin gerçek sahibi sen değilsin" mesajı veriyordu

. Elhak, darbelerle kök salmaya çalışan devlet bu topraklara ait değildi ama bu toprakları ifsat ederek millet ve devlet mesafesini derinleştiriyordu.

15 Temmuz gecesi ise ilk defa bu döngü kırıldı. Millet sadece bir darbeye direnmedi; darbeler rejimine karşı tarihî bir hüküm verdi.

O gece milyonlarca insanın sokağa çıkması, tankların önüne yatması, kurşunlara göğsünü siper etmesi sadece seçilmiş bir hükümeti koruma refleksi değildi

. O gece millet, devlet üzerinde söz sahibi olduğunu, bu ülkenin kaderinin artık cuntaların değil halkın iradesiyle belirleneceğini ilan etti. Bu yönüyle 15 Temmuz, Türkiye'nin demokrasi tarihinden çok milletleşme tarihinin bir hadisesidir.

SOSYOLOJİYİ DE DEVİREN TOPLUMSAL HAREKET

Nitekim o gece ortaya çıkan toplumsal hareket, sosyal bilimlerin alışılmış kategorilerine de sığmıyordu. Toplumsal hareketler normalde iktidara karşı ortaya çıkar. Oysa 15 Temmuz'da insanlar iktidarı, devleti ve demokratik meşruiyeti korumak için sokağa çıktı. Bu yüzden 15 Temmuz, modern dönemin en özgün toplumsal hareketlerinden biri olarak tarihe geçti.

Aradan geçen on yıl içinde Türkiye'nin katettiği mesafe de bu tarihî kırılmanın tesadüf olmadığını gösterdi.

15 Temmuz sonrasında devletin içine yerleşmiş ihanet şebekelerinin tasfiyesiyle birlikte Türkiye uzun yıllardır taşıdığı bazı yüklerden kurtuldu.
 
Savunma sanayiinde gerçekleşen büyük atılım, terörle mücadelede elde edilen sonuçlar, Suriye'de oluşturulan güvenlik kuşağı ve nihayetinde bugün Suriye’de Türkiye’ye ve bölge halklarının tamamına dost bir rejimin kuruluşu,
Libya ve Karabağ 'da ortaya konulan kapasite, Türkiye'nin stratejik özerklik yolunda attığı adımlar bu dönüşümün somut göstergeleri oldu.
 
Bir dönem kendi sınırlarının hemen ötesindeki gelişmelere bile müdahale etmekte zorlanan Türkiye, bugün bölgesel denklemlerin kurucu aktörlerinden biri hâline gelmiş durumda.

Aslında bugün NATO zirvelerinde ortaya çıkan Türkiye ile 15 Temmuz gecesi ölüm kalım mücadelesi veren Türkiye arasındaki fark, o gece neyin hedef alındığını da gösteriyor.

Darbecilerin, vesayet odaklarının ve Türkiye'yi sürekli kriz içinde tutmak isteyen bütün güçlerin ortak amacı, Türkiye'nin bugün ulaştığı noktaya ulaşmasını engellemekti.

Bu yüzden 15 Temmuz sadece bir güvenlik meselesi değil, aynı zamanda bir bağımsızlık ve egemenlik meselesiydi.

Ancak onuncu yılda üzerinde durmamız gereken asıl soru geçmişten çok gelecekle ilgilidir. 15 Temmuz gecesi ortaya çıkan devlet-millet bütünleşmesi nasıl korunacaktır? Çünkü millet olmak sadece kriz anlarında ortaya çıkan bir dayanışma değildir. Asıl mesele, o dayanışmanın normal zamanlarda da sürdürülebilmesidir.

Bunun yolu ise her şeyden önce adaletten geçer.

Devlet ile millet arasındaki organik bağın canlı tutulmasından geçer. Vatandaşın devleti kendisinden ayrı, yabancı ve erişilmez bir güç olarak değil, kendi iradesinin tecessüm etmiş hâli olarak görebilmesinden geçer. İyi yönetimden, liyakatten, hakkaniyetten ve toplumsal güven duygusunun korunmasından geçer.

15 Temmuz gecesi millet devlete sahip çıkmıştır. Devletin de her şart altında milletin tamamına ait olduğunu hissettirmesi gerekir. Çünkü devlet-millet bütünleşmesi bir kez elde edilip sonsuza kadar muhafaza edilen bir kazanım değildir. Sürekli beslenmesi gereken canlı bir ilişkidir.

DARBEYİ YENDİK, YA NEFSİMİZİ?

Nitekim bilahare karşı karşıya kaldığımız sorunlar tam Hadis-i Şerif’te buyurulan türden sorunlar. Buna göre 15 Temmuz küçük cihattı. Asıl büyük mücadelelerle karşı karşıya kalmamız mukadder, millet olma yolundaki imtihanımızın kaçınılmaz durakları. Birilerinin 15 Temmuz sonrası düzenin içinden bulduğu veya yarattığı fırsatlara tutunarak bu kutlu mücadeleyi bile sulandırmaktan geri durmaması. At izleriyle it izlerinin birbirine karışması ilh.

Bugün bizi bekleyen tehditler on yıl önceki tehditlerden farklı.
 
Tanklarla ve savaş uçaklarıyla gelen tehditler geride kaldı. Bugün daha sessiz ama daha derin tehditlerle karşı karşıyayız: Aşırı dijitalleşme, bireyselleşme, konfor bağımlılığı, aile kurumunun zayıflaması, doğurganlık oranlarının hızla düşmesi ve ortak aidiyet duygularının aşınması…

Devamı:https://www.yenisafak.com/yazarlar/yasin-aktay/15-temmuz-darbecilerin-degil-milletin-dediginin-oldugu-gun-4840394

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.