On altı yıl önce yine böyle bir kasım gününde toprağa verdiğimiz Ömer Lütfi Mete, Türk milletinin en çok ihtiyaç duyduğu alanlarda boşlukları dolduran yerli ve millî bir entelektüeldi.
Mete, Türkiye’nin geçirdiği büyük dönüşümlere sadece tanıklık eden bir yazar değil; bu toprakların ruhunu anlamaya çalışan, onu korumak ve yeniden diriltmek için kalemiyle mücadele eden bir irfan savaşçısıydı.
Onu yalnızca bir senarist, şair, romancı ya da gazeteci olarak ananlar eksik söylüyorlar. Çok yönlü bir şahsiyet olan Mete, aynı zamanda çağının çığlıkları arasında yol arayanlara rehberlik eden çağdaş bir Horasan ereniydi. Kendisiyle ilgili hazırlanan belgesel şu muhteşem cümleyle başlar:
“Bazen bir insanı anlatmak, bir ülkeyi anlatmak gibidir.”
Türkiye Tasavvuru
Her düşünce adamı memleketi adına bir söz söyler; ancak bazıları sözü aşarak yürüdükleri yolun bütünüyle bir ülke tahayyülü kurarlar.
Mete de izini sürdüğü Türk düşüncesinin büyük isimleri gibi, kökünde irfan, merkezinde adalet, ufkunda medeniyet bulunan bir Türkiye tasavvuruna sahipti.
Onun durduğu yer yalnızca kültürel hassasiyetin değil; bu coğrafyanın geçmişini, bugününü ve yarınını birlikte okuyan stratejik bir bakışın yeridir.
Bu tasavvurda hakikatli bir münevverin memleketine duyduğu derin sevdayı, adanmışlıkla harmanlanmış bir sorumluluk bilincini görmek mümkündür.
Yazının devamı için:https://www.haber7.com/yazarlar/mahmut-biyikli/3581434-omer-lutfi-metenin-turkiyesi

























Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.