• İstanbul 19 °C
  • Ankara 18 °C
  • İzmir 26 °C
  • Konya 19 °C
  • Sakarya 13 °C
  • Şanlıurfa 23 °C
  • Trabzon 19 °C
  • Gaziantep 21 °C
  • Bolu 15 °C
  • Bursa 20 °C

Mustafa Özçelik: Türkmenistan, bizim ata toprağımız

Mustafa Özçelik: Türkmenistan, bizim ata toprağımız
Türkmenistan, geniş Türkistan coğrafyasının önemli bir ülkesi. Türkiye Türkleri için de özel bir öneme sahip bir coğrafya. Zira, burası Selçuklu devletinin kurulduğu topraklar.

 

Edebiyatla ilgili üç toplantı yapıldı. İlki Medeniyetler Enstitüsünde gerçekleşti. Ülke temsilcileri, burada kendi edebiyatları hakkında bilgiler ve örnekler veren konuşmalar yaptılar. Ben de Türk şirinin dünü ve bugünü ile ilgili bir konuşma yaptım. Daha sonra iki ülke arasındaki ortak isimler olan Dede Korkut, Nasreddin Hoca, Yunus Emre’den hareketle Türk dünyasının müşterek isimlerinden söz ederek Türkiye ve Türkmenistan arasındaki ortak kültür ve edebiyata dikkat çektim. Daha sonra bu çerçevede sorulan soruları cevaplandırdım.

 

İkinci toplantı, devlet başkanları  Gurbanguli Bedir Muhammedov’un kitaplarıyla ilgili bir sunumdu. Türkmen yazarlar, neredeyse her konuda kitapları bulunan devlet başkanlarının bu eserlerini sırasıyla tanıttılar. Buradan hareketle sanat-iktidar ilişkisi üzerine konuşmalar yapıldı. Bize ilginç gelen bir soru da bizim devlet başkanlarımızın da kitaplarının bulunup bulunmamasıyla ilgiliydi.

 

Üçüncü ve son edebiyat toplantısı ise Hazar kıyısında düzenlenen özel bir platformda yapıldı. Geleneksel Türkmen çadırları, atlar, develer hoş bir görüntü oluşturmuştu. Önce milli giysili Türkmen erkek ve kadınlar, ortaya yakılmış bir ateşin etrafında bize Türkmen düğün geleneğini canlandırdılar. Ardından sıra, şiirlerin okunmasına geldi. Şairlerin oturması için kurulan eyvanlarda oturduk. Bir taraftan yeşil çaylarımız yudumlarken sırası gelen şair, ortaya çıkıp şiirini okudu.

 

Festivalin açılış ve kapanış konserleri ise daha görkemliydi. Milli kıyafetleri içinde kendi müziklerini icra eden topluluklar, ilginç bir görüntü oluşturdular. Bu konserler kadar resmi açılış ve kapanış esnasında kaldığımız otelin restaurantında verilen geniş katılımlı yemeklerdi. Türkmen sofrasının ilginç yemeklerini yerken bizi şaşırtan durum, masalarda suyun yokluğu idi. Türkmenler, normal tabir ettiğimiz suyu içmiyorlar. Nereye gidersek gidelim ya meyve sularıyla ya alkollü içeceklerle ya da onların deyimiyle bir tür yapma maden suyu sayılabilecek “gazlandırılmış ağız suları”yla karşılaşıyorduk.

 

Festival, genel anlamıyla böyle başlayıp bitti. Şimdi de farklı birkaç noktaya dönelim. Şehir olarak sadece Aşkabat’ı görebildik. Şehre yerel saatle gecenin ikisinde ulaşmıştık. Hava aklanından kalacağımız otele giderken geniş bulvarların sağına soluna sıralanmış, on ikişer katlı, dışarıları beyaz mermerlerle kaplı son derece ihtişamlı binalarla karşılaştık. Caddelerde ve binalarda yine çok ihtişamlı bir ışıklandırma düzeni mevcuttu. Bu yüzden her taraf ışıl ışıldı. Son gün ise bu şehri gündüz vaktinde kısmen gezebildik. Manzara, her yanda aynı idi. Yine ihtişamlı binalar, parklar, fıskıyeler, heykeller..İnsan, böyle bir yerde çarşı-Pazar arıyor. Çok geçmeden onu da bulduk. Rus pazarı tabir edilen yeri gezme imkânımız oldu. İnsan, Aşgabat’a, Pazar yerine ve beş gün boyunca kaldığımız Awaza turizm bölgesine bakınca çok zengin ve gelişmiş bir Türkmenistan düşünüyor. Görme imkanımız olmadı –zira oraları gezme noktasında karşımıza ciddi engeller çıkardılar- ama şehrin varoşlarının bu genel görüntüyle hiç de uyuşmadığını öğrenecektik. Yani ortada gösterilen bir ihtişamlılık diğer tarafta adeta saklanan bir yoksulluk sözkonusu.

 

Bu çelişkiyi daha bir çok konuda gözlemek hiç de zor olmadı. Her şeyden önce tek adam yönetiminde bir korku toplumu sözkonusu. Adım başı bir remi ay da sivil polisle karşılaşılıyor. Mesela Pazar yerinde ilginç bulduğum bir üzüm tezgâhının fotoğrafını çekmek isterken hemen yanı başında biten sivil bir polis buna engel oldu. Fotoğraf dedim de aklıma geldi. Oteller, lokantalar, otobüsler ve her türlü binada devlet başkanının Türkmen kilimli fon üzerinde fotoğrafı mevcut. Yine ana caddelerde onun sözleri yazılı. Devlet baskısı en çok da gazeteciler, yazar ve şairler üzerinde hissediliyor. Ne zaman mikrofonu ellerine alsalar söze “hürmetli prezident”e duydukları saygı ile söz başlıyorlar. Daha doğrusu başlamak zorundalar. Bizimle röportaj yapan gazete ve televizyoncular bile münasip bir lisanla bu saygı hitabını bizden bile istediler. Kitap, gazete kısacası her türlü yayın devlet kontrolünde..Şairler ve yazarlar dahil herkes devlet memuru gibi hareket ediyor. Bunun en bariz görüntüsünü ise kıyafetleri oluşturuyor. Hepsi koyu füme takım elbiseli, kravatlılar..Öğrencilerde durum aynı..

 

Burada Türkmen şairlerinin okudukları şiirlere da ayrı bir bahis açalım. Hepsi vatan, millet, lidere bağlılık temalı şiirler. Diğer unsurlarla birlikte bu durumu da görünce kendimi 1930’ların kırkların Türkiyesi’nde hissettim. Muhalefet partileri bir yana muhalefet kelimesinin bile telaffuz edilemediği bu ülkede her şey tek adama yani “Hürmeti prezident” e göre ayarlanmış. İnsan, bu durumu görünce kör topal da olsa bir demokrasinin olduğu Türkiye’yi daha farklı değerlendiriyor. Bütün bunlara dini hayattaki zayıflığı da eklemeliyiz. Beş gün boyunca ezan sesi duymadığımız bu ülkede din adına sadece “selamün aleyküm” şeklinde selamlaşmak geleneği ve yemek duaları kalmış. Yemek duasının yapıldığı masada dua öncesi ve sonrası alkolü içkilerin içildiğini de söylersek ne yaman bir çelişkinin ortaya çıktığını anlamış oluruz.

 

Söylenebilecek daha pek çok şey var ama başta da belirttiğim gibi bunlar daha uzun bir yazıda anlatılabilecek şeyler. Genel fotoğraf böyle…Ama şunu da söylemek gerekiyor. Burası, bizim ata toprağımız…Sultan Sencer’in, Necmeddin Kübra’nın, Yusuf Hemedani’nin ve pek çok sahabenin yattığı topraklar. İnsanları da bizim kardeşlerimiz, dindaşlarımız. Elbette yıllarca Rus istilası altında kalan ve bağımsızlığını henüz 1991’de kazanmış- bunun da nasıl bir bağımsızlık olduğu tartışmalıdır- bir ülkeden kendi hayat tarzımız, inanç ve kültür değerlerimiz adına çok şey beklemek haksızlık olur.  Dileriz tez zamanda daha iyi bir duruma gelirler. Daha özgür bir ortamda yaşarlar. Sözün sonun şöyle bağlayalım: Aşgabat ve Awaza’nın bizde bıraktığı izlenimler bunlar. Sanırım burada da bir “Türki bahar” gerekli ama o bahar ne zaman gelir, bilinmez.

menistan2menistan3menistan4menistan5
Bu haber toplam 1129 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim