Bekir Oğuzbaşaran, bizim için, daha doğrusu Vanlılar için bir hocadan çok bir ağabey idi. Kalender, nüktedan, hoş sohbet ve estetik bir çizgisi vardı dilden ve hayattan yana. Hitabı çok kibardı. En sık kullandığı kelime, ya da isimlerimizi ünlemeden “Hazret” derdi. “Hazret, şu yazının bir fotokopisini alalım.” “Hazret şu deneme dil kurallarından yoksundur.” “Hazret, Hazan Dergisi’ni ben görmeden basmayalım, olur mu?” gibi kelamı kibardan yüzlerce anısı, sözü, sohbeti vardı aramızda. Ona bir ağabey, bir baba, bir pir nazarıyla bakardık. Herkesin sevgisi ve saygısı fazlaydı ona, bizim çevremizdeki dostların, arkadaşların kalbini kırdığına şahit olmadık.

Onunla çok kereler pikniklere gittik, dağ, bayır, ova, ilçe dolaştık. Büyüklerle büyük olur, küçüklerle küçük olurdu. Bazen bizim seviyemize iner, bağırtılarımıza, sinir bozucu çığırtılarımıza kulak tıkardı. O, her zaman aramızdaki iyilik meleği olur, uzlaşmacı bir tutum takınır, hareketin doğrusunu söylemeyi kendine şiar edinirdi. Konuşmadan çok susmayı tercih ederdi. Engin bir bilgisi ve kültürü vardı. Ondan faydalanmayan, bir söz, bir aforizma, bir kültür kırıntısı almayan hiç kimse yok gibiydi. Doğrusu sanatsal ve kültürel faaliyetlerimiz azaldığında, bir işle meşgul olmadığımızda onunla sohbetlerimiz daha da artardı. Hazan Dergisi kapandığında da üzülmüştü. Bir ara Seyir Dergisi’nin mutfağında da bulundu. Ara ara sanatsal öngörülerde tartışırdık da. Ama hiçbir zaman kalp kırıcı sözler sarf etmezdi. Yunus’un dediği gibi sanki; “Bir kez gönül yıktun ise/O kıldığun nemaz degil/Yetmiş iki millet dahi/Elin yüzün yumaz degil” mısralarını rehber edinmişçesine yumuşak huylu ve edepli idi. Edebiyatın “edep”ten geldiğini en iyi o bize öğretiyordu.
Aramızda sıklıkla hâlâ onun ismini ünleriz. Bekir Hoca burada olsaydı böyle derdi diye: “Hazret, bu virgülün yeri bura değil, şuraya konmalıydı!”, kesinlikle.
Onun sağlığında, henüz hayatta iken, (uzun ve sağlıklı bir ömür dileriz) hakkında şöyle idi, böyle idi, böyle söylerdi, böyle yürürdü, böyle konuşurdu, böyle kızardı demek benim açımdan çok zor olduğunu belirtmeliyim. Zaten bir dostun, ağabeyin, arkadaşın arkasından yazı yazmak benim haddime değil. Oldum olası beceremedim bu türden bir yazı yazmayı. Onun için cümlelerim amiyane ve saftır. Kendini anlatmak nasıl zor ise, kalender bir hocayı, bir dostu, hocadan çok bir arkadaşı anlatmak da o denli zor. Çünkü insan kendisi için objektif olmaktan uzak düşer. Bir yakınını da anlatmak bunun gibi, objektif olmaktan uzaklaştırır insanı. Benim burada yaptığım şey, Bekir Oğuzbaşaran’ın üzerimizdeki etkisini ve yaklaşımını dillendirmek… O, burada, Van’da, benim yanımda olsaydı belki şöyle derdi:
“Yapma hazret! Şairler abartılı söylerler. Sen de abartıyorsun!”
Böyle bir dostu, bir hocayı, bir arkadaşı tanımaktan memnun olduğumu belirtmeliyim, arada bir irtibatımız kesilse de o içimizin bir yerinde yaşamaya devam edecek… Nice uzun ve sağlıklı bir ömür, huzurlu ve mutlu bir hayat diliyorum kendisine…
(Bekir Oğuzbaşaran’ın ardından söylenmiştir.)
https://www.insaniyet.net/hazret-burada-olsaydi-boyle-derdi/































Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.