• İstanbul 16 °C
  • Ankara 13 °C

Mustafa Özcan: Osman Akkuşak’ın ardından

Mustafa Özcan: Osman Akkuşak’ın ardından

Artık 'rahmetli' takısıyla anacağımız Osman Akkuşak Bey ile 1988 yılında tanışmış olmalıyım. İstanbul'a ikinci gelişimden sonra. İstanbul'a birinci gelişim, Sakarya'dan oldu. Bir ara Minamak Asansörleri'nde tercümanlık yaptım ve bu vesile ile Sakarya'dan İstanbul'a gelmiş bulundum. İlk gelişimden itibaren Kadıköy ile Göztepe arasını mekan tuttum. Bugüne nazaran İstanbul o günlerde bakir sayılırdı. Bundan dolayı tenhalarda romantizm yaşamak mümkündü. Kadıköy ile Ümraniye sık gittiğim yerler arasındaydı. Tenhalıktan dolayı özellikle Kadıköy'de canım sıkılırdı. Bugün ise iğne atsan yere düşmüyor. Adeta Kahire'den bir kare. İstanbul'a ikinci gelişim Ankara'dan sonra oldu. Tam da 1988 yılıydı. Birbiri ardına rahmetli olan zevattan Nevzat Yalçıntaş, Şevket Eygi'nin ve dolayısıyla çalıştığım gazetenin mekanına sık uğrardı. Danışmanlık yapıyordu. İlk defa Osman Akkuşak'ı böyle bir ortamda tanıdım. Kendi gelmeden avazı ve sesi önden geliyordu. Adeta ön ve yol açıyordu. Yalçıntaş merhumdan kaçmak ister gibiydi. Yok deyin ya da beni saklayın der gibi bir hali vardı. Osman amca ise bu tür mahfillerin gediklisi idi. Ondan sonra gide gele Osman amcaya alıştık ve ahbap olduk, birbirimizden kopamaz hale geldik. Şevket Eygi bekar yaşadığından dolayı izin falan kullanmazdı. Biz de mecburen mecburiyetten ona uyardık. Şöyle dediğimizi vaki idi: Ya Şevket Eygi evli olaydı ya da biz bekar kalsaydık! İki tarz bir arada gitmiyor. Şevket Eygi işe belediye otobüsleriyle gider gelirdi. Biz de izin kullanamadığımızdan eve ödün kömür tedarikinde zorlanırdık. Neyse ki Osman Akkuşak o günlerin hatırası olarak kaldı. Osman amca avareliği severdi pek düzene gelmezdi. Bende de böyle bir damar vardı. Dolayısıyla avareler olarak birbirimizi anlar ve tamamlardık. İş yerinin hemen dışında dükkanlar veya lokantalar vardı. Osman amca su tiryakisi idi. Mutlaka akşam iş çıkışından sonra mutat olarak lokanta veya dükkana uğrar bir şişe suyu gövdeye indirirdi. Osman amca düzenli olarak çalışmıyordu ama takılacak bir yer bulmuşken düzenli olarak geliyordu. Anlatmak istediğim avare olmakla birlikte yaşamı da severdi. Tutku derecesinde hayata bağlıydı. Yoksa 89 yaşını görmesi ve kendi şartları içindeki birinin o yaşa kadar hayata direnmesi asla kabil değildi. Hayata dört elle sarılıyor ve tutunuyordu. Adam bize geldiğinde kolesterol derdinden dolayı yumurtanın sarısını bile ayırırdı. 

Devamı:  https://www.fikriyat.com/yazarlar/mustafa-ozcan/2020/09/17/osman-akkusakin-ardindan

Bu haber toplam 62 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim