*Başbakanınıza 1914 tarihli Londra Büyükelçiler Konferansı kararını veriniz. Okuduğunu anlamazsa, Yunanistan’a bırakılan adaların silahsızlandırılmasıyla ilgili maddeleri açıklayınız.
*Sonra Başbakanınıza Lozan Antlaşması’nı verip, 13. maddesini okumasını sağlayınız. Okuduğunu anlamazsa, söz konusu maddenin ilk okuduğu 1914 tarihli antlaşmaya atıf olduğunu anlamasını sağlayınız.
*Son olarak, Başbakanınıza 12 Ada’nın İtalya’dan Yunanistan’a geçtiği 1947 tarihli Paris Barış Antlaşması’nın metnini veriniz. O antlaşmanın 15. maddesi 2. fıkrasında yazan “These islands shall be and shall remain demilitarized” cümlesini okutun. İngilizcesini anlamakta güçlük çekerse, “Bu adalar askerden arındırılacak ve öyle kalacak” ibaresini Almancaya çeviriniz.
*Almanya Dışişleri olarak gezi öncesi mutlaka bir bilgi sunumu yapmışsınızdır Başbakanınıza. Yunanistan’ın uluslararası hukuku çiğnemesine hiç değinmeden Türkiye’yi hedef alması sizin kararınızsa yazık, bu cehaletten kaynaklanıyorsa daha da yazık...
*“Seneye seçim var, Erdoğan gider, yerine bir başkası gelir, sorunlar çözülür” diye düşünüyorsanız, haberiniz olsun, Ege Denizi’ni Yunan gölü haline getirecek, Doğu Akdeniz’de Türkiye’yi baypas etmenize izin verecek bir hükümet Türkiye’de kurulmaz, kurulamaz.
Başbakanınıza esas bunu söyleyin ve anladığından mutlaka emin olun.
DİL ÜZERİNE AYAKÜSTÜ KONUŞMALAR
Osmanlı’nın kullandığı alfabeye dair tartışmalar 12 Mayıs 1862’de başlamıştır.
Sonradan Milli Eğitim Bakanlığı da yapacak olan Münif Paşa’nın, Arap harflerinde ıslahat yapılması, yazılış ve okunuşun kolaylaşması için harflerin ayrık yazılması gerektiğini belirtmesi önemlidir.
Bu tartışmaya zaman içerisinde Namık Kemal, Ali Suavi, Şinasi gibi isimler de katılmıştır.
Türkçülük akımının ilk eylemcilerinden biri olan, çoğumuzun Padişah 2. Abdülhamid’e karşı başarısız girişimiyle hatırladığımız Ali Suavi, gazetelerin Türkçe basılması çağrısı yapmış, hutbelerin her milletin kendi dilinde okunması gerektiğini savunmuştur.
Kültür kopmasına gelince, bugün Yunanca konuşabilenler, Homeros’un ilk kez MÖ 6. yüzyılda Atina’da yazıya çevrilen destanlarını okuyamazlar. Yunanlılar bu durumu çözmek adına rejim tartışmalarına girmek yerine okullarda ders olarak okutmayı tercih etmişler.
Midilli’de olanı görmeyen gözler
Yunanistan’ın ABD silahları yığdığı Midilli Adası’ndan yine bir insanlık dramı haberi geldi.
Bir uluslararası sivil toplum kuruluşunun bulduğu 22 mülteciden 4 ‘ü yaralı, 3’ü de kelepçeli haldeydi.
Hemen hepsi de feci şekilde dövülmüşlerdi.
Onları dövüp kelepçeleyen kişiler doktor kılığında yanlarına yaklaşmış, sonra da şiddete başlamışlardı.
Bu kişiler Yunan polisi, Yunan gizli servisi mi yoksa faşist Altın Şafak’ın milisleri mi, kimse bilmiyor.
Atina her zaman olduğu gibi tek bir açıklama bile yapmıyor.
Washington ve Brüksel’in sessizliği insan haklarını sadece kendi ırkı, kendi dini için geçerli sayan bir anlayışla karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor.































Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.