Gülhane Parkı’ndan darbuka sesleri yükseliyor. “Düm tek”lerin bazıları, buralara kadar düşüyor.
Yazın uzak İstanbullardan kalkan belediye otobüsleri yolcularını burada bırakır.
Salkım saçak otobüslerdir bunlar. Bol çocuklu Anadolu aileleri, ehramdan, çarşaftan çıkmış kızarık yüzlü tazeler, etrafa şaşkın şaşkın bakan ihtiyar nineler, başı takkeli dedeler, sele sepet günün erken saatlerinde gelip bir ağaç altı kapmaya çalışırlar.
Biraz gölge, biraz serinlik, hısım akraba ile bir nebze yarenlik, açık havada bir çay. Dünya nimetlerinin seçilmişleri bunlar. Çünkü uzak İstanbullarda oturanların böyle gezmelere falan ayıracak zamanları yok. Onlar geçim derdinde. Bir pazar Gülhane’ye gitmek. Ohoooo, müthiş bir şey.
Palazlarını, kilimlerini seriyorlar. Sele sepet açılıyor. Etraf tıkış tıkış. Vatan haritası buraya serilmiş hep. Bütün ferahlığa rağmen yine de kimileri diken üstündedir. Öyle ya, vur patlasın çal oynasın, bir havadır gidiyor. Ayılar, çingeneler, darbukalar, cümbüşler, el altında gezinen içki şişeleri, çer çöp, tuvalet kuyruğu...
Devamı:https://www.yenisafak.com/yazarlar/mustafa-kutlu/son-durak-gulhane-4813095































Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.