- Hakkımızda
- TYB Ödülleri
- Genç Yazarlar Kurultayı
- Kitaplık
- Ahlâk Şûrası
- Yazar Okulu
- Mehmet Âkif Ersoy
- Türkçe Şûrası
- Milletlerarası Şehir Tarihi Yazarları Kongresi
- Yayınlar
- Söyleşi
- Şube Haberleri
- Salgın Edebiyatı
- Şiir Şölenleri
- Haberler
- Kültür Kervanı
- Mesnevi Okumaları
- Kültür & Sanat Haberleri
- Kırklar Meclisi
- Duyurular
- Biyografiler
06 Mayıs 2026- İstanbul20°C▼
- Ankara15°C
- İzmir24°C
- Konya14°C
- Sakarya20°C
- Şanlıurfa19°C
- Trabzon13°C
- Gaziantep16°C
YUSUF ALPASLAN ÖZDEMİR: YENİ TÜRK EDEBİYATINA BİR SEYAHAT
Rahmetli Mehmet Kaplan Hocanın talebelerinden İnci Enginün, Arel Üniversitesinin Edebiyat Söyleşilerinde ‘Yeni Türk Edebiyatı’na dair önemli tespitlerde bulundu, öneriler teklif etti

12 Mayıs 2023 Cuma 10:23
Çarşamba akşamı yoğun ve yorucu geçen bir günün ardından yaklaşık iki buçuk saat boyunca rahmetli Kaplan hocanın çalışkan talebelerinden İnci Enginün hanımefendinin söyleşisini dinledim, internet üzerinden. Yeni Türk edebiyatının en ehil hocalarından birini, çoğunluğu programı düzenleyen Arel üniversitesinin hocaları ve talebeleri olmak üzere sadece 54 kişi mi dinler minvalinde bir giriş yapacaktım ama vazgeçtim; çünkü hocanın üzerinde düşünülesi tespit ve önerileri ile ilginç anekdotlarının hepsini aktaramama kaygısı taşıyordum.
Arel Üniversitesi Dil ve Edebiyat Sohbetlerinin ikincisinde konu; ‘Tarih ve Coğrafya Çerçevesinde Yeni Türk Edebiyatı’ ve konuk İnci Enginün Hanımdı. Edebiyat tarihi yazmanın zorluklarından, yazarların günlük ve mektuplarının yayınlanmasında nelere dikkat edilmesine, sınırları genişleyen Yeni Türk edebiyatının ikiye bölünüp bölünmeyeceğine, İnci hocanın eski edebiyata olan ilgisinden, Türk edebiyatının doruğu sayılabilecek isimlerinin hangileri olduğuna, başta Mehmet Kaplan ve Tanpınar olmak üzere birçok edebiyatçı ve hocayla anılarına çok geniş bir yelpazede kendi adıma verimli ve keyifli bir sohbete tanıklık ettim. Programın kaydı üniversitenin sosyal medya kanallarına da eklenecek sanırım. Edebiyatla uzmanlık derecesinde ilginiz olmasa da düşünce dünyamızın ve akademinin serencamını merak eden herkesin istifade edeceği, çok şey öğreneceği dakikalar geçireceğinizden şüpheniz olmasın.
Programda ilk olarak İnci hocanın yine Dergâh etiketiyle piyasaya çıkan son kitabı “Yeniliklere Açılma- Hürriyet ve Eğitim Üzerine Makaleler” hakkında bilgi vermesiyle başladı. Edebiyata yazarlar ve akademisyenler kadar eğitimcilerin de hakkının geçtiğini, bu makalelerle onların da hakkını ödemeye çalıştığını vurgulayan İnci hoca kitapta Tanzimat sonrasında toplumda yeşeren ve Türk edebiyatında da yansımalarını gösteren hürriyet, eğitim ve yenileşme fikirlerini, bu fikirlerin öncülerini ve önemli eserlerini ele aldığını söyledi.
Bu bölümde İnci Enginün’ün, talebelerinden çok şey öğrendiğini ve onların görüşlerine her zaman değer verdiğini, hatta ‘Türk Edebiyatında Dört Doruk’ kitabında Ömer Seyfettin ismine onların onayıyla karar verdiğini söylemesi, fakülteye geldiğinde aslında eski edebiyat üzerine çalışmayı düşündüğünü, en zevk aldığı derslerin Ali Nihat Tarlan hocanın ‘Metin Tamiri’ dersi olduğunu imlemesi, ardından rahmetli Kaplan hoca ile Tanpınar’dan öğrendiklerine, öğütlerine yer vermesi not aldığım önemli bilgiler oldu. Meselâ; beraber çalışırlarken İnci hocanın bazı yazarları sevip sevmeme tavrı sergilemesi üzerine, Kaplan hocanın; “Nasıl ki doktorların hastalarını sevip sevmeme hakkı yoksa, bir akademisyenin de yazarları sevip sevmemeye göre ele almaya hakkı yoktur” demesi oldukça düşündürücü ve etkileyiciydi.
İki yıl derslerine giren Tanpınar hocanın sınıfta sigara içmesini ve derste normalden çok büyük bir fincanla kahve içme alışkanlığını yadırgamaları da ilginç hatıralardandı, hocanın paylaştığı. Derste Tanpınar’ın anlattıklarını takip etmenin ve not tutmanın güçlükleri yanında, öğrencilerini bir şekilde derinden etkileyen bir hoca hünerine sahip olmasını da sözlerine ekledi Enginün.
Döneminde en iyi hocalardan dersler alan, günümüzün en seçkin hocalarından bazılarıyla sınıf arkadaşı olan Enginün hocanın elbette akademiye dair söyleyecek çok şeyi olması doğaldı. Günümüzde akademisyenlerin odalarında tek başlarına çalışmayı tercih ettiklerini, kendi zamanlarında ise herkesin bir arada bulunmaya önem verdiğini, bu sayede pek çok şey konuştuklarını, istişarede bulunduklarını ve bunun oldukça önemli olduğunu anlatması da üzerinde düşünülecek bir durum tespitiydi.
Yazımın kalan kısmında hocanın sözlerini aktarmakla iktifa edeceğim.
“1964’ten beridir çalışıyorum ve ancak 2006’da edebiyat tarihi yazmaya başladım. Zor iştir. Ben komisyon yerine tekli çalışmanın doğru olduğuna inanıyorum. Kaplan hoca birlikte edebiyat tarihi yazabiliriz ama malzemeyi senin getirmen şartıyla demişti, başlamıştık da, ömrü vefa etmedi. Hoca bize edebiyat tarihinde eserler üzerinden çalışmalısınız demişti. Ben bu yüzden ‘… tarihi’ demedim bu minvaldeki kitaplarımda. Eksikler var mı, elbette; meselâ bir çocuk edebiyatı, basın tarihi yok; halbuki edebiyatımıza basının katkıları çok, olmalıydı kitaplarımda, ayrıca genel kabul edişlerin dışına pek çıkmadım.”
“Antoloji düzenleme fikri de Kaplan hocadan geldi. Kaplan hocayla okula gelip giderken vapurda ve öğlenleri okulda hep istişare eder, bir dakikayı boşa geçirmezdik. Kütüphanelerde bize çok yardımcı oldular, elle yazmak zorundaydık bulduğumuz metinleri. Ben daktilo getirdim, salonda ses çok olunca müdürler odalarını verdiler, çok yardım ettiler.”
“Ben tasniften pek anlamıyorum. Bunu en iyi uygulayanlardan biri rahmetli Mustafa Nihat Özön Hoca idi. Çok çalışkan, titiz bir insandı. Hangi yazara kaç sayfa ayrılır, onu da hesaplayamam, bağlı kalamam. Ahmet Mithat Efendi ve Halit Ziya Uşaklıgil beni en çok zorlayan ve en çok yazı kaleme aldığım çalışmalarım oldu.”
“Evde babam kelimelerimi çok düzeltirdi, bana belli bir kelime, dil hassasiyeti kazandırdı. Ayrıca eski edebiyatı, divanları okumayı severdim, bunlar da faydalı oldu. Bir dönem Nurullah Ataç’tan etkilendim, Öztürkçe hayranlığı dönemim oldu. Ama sınır aşılınca kabul etmem zordu, tekrar özüme döndüm dil konusunda.”
“Ben aslında eski edebiyat üzerine çalışma düşüncesindeydim ama Yeni edebiyatı seçtim. Kaplan hoca Garipname’yi çok sever, öğrencilerine de okumalarını, çalışmalarını önerirdi. Kemal Yavuz hocaya nasip oldu baskısı.”
“Kaplan hoca mektup, günlük vd. her şeyin bütünüyle neşredilmesine karşıydı, ben ikna ettim hocayı. Bir şey neşredilecekse hepsi yayınlanmalı.”
“Yahya Kemal normalde Abdülhak Hamid 'i sevmezdi ama edebi yönünü de takdir etmeyi bilmiştir. Hamid, Şekspir 'den çok etkilenmişti bunu öğrenince Hamit'i daha farklı bir gözle ele almaya başladım. Hamit' in kitaplarının pek çok korsan baskısının olması çok okunduğunu da gösterir. Bu kaçak baskıları Ömer Faruk Akün Hoca bulmuştur biliyorsunuz. Tanpınar da Hamit'i sevmezdi ama 19. Asır Türk Edebiyatı'nda en geniş yeri Hamit'e ayırmıştır, çünkü ihmal edilemeyecek bir sanatçıdır Hamid. Kaplan hoca ise Recaizade'den pek hoşlanmazdı, çünkü ‘ağlamaklı mezarlık edebiyatı yapıyor’ derdi onun için.”
“Kaplan hoca biz öğrencileri adına Mehmet Çınarlı’ya her ay Hisar’a yazacak öğrencilerim diye söz vermiş. Bu vesileyle yazmaya başladık.”
“Yeni Türk Edebiyatının alanı ve sınırları çok gelişti. İkiye bölünebilir. Birinci dönem rahatlıkla Şeyh Galip’ten başlayabilir ve ikinci dönem de 1940’tan günümüze getirilebilir.” “İlâhiyat Fakültelerinin de edebiyat konusunda ellerini taşın altına koymalılar. Misyoner okullarına çok yatırm yaptık, kapatılamaz dedikleri için Amerika Lozan’ı imzalamadı. Atatürk de misyoner okullarıyla çok mücadele etti.”
- Geri
- Ana Sayfa
- Normal Görünüm
- © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.