Birden aklıma nedense bu ailenin ve tabi o küçük çocuğun Suriye’den ülkemize gelemediklerini, şu anda orada olsalar ne durumda olacaklarını düşündüm.
Birden duygulandım. Bu çocuk ya hastalıktan veya açlıktan kırılacaktı ama büyük ihtimalle zalim Esed’in bombalarının altında kalıp parçalanarak ölecekti.
Gözyaşlarımı tutamayarak derin düşüncelere daldım. Orada kalan diğer çocukları düşünüyorum. Zaman durmak bilmiyor. O karşımda tatlı tatlı gülen çocuk bu defa acı içinde çığlık çığlığa ağlıyor. Duygularım karma karışık hale geliyor.
Kahretsin diyorum, elindeki bez bebekle, parçalanmış elbiseleriyle, yüzü kan içinde, saçları yağlı, darmadağınık, açlıktan avurtları çökmüş, anası babası dâhil bütün yakınlarını kaybetmiş yavruları düşündükçe yanıyorum... Aynı şeylerden hoşlanmak ve aynı inanca sahip olmak; onlarla akraba olmak gibi bir alıp beni götürüyor. Yüreğimdeki yangının alevleri dışarılara taşıyor, adeta dağları aşıyor...
Neden diyorum. Ölümlü dünyada bu katliamlar neden? Hiç mi Allah’tan korkmaz, kuldan utanmaz bu zalimler.
Hırslı, merhametsiz, kişiliği bozuk, alçağın alçağı, en vahşi hayvandan daha acımasız, adı sanı bilinmeyen, narsisizmin ve psikopatlığın sınırlarını çoktan aşmış o canavarlar ki, yaptıkları her şeye bir sebep buluverirler... Devlet derler, millet derler, "hayat bir savaştır" derler, "geçmişte çektiklerimizi unutamıyoruz ve bir daha yaşamak istemiyoruz" derler. Toprak derler, su derler, petrol derler, para derler.... Sanki toprak, para ve her şey onlar için yaratılmışçasına başka insanların havaya, suya, oyuncağa, hayallere ihtiyacı yokmuşçasına bir eda içindedirler...
Devamı: https://www.milatgazetesi.com/yazarlar/merhametli-olmak-ve-suriyeli-cocuklar-9455/































Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.