Kitabın Sunuş yazısından…
Hayatlarından memnun “dilci”lerimiz uydurma dil bayramını kutlamaktan da asla geri kalmazlar. Fakat bu bayramın aslını faslını, hakikatini hiç merak etmezler. “Dil bayramı” dedikleri gün aslında “Türkçenin cenaze töreni” icra edilmiştir!
Bu öyle bir cenaze ki, doksan küsur yıldır kaldırılamıyor!
Kitapta Doğan, Türkçe üzerine tüm hassasiyetini dile getirmiş. Konu derin ve önemli. Bu yüzden, sözünü budaktan sakınmadan söylüyor ne söyleyecekse. Dilciler, Milli Eğitim, akademisyenler, köşe başlarını tutanlar ve daha fazlası dilimizin düştüğü halden paylarını alıyor. Topu başka yere atarak vaziyetten kurtulmak imkânsız. Türkçedeki son durum malumdur ki hiç de iç açıcı değil. Dil Devrimi tüm yok edici etkisi ile devam ediyor.
Doğan, önce Türkçe düşünmek üzerine özellikle medeniyet ve dil çerçevesinde düşüncelerini paylaşıyor. Merkezde duran ifade net; “Medeniyet dille olur, daha kestirmesi: Medeniyet dilsiz olmaz!” (s.13)
Masalların dilimiz üzerindeki etkisi çok güçlü. Masal, ninni, türkü, şarkı… Bunların hepsi ve daha da fazlası bu toprakların bir parçasıdır ve dilimizin en güzel örneklerini barındırmaktadır.
“Masal, efsane, mitoloji deyip geçmemek lâzım. Erken yaşlarda çocukların beslenme kaynakları, geleceklerini şekillendiriyor. Ninnisiz, masalsız, türküsüz, şarkısız çocuk büyütülmez.” (s.17)
Türkçenin geldiği son noktayı daha doğru anlayabilmek için tarihi süreci doğru tahlil etmek gerek. Yapılan devrimlerin, yenilik adı altında ortaya konan her türlü sadeleştirmenin sistemli bir şekilde ortaya konduğu anlaşılacaktır. Doğan, bu süreci tüm açıklığı ile anlatıyor. Görüyoruz ki değiştirilmek istenen, yok edilen sadece Türkçe değil bir milletin genleriymiş.
“Dil Devrimi, dilimizin genetiğine sert bir müdahaledir. Bu müdahale boşuna yapılmamıştır. Türkçe, tabii seyrinden çıkarılarak bir medeniyet değiştirme hamlesine girişilmiştir.” (s.32)
Osmanlıcanın zenginliğini ne kadar anlatsak eksik kalır. D. Mehmet Doğan da ayrıntılı olarak anlatıyor Osmanlıcanın bir medeniyet dili olduğunu. Ortaya konan eserleri düşünecek olursak Osmanlıcanın zenginliğini, çeşitliliğini daha iyi anlarız. Osmanlıcaya karşı olanların alsında bir dilden çok medeniyete karşı olduklarını anlamak mümkündür çünkü Osmanlıcanın çağrışımı olan Osmanlı’dan korkan, uzaklaşmak isteyen bir köksüzler grubu her zaman var olmuştur.
“Şunu söyleyebiliriz; Osmanlıca gerçek türkçedir, şimdiki dilimiz bozulmaya uğratılmış, tahrib edilmiş, yozlaştırılmış türkçe!” (s.40)
Türk Dil Kurumu’na da eleştirisi var yazarın. Üretememek gibi bir çıkmazda olunduğu muhakkak. Ya da olup biten durumu kabul etmekten başka bir şey değil sessiz kalmak. Salgın döneminde hayatımıza giren pandemi, izolasyon, filyasyon gibi terimlerin yerine Türkçe ifadeler kullanılması için Türk Dil Kurumu ne yaptı diye soruyor Doğan. “Bir Dil Kurumuz var mı?” sorusunun cevabını nereden tutsak oradan elimizde kalıyor.
“Türkiye ilk defa bir salgınla karşı karşıya kalmıyor, ülkemize ne kıranlar girdi. Tıp ilminde de yeni değiliz. Bizim edebiyat dilimiz olduğu gibi, bir de tıp dilimiz var. Sürü halinde zihnimize hücum eden bu kelimelerin türkçe karşılıkları var. Kurum yetkilileri bu konuları derd ediyor mu acaba?” (s.65)
Türkçe Şiirle Kurtulacak
Hem bir şair olarak hem de yazıda benim şiirimin de yer alıyor olmasından dolayı elbette mutluluk veren bir başlık bu; “Türkçe Şiirle Kurtulacak.”
Hece dergisinin Kasım 2020 sayısından paylaşımlar yapıyor Doğan. Şiirler ve yazılar… Konumuz Türkçe. Şiirlerden örnekler eşliğinde şu kanaatini dile getiriyor Doğan:
“Türkçenin geleceği ile ilgili karamsarlığımı ancak şiirler ümide tebdil edebiliyor.” (s. 87)
Öykü mü Hikâye mi?
Son zamanlarda ne kadar sık sorulur oldu “Öykü mü hikâye mi?” diye. Her iki tarafın savucuları da durdukları yerde kalmaya kararlı. D. Mehmet Doğan, tavrı net olanlardan. O, hikâye demeyi tercih ediyor. Bu konudaki düşüncelerini yazısında da geçmişten günümüze örnekler ve kaynaklar eşliğinde paylaşıyor. Hikâyelerle var olan bir milletin nasıl olup da öyküyle yüz yüze geldiğinin tarihini de anlatıyor. Öyküdür, hikâyedir, hayatımız anılar eşliğinde akıp gidiyor. Hikâyesinin öyküsünü yazanlar kavramlar arasındaki yarışta bir o yana bir bu yana savruluyor. Doğan’ın cevabı bu konuda değişmiyor. “Zeytinyağlı yesem de öyküye hikâye diyemem!” bölümünün sonunda konuyu hikâyeye bağlıyor:
“Öykü hikâyenin yerine geçemez. Biz hikâye desek de öykü desek de yabancı dillerdeki karşılıkları değişmiyor.” Dilin istikrarı, düşüncenin istikrarıdır, edebiyatın istikrarıdır.” (s.97)
Kitabın 3. bölümü; Sahih Türkçe Yazıları adını taşıyor. Daha çok kelimeler üzerinden ilerleyen yazılar var bu bölümde. İki kelime arasında kalanlar için rehber olacak bu yazılarda Doğan, elbette kendi fikrini söylerken inceden inceye göndermeler yapmayı da ihmal etmiyor. Elbette hisse almasını bilene.
Zenciler Siyah mı?, Çok Acımasızsınız! Ben Sizi Acımalı Bilirdim!, Araç mı, Aygıt mı, Yaraç mı?... gibi yazılar Türkçe hassasiyeti kadar Dil Devriminin etkilerini gözler önüne seren örnekler olarak yer alıyor kitapta.
Türkçe Düşünmek Türkçeyi Düşünmek bizlere Türkçenin geçmişten günümüze yaşanmış hikâyesini anlatan bir kitap. Yazarımız D. Mehmet Doğan olunca her cümlenin ağırlığını varın siz düşünün. Herkesin kendi payına alacağı notlar var cümle aralarında. Sonuç olarak da kitap bitince; artık kurduğu her cümleye dikkat eden bir hâl gelip yerleşecek içinize.
D. Mehmet Doğan, Türkçe Düşünmek Türkçeyi Düşünmek, Yazar Yayınları
































Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.