• İstanbul 29 °C
  • Ankara 29 °C
  • İzmir 34 °C
  • Konya 29 °C
  • Sakarya 29 °C
  • Şanlıurfa 38 °C
  • Trabzon 25 °C
  • Gaziantep 35 °C
  • Bolu 26 °C
  • Bursa 29 °C

Mustafa Özcan: Gözü pek Boşnaklar

Mustafa Özcan: Gözü pek Boşnaklar

Osmanlı'nın son dönemlerinde ordu müfettişliği postunda sağa sola atanan zevat vardır. Bunlar bazen gözlemlerini rapor (ma'ruzat) suretiyle düzenleyip -üstlerine aktarırlardı. Bunlardan bir kısmı bilahare belge/kitap olarak neşredilmiştir. Bu raportörlerden birisi de tarihçi ve devlet adamı Ahmet Cevdet Paşa'dır. 1863 yılında Bosna Müfettişliği görevine atanan Ahmet Cevdet Paşa bu görevi ifa ederken gördüklerini, gözlemlerini ve önerilerini bir rapor haline getirmiştir. Üstlerine sunmuştur. Bu raporlarında Boşnakların seciyesine değinmiş ve Boşnak gençlerin destansı kahramanlık ve gözü pekliğine temas etmiştir. Bazı Boşnak gençlerinin Sırp Çetniklerin arasına dalıp onları derdest ettiklerini ve birkaç kelle alıp üslerine geri döndüklerini haber vermiştir.

Ahmet Muhtar Paşa da 1885 tarihinde Mısır fevkalade komiserliğine tayin edilmiş ve maiyetinde Binbir Hadis eserini hazırlayan Ahmet Arif Beyi de alıp götürmüştür. Binbir Hadis kitabında Mehmet Arif Bey, Kahire'de içeriden gözlemlerde bulunmuş ve Ezher ulemasını tarassut etmiştir. Onlarda Masonluğa karşı bir eğilim sezmiş ve eserinin muhtelif yerlerinde buna temas etmiştir. Bu yönüyle eser hem ilmi bir eser hem de Mısır ahvalini gözleyen; hatırat, gözlem ve rapordur.

Süleyman Nazif'in de böyle yönleri vardır. Yazı ve üslubuyla Kölemen Abdullah Paşa'nın dikkatini çekmiş ve neticesinde onun kâtibi olarak Musul'a revan olmuştur(1895).

İmparatorluk içinde de olsa dış görevler gözlem açısından çok mühimdir. Bulunmaz bir fırsattır. Ertesi yıl görevinden istifa edip İstanbul'a geri döndü. Musul hatıralarını Namık Kemal gibi eserlerine serpiştirmiştir. Kısaca dış geziler ve ona eşlik eden gözlemler edebiyatımıza renk ve zenginlik katmıştır.

Esas mevzua dönecek olursak; Boşnakların temel özelliklerinden birisi sadakatleridir. Bir başka özellikleri ise gözü pek oluşlarıdır. Bu özelliklerinin birçok kanıtı ve tanığı vardır. Bunlardan birisi bizzat tarihçi Ahmet Cevdet Paşa'nın anlattıklarıdır.

Ma'ruzat (Raporlar) adlı eserinde bu yönlerine dikkat çeker. Hem tarihçi hem de devlet adamı olan Ahmet Cevdet Paşa engin ve eşsiz bir gözlemcidir.

Gözü peklikleriyle alakalı olarak bir başka tanık ise Filistinli alperen Abdullah Azzam'dır. Abdullah Azzam'ın 'Tevbe Suresi'nin Tefsiri' adlı kitabında geçen ve 1948 yılında Filistin'de İsrail ordusuna karşı çatışmalarda yer alan Boşnak savaşçıların konu edildiği pasaj şöyledir:

Filistin'de 1948 yılında harp başladığında. Filistin cihadına katılmak için Yugoslavya'dan mücahidler gelmişti. Allah'a yemin ederim ki onlardan bir tanesi bana şunları anlattı: "Binlerce Yahudi'nin arasına tek başıma dalıyordum. Üzerime kurşunlar yağmur gibi yağıyor, öyle ki sırtımdan ceketi düşürüyorlardı."

Ona, "Peki sen ne yapıyordun?" dedim. Ve o gün onu doğrulamamış, ona inanmamıştım. Ta ki, Afgan cihadında benzerlerine şahid oluncaya kadar! Yugoslavya'nın Bosna Hersek'inden olan Şeyh Abdurrahman şu cevabı verdi: "Ben 'Kulhuvallahu Ahad, Kul euzu birabbil felak ve kul euzu birabbinnas sûrelerini âyete-el-kürsî ile birlikte okuyor ve Bismillahillezi la yedurru maa ismihi şeyun fi'l ardi ve la fissemai ve huvessemî-ul âlim' okuyordum ve binlerce Yahudi askerinin arasına dalıyordum. Görevimi tamamladıktan sonra da hiçbir yara almadan geri dönüyordum. "1948'de Kudüs'ten ve Mescid-i Aksa'dan Ürdün ordusu geri çekilip Kudüs'ü Yahudilere peşkeş çekmek istediklerinde bu Şeyh Abdurrahman bunu reddetmiş ve şunları söylemiştir: "Yahudiler ben sağ kaldığım ve cesedim tepelenmediği sürece Mescid-i Aksa'ya giremeyeceklerdir."

Şeyh Abdurrahman ve beraberindeki Mısır İhvan-ı Müslimin teşkilatına mensup bir grup gönüllü ile birlikte Mescid-i Aksa'nın içine girer, siper olurlar. Oradan çekilmeyi reddederler. Vallahi onlarla içeride birlikte kalan bir kardeş daha sonra bana olayı şöyle anlattı: "Bizim sayımız, Mescid-i Aksa'nın pencerelerinin sayısından daha azdı. Biz ise mescidin içerisinde bir bu pencereden, bir şu pencereden dışarıya Yahudi askerlerine ateş açmaktaydık."

Şeyh Abdurrahman, Ürdün askeri komutanı Abdullah et-Tell'e "Mescid-i Aksa'yı nasıl terk edebilirsiniz? Nasıl buraları Yahudilere bırakabilirsiniz?" dediğinde, komutanın cevabı, "Gelen emirler böyle, çekileceğiz" olmuştu. Bunun üzerine Şeyh Abdurrahman komutana, "Bana iki sandık bomba bir otomatik silah ve mermileri bırak ve git. Ben Mescid-i Aksa'nın alanında bulunan şu minarenin üstüne çıkacağım. Yahudiler içeri girince bütün bu bombaları üzerlerine boşaltacağım ve ardından onları gücümün yettiği kadar otomatik silahla tarayacağım. Oyalayacağım. Sonra da onlar beni öldürürler." dedi.

Sonra Mescid-i Aksa'da bulunan gençler bütün pencerelerinden ateş edince Yahudiler Mescid-i Aksa'nın Müslümanlarla dolu olduğunu, Mescid-i Aksa'yı boş bırakarak çekilmelerinin mümkün olmadığını zannettiler. Mescid-i Aksa'ya yaklaşmaya bile cesaret edemediler. Böylece Mescid-i Aksa işte bu gençlerin sayesinde 1948 ile 1967 yılları arasında Müslümanların bünyesinde kaldı.

Devamı: https://www.fikriyat.com/yazarlar/mustafa-ozcan/2026/06/29/gozu-pek-bosnaklar

Bu haber toplam 338 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim