• İstanbul 30 °C
  • Ankara 27 °C
  • İzmir 33 °C
  • Konya 27 °C
  • Sakarya 30 °C
  • Şanlıurfa 37 °C
  • Trabzon 26 °C
  • Gaziantep 33 °C
  • Bolu 25 °C
  • Bursa 29 °C

Ömer Lekesiz: Kurtuba Ulu Camii: Işığın maddesizleştiği mekân

Ömer Lekesiz: Kurtuba Ulu Camii: Işığın maddesizleştiği mekân

Kurtuba Ulu Camii’ne en son 2019 yılının Ramazan ayında gelmiştim. Ekran ışığının ustası Abdullah Aydemir ve maharetli kardeşim Umut Ayar’la birlikteydim. Daha önceki gelişlerimde hayranlığımı aşamadığım için gereğince bakamadığım bu mescide, TVNET çekimlerinin önceliği sebebiyle o ziyaretimde de tam bakamamıştım.

Şimdi ise Albayrak Medya’nın “Hane” temalı son hüsnihat sergisini, Yunus Emre Enstitüsü aracılığıyla Madrid’e taşıyan değerli bir ekiple birlikte yeniden Kurtuba Ulu Camii’ndeyim. Hayranlıklarını yormaya çalışan yoldaşlarımdan birkaç adım uzakta, yıllardır kaçırdığım o imkâna erişmeye çalışıyorum.

İlk hissim ışığın maddesizleştiği bir mekânda bulunmak!

Işığın maddesizleşmesi ne demek?

Mimaride nesneleri görünür kılan fizikî unsur olarak ışığın, bu kez bizzat kendisini görünürlüğe sunması; başka bir şeyi göstermekten çok, mekânın asli hakikati hâline gelmesidir. Burada ışık dediğimiz şey yalnız aydınlık değildir. Gölgeyi, yansımayı, ritmi, geçirgenliği ve yaygınlığı da içine alır. Böylece kendimizi, “Bu yapı nasıl ayakta duruyor?” sorusundan çok, “Bu mekân nasıl ışıkla doluyor?” sorusunun peşinde buluruz.

Zira burada taşın ağırlığı, duvarın kalınlığı, kemerin taşıyıcılığı ve yapının kütlesi, çoğalan sütunlar ve ritmik kemerler arasından süzülen ışık içinde adeta eriyip gider. Maddî olan geri çekilir; bakış ise nesnenin cazibesinden kurtularak ritmik bir sonsuzluğun içine akmaya başlar. Bu akış, hafızamızı ister istemez “Allah göklerin ve yerin nurudur” meâlindeki ayete bağlar.

Artık burada taşla değil, nurla karşı karşıyayızdır. Işık, yalnız fizikî bir hadise olmaktan çıkar; varlığın görünürlüğüne dönüşür. Görünürlük ise ilâhî tecellinin işareti hâline gelir. Böylece maddesizleşen ışık, yalnız mekânı aydınlatmaz; hakikatin hissedilebilir bir delili haline gelir.

Bu tecrübe aynı zamanda İslâm sanatının mahiyetine dair önemli bir hakikati de hatırlatır. İslâm sanatı, yalnız biçimlerin dünyası değildir; daha derinde bir görme dünyasıdır. Burada mesele görülen eser değil, görmenin kendisidir. Dolayısıyla bakış, eserden hareketle şu iki soruya yönelir: İnsan, varlığı nasıl görür? Ve Hakikat, insana nasıl görünür?

Bu soruların cevabı yine nur kavramında düğümlenir. Çünkü nur, yalnız fizikî ışığın değil; bilginin, marifetin ve güzelliğin de adıdır. Bu sebeple İslâm sanatının büyük eserleri, bir bakıma nurun görünür dünyadaki izlerini takip etme çabasının ürünleridir. İslâm sanat teorisinin merkezinde sanatçıdan önce gözün, gözden önce görmenin, görmeden önce nurun bulunması bundandır. Zira nur olmadan görünürlük, görünürlük olmadan idrak, idrak olmadan da sanat mümkün değildir.

Mihrap çevresinde, kubbe geçişlerinde, kemer kuşaklarında ve mozaik yazı şeritlerinde yer alan Kur’an ayetleri ise mimarinin asli unsurlarından biri hâline gelmiştir. Pek çok İslâm mabedinde yazı daha şiirsel ve ritmik bir unsur gibi görünürken, Kurtuba Ulu Camii’ndeki hüsnihatlar daha belirgin biçimde vahiy merkezlidir. 

Devamı: https://www.yenisafak.com/yazarlar/omer-lekesiz/kurtuba-ulu-camii-isigin-maddesizlestigi-mekan-4832041

Bu haber toplam 153 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim