İnanç boşluğu veya karmaşıklığı ise anlamsızlığın ve doyumsuzluğun en güçlü belirleyicisidir. İnanan insan, varoluşsal olarak güçlüdür, yaşama güçlü bağlarla bağlanır, bu insanın yaşaması için bir nedeni vardır. Öte yandan inanç, anlam ve hedef yoksunluğu belli bir süre sonra varoluşsal vakum denilen bunalmışlık, sıkışmışlık ve değersizlik hissine yol açar. Bu yüzdendir ki maddi olarak çok fazla bir kazancı olmasa da yaşama ve dünyaya bir şeyler kattığını hisseden, evrende bir boşluk doldurduğunu düşünen insanlar tükenmişlik yaşamazlar. Yüce dinimiz İslam da insanoğlunun doğal kodlarını en iyi yönetebilen din olduğu için sadakayı cariye yani devam eden hayırlı işleri her daim vurgulamakta ve insanın mutlu ve mutmain olabilmesinin yolu olarak görmektedir. Tüm bunlarla birlikte önemli olan diğer bir nokta da ihlas ve samimiyettir.
Din bir ritüel değildir bir yaşam tarzıdır ve bir seçimdir. İnsanlar seçtiklerinden sorumludur. İslam dininin mümini olan bir kişinin dinin temel ve detay öğretilerine uygun olarak yaşaması gereklidir. Dini konularda ikircikli davranmak, yorum yapmak, bunları suistimal etmek veya dini davranışlara uymak yerine bunları kendimize uydurmaya çalışmak belli bir noktadan sonra insan da çift kişilik veya yaşam tarzı oluşmasına yol açabilecektir. Ruhsal açıdan en sağlıklı insan inandığı gibi yaşayandır. Dini davranışları bireyin yaşam tarzına adapte etmeye çalışmasının ise sınırı yoktur, belli bir yerden sonra farklı dini yaşamlar ortaya çıkacaktır.
Devamı: https://www.dirilispostasi.com/makale/10080688/prof-dr-ahmet-akin/ruh-sagligi-ve-din































Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.