Yitiksöz 36 Şeyh Galib’in Hüsn ü Aşk’taki “Giydikleri âfitâb-ı temmûz/ İçdikleri şu’le-i cihân-sûz” (Hüsn ü Aşk-245) beytinde olduğu gibi havanın oldukça sıcak olduğu günlerde okurunu selamlıyor. Aynı zamanda bugünlerde Ankara’da düzenlenen NATO toplantısı Ankara’dakiler için şehir hayatını yaşanmaz kıldı. O zaman buyursunlar Yitiksöz okumaya. NATO vb. yapılanmalar maalesef Siyonizm’in güdümünde hareket etmeyi bir marifet sayıyorlar. BM ve NATO bunu en üst düzeyde gerçekleştiriyor ne yazık ki!
Yitiksöz 36, 26 Haziran 2003’te Balıkesir’de Hakk’ın rahmetine kavuşan Alaattin Özdenören’in “Göğsümü yalayan gül alevinden / Silinmez izler kalır” ikiliğini ön kapağa taşıyarak yaz mevsiminin sıcaklığına işaret ediyor. Arka kapaktaysa Yasin Mortaş’ın Kuşlardan Bir Harita şiirine yer verilmiş.
Genel Yayın Yönetmeni Sayın Duran Boz, Büyük Hikâyeye Açılan Kapı adlı yazısında bu kapının konumunu ve önemini işaret ediyor:
İnsan ancak genel gidişata bilinçli bir itiraz geliştirdiğinde hikâyesiyle varoluş boyutuna ulaşır. Bu nedenle yürüyüşünün başlangıcından sonuna kadar istikametini kendisi belirleyemediğinde varoluş nedenini kavrayamaz.
Bu anlamıyla her hikâye, bir hâlin anlatılışına karşılık gelir. Sesten, harften, heceden, kelimeden hız alıp istikamet kazanan yazar, kalbine danışarak dünya hâllerinin dolaşımını okur. Anlatacak sözü olanların sesiyle şekillenir yeryüzü.
Her yüz bir hikâye anlatır. Önemli olan yüzlerin anlattığı hikâyenin okuru olmak ve onu okuyabilmektir. Zamanın insanlar üzerinde bıraktığı izleri dikkatle okumak, yüzlerin anlattığı hikâyeleri anlamayı kolaylaştırır.
Yitiksöz, kelamın izini süren seçimiyle kalemini kalbe döndürenlerin ciddiyetinden sağdığı kelime sağanaklarından şiirler, öyküler ve yazılarla seslenişler biriktiriyor. Başlangıçtan bugüne bir birikime ulaşmayı amaçlayan tavrıyla yürüyüşüne devam ediyor. Her yeni sayısıyla farklı bir konuyu gündem konusu yaparak yayın hayatına devam ediyor. Yazarından okuruna mektup olan her sayısıyla serinlikler estiriyor içimizde.
Sözün dünyasında dalgıçlıklar öğreten nice sayılara…
Yitiksöz 36’da Hüseyin Akın, Mehmet Sümer, Bünyamin K., Vural Kaya, Cafer Keklikçi, Yunus Emre Altuntaş, Suavi Kemal Yazgıç, Adem Turan, A. Barış Ağır, Mehmet Aycı, Kadir Ünal, Abdülhamit Tokgöz, Vahdettin Oktay Beyazlı, Baha Polat, Ahmet Koçakoğlu, Guzal Ismatova, Sinem Sevgili, Asiye Ceyhan, Kazım Gök, Ekrem Elmas, Metin Mert, Ahmet Tepe, Murat Engizek, Hüseyin Çolak, Bünyamin Vırıt, Tayyib Atmaca, Recep Şen, Mahmud Musab Önder, İbrahim Ay, Gazi Taş, İbrahim Gökburun, Burhan Sakallı, Mehmet Hakan Türkçapar, Nurettin Durman, ve Yasin Mortaş’ın şiirleri okuru şiir vadisinde yolculuğa çıkarıyor. Ayrıca Mahmud Derviş ile Robert Frost’un çeviri şiirleri dikkatleri üzerine topluyor. Buyurun Yitiksöz 36’dan birkaç şiir sizlere arz-ı endam eylesin:
Her gidenin uykusu yarım kaldı bende
Bu kırık dökük envanter
Sayım döküm defteri dendikçe resmileşen velime
Bu, bedenime uymayan puhu kuşu efekti
Ne Sansaryan Hanı ne tabutluk, burası mahsus mahal
Yağmur da ıslanır
Yağmurluğunu unuttuğu zaman
Yaşamak üstümüze sinmiştir pişmanlık kadar
İnsan fazladan yorgundur dünyaya göre
Üveylik gibidir kayıt dışı ahlar
Ah bu evham öldürecek beni
Daha kurumadı dilimdeki dua avucumdaki ter
Provasız ağrıları var kalbimin her biri bir tuluat
Razıysan başlasın bu ayinicem
Senin sözün geçer her yazgıya
Adınla başlar çünkü bütün matbuat (Kıyasımukassem / Hüseyin Çolak)
Yaşamaya hevesli karıncalar görüyorum
Bir çocuğun gülümsemesi kadar güzel
Bir kadının sesi gibi şuh
Aşık olan bir adamın yüzü kadar parlak
Çiçekler görüyorum açmaya can atan
Bulutların ihtişamı gibi beyaz
Renklerin cümbüşü gibi yoğun
Sahiplenmiş bir kedi kadar mutlu
İşlemeli sandıklar görüyorum, düğünlere hazır
Aziz kalabalıklar gibi coşkulu
Türküler kadar duygulu, dinliyorum
Muradına ermiş güveyi gibi umutlu
(Çiçeğe Durmuş Hayat / Asiye Ceyhan)
Çocukları vurdular
Güllerin gözü önünde
Renkler soldu yavaş yavaş
Cansız avuçlar, külden hayaller
Yerlere saçılmış bayram şekerleri
(…)
Önce masumiyeti öldürdüler
Zeytin ağacının kovuğunda tüyleri
Yer gök lal oldu
Sonra dut yedi bülbüller…
Kumruların ağzında buğday taneleri
(…)
Serin bir rüzgâr geliyor
Gazze’nin dağlarından
Usul usul ve şefkatle esiyor
Limon ağaçlarının arasından
Usul usul ve şefkatle
Kız çocuklarının saçını
Rüzgâr tarıyor… (Uzaklara Hikâye / Ahmet Koçakoğlu)
yolumuz engebelidir ama bunu bilirsin
gelirsin yanıma savaştan çıkmış gibi akşama
kırık bir kalp taşırsın içinde mazi saklı
içinde aziz hatıralar bir pencerede bulut
yağmurlu bir bayram sabahı
anıları yanına alıp yanına alıp kahkahaları
sevinçleri koyduğumuz yerden bulup
bulup bulup getiriyorsun mezar taşını
her mevsim âşık olur istanbul’u dolaşırdık
istiklal’de yüksek sesle türkü söylediğimde
akşamın eşiğinde akşamın beşiğinde akşamın damında
kanımda şiirden başka bir şey akmaz
yakmaz bizi cehennem doya doya yandık dünyada
parasız pulsuz makamsız maskesiz dibine kadar yoksun
boğulsun karanlıklar ayaklarımın altında
çatı katında karda kışta harfine kadar kimsesiz
harfine kadar nasıldır yattığın yer sevgili dostum
(Dosta Doğru / Cafer Keklikçi)
Fırtına hattında paramparça savrulur bulutlar, hızla,
Yol gün boyu ıssızdır.
Sayısız ak kuvars taşının kabardığı yerde,
Toynak izleri silinir, kaybolur.
Yol kenarında çiçekler, arılar için fazla ıslak,
Çiçeklenir boş yere.
Aş tepeleri, gel benimle uzaklara;
Yağmurda sevgilim ol.
Şairin “A Boy’s Will / Bir Çocuğun Yönelimi” (1913) adlı kitabından. Türkçesi: Faruk Uysal
(Bir Fırtına Hattının Şarkısı / Robert Frost)































Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.