Allah size, emânetleri mutlakâ ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adâletle hükmetmenizi emreder. (Nîsâ, 58)Bir iş, ehil olmayana verilirse kıyâmeti bekleyin. (Hadîs-i şerîf)
Herkes işin ehline verilmesini istiyor. Cemiyet hayâtında şikâyet edilen hususlara baktığımızda dönüp dolaşıp işin ehline verilmemesine dayandığını görürüz. En başta eğitim olmak üzere hukuk, ekonomi, siyâset, diplomasi, belediye hizmetleri… Hayâtımıza dokunan bütün alanlarda hepimiz işin ehline verilmesini istiyoruz ve problemlerin en çok işin ehline verilmemesinden kaynaklandığını düşünüyoruz. “İş verme” mes’ûliyetini taşıyanlar -başta bütün ülkeyi yöneten iktidarlar ve mahallî olarak belediyeler- bu yüzden hedef tahtasıdır. İşlerin ehline verilmemesinden şikâyet ebedîdir de bilhassa son günlerde bir kısım belediyelerdeki torpil ve kayırmalar; dost, akraba ve sevgili istihdamları bir lağım gibi patlamıştır. İşe gitmeden maaş alanlar, sevgili kontenjanından han-hamam-servet yığanlar, yurt içi-yurt dışı seyahatlerde yiyip içenler… Bu kadarını da tahmin edememiştik doğrusu. Öyle görünüyor ki bu çürümüşlük bir partiyi yeniden ebedî muhalefet mevkiine hapsedecek. Peki, işi ehline vermek, yâni lâyık olana, liyâkat sâhibine vermek ne demek? Liyâkat ne demek? Eğitimde bir matematikçinin, edebiyatçının, târihçinin… dersini teknik olarak çok iyi bilmesi ve talebelere iyi aktarabilmesi midir? Bir hukukçunun hukûku çok iyi bilmesi midir? Bir bürokratın kendi alanının en iyi uzmanı olması mıdır? Bir tâmircinin çok iyi tâmir yapması, bir inşaat ustasının çok iyi duvar yapması, bir spikerin çok iyi ve düzgün konuşması, bir aktör/aktrisin çok iyi rol yapması mıdır? Yâni verilecek işi teknik olarak iyi bilmek liyâkat için yeterli midir? Cemiyet hayâtındaki birçok alanda çalışan yüz binlerce insanın hepsi mi iş bilmiyor?
Liyâkatin “işi bilme” ile alâkası inkâr edilemez. Netîcede ortada yapılması gereken bir iş vardır ve bunun lâyıkınca yapılması “işi bilmek”le mümkün olacaktır. Ama asıl şikâyetin işi bilmemekten değil, işi bildiği hâlde doğru dürüst yapmayanlardan kaynaklandığı da ortadadır. O zaman durup düşünmek lâzım; işin düzgün yapılmamasının tek sebebi “işi bilmemek” midir? Yoksa iş teknik olarak iyi bilindiği hâlde lâyıkı veçhile yapılmaması mıdır?
Devamı:https://www.yeniakit.com.tr/yazarlar/ahmet-talib-celen/yeni-bir-liyakat-anlayisi-lazim-52188.html?page=3
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.