İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin dün Türk gazetelerine de yansıyan sözleri, ABD ve İsrail’in İran’ı bölme planlarının Türkiye tarafından engellendiğini bir kere daha gösterdi…
Arakçi, savaşın başında Trump’ın Iraklı Kürt liderleri aradığını, aynı akşam kendisinin de hem Kürt liderlerle hem Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’la görüştüğünü, Türkiye’nin bu duruma sessiz kalmadığını, hızla devreye girdiğini ve etkili rol oynadığını anlatıyor; “Türkler hem Amerikalılarla görüştü hem
sergiledi. Bu kolektif çabalar, İran’ı bölme ve iç karışıklık çıkarma komplosunun başarısız olmasını sağladı”. (Hürriyet, 21/07)
Bilmediğimiz bir şey değil, detaylısını da biliyoruz ama Tahran’ın hakkı teslim etmesi önemli…
Suriye’deki değişikliğe kadar İran nüfuzu Akdeniz’e kadar ulaşmıştı diyebiliriz. Biz de bundan mutlu değildik. Bir koridor inşa ediliyordu. Terör örgütleri de içindeydi. İran sınırı Çin-Rusya sınırına dönüştüğünden sonunda boyu kısaltıldı. Şimdi, onun yerine içlerine kadar girecek İsrail koridorunu bozduğumuz için teşekkür ediyorlar. Bir şey değil. Zevkle yaptık ama herhalde duygularımızı anlamışlardır!
***
Türkiye-İran ilişkileri hep böyle gel-gitlidir. Onlar bizi bilir, biz de onları. Kabul edelim, aramızda rekabet vardır. Birbirimizin ne yaptığını yakından takip ederiz. Azerbaycan-Ermenistan savaşında olduğu gibi zaman zaman tansiyon da yükselir. Ya da Suriye’de veya PKK terörüyle mücadelede. Jeopolitik çekişme de vardır aramızda. Ama bunların hiç biri, centilmenliği hayli zorlasa da
. En önemlisi de, iki ülkenin kurum-kuruluşları ve her seviyede liderlikleri arasında açık, hızlı, net kanalların işlevselselliğidir. Tahran’ın Türkiye’ye ilişkin ‘kıskançlığı’ en çok uluslararası platformlar da görünürlüğümüzden gelir. Savaşlarda barış öncülüğü bile yapsak, lehlerine olanı dahi pek istemezler…
Ancak iki ülke şunu iyi bilir;
. İki, birbirlerinin vücut bütünlüğünü bozacak girişimlerden de haz etmezler. Yani Türkiye’nin bölünüp, parçalanması gibi bir tuzağı Tahran kabul etmez çünkü bilir ki
Ankara da İran’ın parçalanmasını istemez çünkü komplikasyonları Türkiye’yi etkiler ve bölgedeki dalgalanmaları dolaylı olarak yine bizim kıyılara vurur…
Mesela 15 Temmuz ihanetinde İran bunu daha ilk saatlar içinde fark edip, pozisyon almıştı. Ankara da, “Kürt Kartı”nın İran’a karşı kullanılacağını anladığı an belirleyici rol üstlendi. Eğer ABD, İsrail’le birlik olup bizi dinlemeseydi Türkiye “fiili” rol de üstlenirdi. Ki bu,
Türkiye ve İran’ın kumaşı budur. O kumaştan elbiseleri birlikte giyemezsiniz çünkü “kombin” tutmaz, renkler uymaz ama kaliteleri iyidir. Çünkü, “dokumaları” iyidir!
Bir de İsrail kumaşı var. Tek meziyeti leke göstermez. Leke tutar ama göstermez. Kırmızı halıya kan damlaması gibi düşünün. Şimdi o da bitiyor…
***
İsrail’in, tabii ABD’nin de, İran’a ‘Kürt Kartı’ çekme aklının, bunun bölgeye, Türkiye, Irak ve Suriye’ye etkisi olacağını bilmemeleri diye bir şey olabilir mi?
Trump’ın, “Kürtlere kızgınım, İran’da muhaliflere versinler diye gönderdiğimiz silahları vermemişler” mealindeki sözlerini herkes hatırlıyordur. Yani o noktaya kadar varmış iş aslında. Garip olan bu tutumun, ABD’nin diğer bölge ülkelerine, özellikle Türkiye, Suriye, Irak’a yönelik
Eylem ile politikalar zıttır.
Devamı:https://www.yenisafak.com/yazarlar/nedret-ersanel/iran-kumasi-israil-kumasi-turk-kumasi-4842083































Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.