Mustafa Atikebaş: Gül ile Bülbül

Mustafa Atikebaş: Gül ile Bülbül
-Şiir Üstüne-

Baharın gelişiyle canlanan tabiat, ezelî âşıklarımız Gül ile Bülbül’ün muhabbetine sahne olur. Her yıl tekrarlanan ve zaman zaman bir çeşit “cedel” yahut “diyalektik” kisvesine bürünen bu muhabbet bir aşk hikâyesinden fazlasıdır. Her aşk gibi içinde zıtlıklar barındırır. Gül ile Bülbül, hakikati arayanlar için ışıktır; yol gösterir.

***

Bülbül, asırlık dertleriyle dolu yüreğinin çırpınışları eşliğinde uyandı. Güneşin ilk ışıkları tatlı bir sıcaklık düşürmüştü tüylerine. “Yaşamak güzel şey” dedi önce. Dedi demesine ama cümlesi henüz biterken boğazına düğümlendi. O’nu hatırladı birden, Gül’ünü…

“Ben ki şu kâinatın gördüğü en büyük âşığım, hisseme gamdan başka pay düşmedi;  kanımla renk verdiğim sevgilimin yüzü gülsün diye her cefaya katlandım. Göğsümü kanatan dikenlerini birer sevda oku belledim. Ne çare ki hiç sevilmedim” diye söylendi içinden. Öyle ya, ezelî maşuku olan ‘gül’ün peşinde bir değil bin ömür tüketmiş fakat karşılık bulamamıştı sevdasına. Gülzârı mesken bilmiş, Gül için yanıp tutuşmuştu. Şiirin en içlisini, şarkının en güzelini bilirdi. İlâhî kitapların derûnî lisanına vakıftı. Kalbini ve kulağını onlarla beslemişti hep. Yunan, Latin, Arap ve Fars şiirinin şaheserlerini de hıfz etmişti. Nihayet, kendisi de usta bir nâzım olup çıkmıştı; gazeller, kasideler, koşmalar söyleyip coşardı. Şu âlemde tek isteği Gül’ünün yüzünü güldürmekti. Zavallı bülbül, bu bahar da aşkının feryadıyla inleyecekti…    

Gül, uzun ve meşakkatli bir kışın ardından taze baharı selamladı. Narin dalları üzerinde titrek bir ceylan yavrusu gibi gerindi, söğüt ve çam kokularını içine çekti. Mağrur bakışlarıyla etrafı süzdü. Sevilen her canlı gibi mesuttu; fakat serde nazlı olmak var, meşrebi mutluluğunu göstermesine mâni idi. O, saadeti daima kendi içinde yaşamaya mahkûm olanlardandı. Maşukların en güzeliydi, biliyordu. İflah olmaz sevgilisi birazdan gelip şiirler, şarkılar söyleyecek; tutuşmuş yüreğinden kopan feryatla cûş u huruş edecekti.

Öyle oldu. Ama…

Bülbül, aşkını terennüm eden mısralarını bitirince Gül’ün yüzü asıldı. “Sen eskiden böyle şiir söylemezdin a Bülbül! Neydi o tuhaf söyleyiş, o yapmacık tavır!.. Sen ki Yûnus’un, Gâlib’in soyundansın, Attâr ile söyleşir, Rûmi ile halleşir idin. Görmeyeli epey değişmişsin. ”

“Değiştim Gül’üm, değiştik… Mâzînin lakırdılarından bıkmadın mı sende? Kaç yüzyıldır sayıklar dururum, dandan da dandan… Edâlı sözler, girift terkipler, izafetler, daha neler neler; ne geçti elime? Sevdin mi beni? Sevmedin.”

“Hepsi seni sevmem için miydi sadece? Bütün o sözlerinde kendinden bir şeyler yok muydu? Seni sen yapan, tarihinin ve irfanının doğurduğu şahsiyetinin payı nerede? Ne çabuk kaybettin kendini! Lakırdı dediğin sözlerin kalbimi titretirdi; senin sayıklama dediğin musıkîyle mest olurdum; evet, belli etmezdim, biliyorum. Unuttun mu, ben Gül’üm, sen Bülbül’sün… Yani, bizim fıtratımız, meşrebimiz ayrı, fakat hiç olmazsa ‘kendimiz’iz. Bir hafızamız var, az şey midir? Görüyorum ki sen değişmekle kalmamış, Kafka’nın böceği gibi olmadığın bir şeye dönüşmüşsün.”

“Uyandım! diyelim Gül’üm, uyandım gaflet uykumdan. Makine çağındayız; hatta onu da eskittik, bilgiyi avuçlarımızda tutuyoruz artık. Doğanın sırlarını çözdük; güneş’in, ay’ın peşindeyiz. Şiirimiz aynı mı kalacaktı? Değişmek korkuludur ama buna mecburuz. Hayalin bahçelerinde gezdiğim yeter;

Gerçeğin çölüne hoş geldin.

“Değiştiğimizi bilmez miyim a bülbül! Elbet değişeceğiz. Talihimizin zaruretleriyle şekillenen, eskisinden çok başka bir hayatımız var. Biz ki şu ihtiyar dünyanın çilesini asırlardır çekeriz. Hem sen, hem ben ebediyetin suyundan içtik. İsmimiz dillerde gezer durur. Her devirde tanınır, biliniriz. Hayat değişir de biz aynı kalabilir miyiz? Ben görmüyor muyum sanıyorsun; toprağım, suyum, havam, bırak yüz yılları, on yıllar öncesinden bile farklı. Bakışım, görüşüm her asırda yeni bir hal alıyor. Hayır, ben değişmekten müşteki değilim; fakat unutma, bir tarafımla toprağıma bağlıyım, yani köklerime. Sen bu serazat tavrınla kökünü unutmuş gibisin. Medeniyet gibi sanat da devamlılık ister. Hele şiir! O soylu sanat, sanatların en millî olanı, en çok o’nda aranır devam…”

“Bir meş’aledir, devredilir elden ele”

O şiir geçmişten bir hatıradır artık Gül’üm, başkaca yeri yok yaşamımızda. Vezni, kafiyesi, edasıyla üzerimizde yük olan bütün unsurlarından temizledik şiirimizi, fena mı oldu? Şimdi kendimi daha özgür hissediyorum, meğer yüzyıllardır papağan gibi aynı şeyleri tekrar edip dururmuşum. Oysa ben Bülbül’üm. Evvelce yalnız kendime has bir sesim vardı, şimdi hem sesim hem sözümle tam bir şairim. Serbestçe söylüyorum şiirimi. Sen de bırak artık bağnazlığı, yaşamın gerçeklerine sırt çevirme.”

Yok senin vasfettiğin dilber bu şehr içre…”

“Bağnazlıktan uzağım a Bülbül, maziyi geri getirmek de istemem. Fakat unutma ki geçmiş, bir hatıradan fazlasıdır bizim için.  Senin yük saydıkların bizim mücevherlerimiz. Onların parıltısıyla vücuda getireceğimiz bir geleceğimiz olsun isterim. Sen devrime inanıyorsun; lakin şiir ancak inkılâb edebilir, dilinle ve duyuşunla bağlısın geçmişe, sanatta asıl bağnazlık devirmektir.”

“Dağlar da yaşlıdır; ama yemyeşildir.”

“Geriye dönemeyiz artık Gül’üm. Çağın dilini bulduk, rahat ve sade söyleyişten yanayım. Şiir benim için ‘sezilen söz’ olmaktan çıktı, olanca doğallığımla söylüyorum şiirimi şimdi. Varsın dizelerimde ahenk olmasın, mûsıkî olmasın; yeter ki doğal olsun. Bana ‘kendine dön’ diyorsun, ben modern çağın bülbülüyüm, kendimi yeniden inşâ ediyorum.”

“Uyuşamayız, yollarımız ayrı; / Sen ciğercinin kedisi, ben sokak kedisi;

“Ne garip şey, tarihçiler, sosyologlar, iktisatçılar akın akın edebiyatımıza dönüyorlar. Yıllarca aradıkları hazinenin şiirimizde, hikâyemizde, romanımızda olduğunu gördüler. Heyhat! Şairimiz kaçıyor… A Bülbül’üm, sen ki sesinle dillere destan olmuşsun; dilerim yeniden bulasın sesini…”

 Benim hakkım, sus ey bülbül, senin hakkın değil mâtem!

***

‘Büyük aşklar büyük imtihanlardan geçer.’ Biri naz, öteki niyaz ehli olan âşıklarımız saatlerce söyleştikten sonra akşama doğru ayrıldılar. Muhabbeti ertesi güne bırakarak…

(…) 

 

Bu haber toplam 36 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim