İbn Arabî’nin verdiği dikkat çekici örneklerden biri de bazı ayetlerin insanlar üzerinde özel tesirler meydana getirmesidir. Ona göre kimi insanlar belirli ayetleri okuduklarında kendilerinde meydana gelen ruhsal değişimleri fark ederler. Daha sonra aynı ayeti tekrar okuduklarında aynı etkinin yeniden ortaya çıktığını görürler. Bu gözlem, İslam dünyasında yazının neden yalnızca okunmak için değil, seyredilmek için de üretildiğini açıklamaktadır.
Nitekim hüsnühat levhaları seyredenine bilgi vermekten çok “hâl yüklemeyi”, gözü görmeye doyurmayı amaçlarlar. Bir levhanın karşısında duran kişi, yalnızca bir metin okumaz; aynı zamanda bir atmosferin içine girer. Yazının ritmi, istifin dengesi, harflerin birbirleriyle kurduğu ilişki, seyreden kişide fark edilmesi güç ama gerçek bir tesir meydana getirir.
Bütün bunlardan hareketle İbn Arabî’nin harf anlayışının, Nifferî’nin harf anlayışını tamamladığını söylemek mümkündür. Nifferî harfin perde olduğunu söylerken, İbn Arabî o perdenin nasıl örüldüğünü anlatmaktadır. Nifferî harften hurûcu öğretirken, İbn Arabî harfin mertebelerini göstermektedir. Nifferî huzuru merkeze alırken, İbn Arabî şekil ile ruh arasındaki ilişkiyi açıklamaktadır.
Sonuç olarak hüsnühat, yalnızca güzel yazı değildir. O, zihinden söze, sözden şekle, şekilden manaya uzanan uzun bir yolculuğun görünür hâlidir. Harf bu yolculukta hem bir perde hem eşik hem de bir kapıdır. Hattat ise o kapıyı inşa eden kişi değil; onun eşiğinde edeple duran kişidir. Belki de bu sebeple klasik İslam dünyasında hattat, yalnızca bir sanatkâr değil, aynı zamanda bir hâl ve edep adamı olarak kabul edilmiştir.
İbn Arabî›nin harflere dair açıklamalarından hareketle hüsnühattın yalnızca estetik bir faaliyet değil, aynı zamanda bir ruh ve mana terbiyesi olduğunu belirtmiştik. Ancak meseleye biraz daha dikkatle baktığımızda, burada yalnızca yazı sanatına dair bir nazariyenin değil, aynı zamanda bir görme nazariyesinin de kurulduğunu fark ederiz. Kanaatimizce İslam sanatları içinde hüsnühattın ayrıcalıklı konumu da tam olarak buradan kaynaklanmaktadır.
Modern estetik teorileri çoğu zaman sanatı “görülen nesne” üzerinden açıklar. İslam sanat düşüncesinde ise asıl mesele görülen şeyden çok görmenin kendisidir. Çünkü görmek, yalnızca gözün bir faaliyeti değildir; aynı zamanda idrakin, kalbin ve ruhun iştirak ettiği çoklu bir hadisedir. Bu nedenle İslam sanatları içinde hüsnühattı anlamanın yolu, yazıdan önce “nazar”ı anlamayı/bilmeyi gerektirir.
Devamı:https://www.yenisafak.com/yazarlar/omer-lekesiz/husnuhatta-harf-nazar-nur-ve-gorme-terbiyesi-4836654































Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.