Kur’an’ın, Hicaz bölgesinde bir olay ve olgu haline geldiği bahse konu tarih aralığından öncesiyle de bağı vardır. Çünkü o, kendisini, önceki kitapların ve peygamberlerin ‘kardeşi’, onlarla aynı ‘hane’nin mensubu olarak takdim eder. Daha da önemlisi ortaya koyan iradeye (vahyin kaynağına) bağlılığı, onu tarihin de üstüne (ama ötesine ve dışına değil) taşır. Son olarak Kur’an muhtevasındaki gelecekle yani Hz. Muhammed sonrasına dair atıflar, hatta ahiretle ilgili anlatımlar onu geleceğe taşır. Nüzul devrindeki olaylar, meseleler gündem yapılırken muhataplar bazen geçmişe bazen de geleceğe yönlendirilir. İlk defa A‘lâ suresinin sonunda belirtildiği gibi Kur’an vahyi nasıl ki geçmişin bir devamı ise aynı şekilde uzamsal olarak geleceğe de kendini bağlamaktadır. Bu söylem tarzı, onun nüzul çağından sonrakilerle de iletişimini devam ettirmesini sağlamaktadır. 610-632 noktasında geçmiş ve gelecek anlatımları, o gün Ebû Cehil ve Ebû Bekir için ne anlam ifade ediyordu ise bugün müslüman için de çoğu yerde aynı şeyi ifade etmektedir. Bu çok yönlü ilgisinden dolayı, onun içeriğinde barındırdığı hakikatlerin insanlığın başlangıcından bugüne hep var olduğunu söyleyebiliriz.
Böylece ‘zincirin son halkası’ olarak Kur’an, başlangıçtaki halkayla birleşerek insanlığın geçmişi ile geleceği arasında hem köprü olmuş hem anlam ve mesajını geleceğe taşımayı istemiştir. Hâsılı Kur’an, Cezîretü’l-Arab sınırlarına sığmayacak kadar geniş ufuklu, birkaç asırla sınırlı kalmayacak kadar uzun ömürlüdür. Bahse konu tarihsel bağlantıları sebebiyle Kur’an’ı, öncelikle nazil olduğu tarihsel koşullar göz önüne alınmak şartıyla geçmişle ve gelecekle birlikte değerlendirmek lazım.
Devamı: https://fikircografyasi.com/makale/kurani-tarihin-akisinda-anlamak-ne-demek































Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.