• İstanbul 20 °C
  • Ankara 18 °C

Prof. Dr. Turan Karataş: Seksen Sene Sonra Âkif’i Hatırlamak İçin 40 Sebep

Prof. Dr. Turan Karataş: Seksen Sene Sonra Âkif’i Hatırlamak İçin 40 Sebep
Bu yazıda, Mehmed Âkif, neden bir asırdır hâlâ her türlü hayranlık ve ilgi merkezinde duruyor, eseri büyük kitlelerde ma’kes buluyor, bunun sebeplerinden kırkını okuyacaksınız.

Bir sanatkâr, vefatından seksen yıl sonra neden samimiyetle hürmetle ve sevgiyle anılır, buna gerekçe olan cümleler bulacaksınız. Aslına bakılırsa, Âkif’i niçin sevdiğimi anlatacağım. Belki de çoğumuzun bildiklerini derleyip toparlamış olacağım[1].

  1. Âkif, emrolunduğu gibi dosdoğru bir ömür sürmüştür. Bir güç ve otorite karşısında inancından, ilkelerinden taviz vermeden. “Bütün ömründe aynı kanaatin, aynı imanın sahibi” olarak. Devirlere, mecburiyetlere, muhitlere uymadan. “Hakkı bir zâlime ihtar, o ne şahane cihad!” diyebildi korkusuzca. Hak nâmına haksızlığa ölse tapmadı. “Sinemde imanım müebbet fecr-i sâdıktır” düsturuyla yaşadı.
  2. Tertemiz, ak pak bir hayatı var Âkif’in. Altmış üç yıllık ömrünü kirletecek bir leke görünmüyor yaşadıklarında. Yalana müracaat edilmeden anlatılacak berrak bir hayat. “Bir insan bu kadar temiz olamazdı” diyor Mithat Cemal ve devam ediyor:“Âkif hayatımın 33 senesidir. Bu 33 senede o, bir tek defa bayağı olmadı. Onun iç yüzüne baktığım vakit gökyüzüne, denize bakar gibi ferahlardım. Sonra 63 senelik hayatını öğrendim: bu 63 senede siyah ve pis bir dakikası yoktur.” (1986: 20-21) Şu muhteşem hükme varıyor: “Menfaatinizi, ailenizi, sırrınızı, mukaddesatınızı ona emanet edebilirdiniz.” (Kuntay 1986: 227)
  3. Âkif dupduru, saf bir imana sahiptir. “Görenek Müslümanlarından değildi.” Yaşayışına ve eserlerine baktığımızda, “esatirli Müslümanlıkla münasebeti” (Kuntay 1986: 213) olmadığını görüyoruz. Bu yüzden hurafelerden arınmış bir İslam’ı kabulleniyordu. Fala, büyüye, Kur’an’ın bu türden hokkabazlıklara alet edilmesine kızıyordu:

İnmemiştir hele Kur’an, bunu hakkıyle bilin,

Ne mezarlıkta okunmak, ne de fal bakmak için!

(Safahat, s. 153)

  1. Âkif’te imanının gereği olan “menfaatsiz, tazyiksiz ve benliksiz” asil bir isyana şahit oluruz. Bu isyan, mesuliyetle ve merhametle harekete geçiyor; zâlimliğe, haksızlığa, ahlaksızlığa, alçaklığa ve hissizliğe çevriliyor. Bu asil isyan, şiirinde hüsranlı bir haykırış olur:

Hayâ sıyrılmış, inmiş: Öyle yüzsüzlük ki her yerde...

Ne çirkin yüzler örtermiş meğer bir incecik perde!

Vefâ yok, ahde hürmet hiç, emanet lâfz-ı bî-medlûl;

Yalan râic, hıyanet mültezem her yerde, hak meçhûl.

Yürekler merhametsiz, duygular suflî, emeller hâr;

Nazarlardan taşan manâ ibâdullahı istihkâr.

Beyinler ürperir, ya Rab, ne korkunç inkılâb olmuş;

Ne din kalmış, ne iman, din harâb, iman türâb olmuş!

(Safahat, s. 416)

  1. İbnülemin Mahmut Kemal için söylenen iki mısra, Âkif’in kişiliğine de çok yakışıyor: Hezar gıbta o devr-i kadim efendisine

Ne kendi kimseye benzer, ne kimse kendisine.[2]

  1. İman, iyilik, iffet, edeb, dürüstlük, tevazu, olanla yetinme Âkif’i yücelten kişilik özellikleridir. Vatanperverliği ve millet sevdası ise unutulmayacak güzellikte.
  2. Âkif, zulmü alkışlamayan, zâlimi asla sevmeyen, mazluma yüreği titreyen; haksızlık karşısında susmayan; her yenilikte değer aramayan, her eskiyi köhne bulmayan; “istibdada, cehalete, karanlığa, geriliğe, hayâsızlığa” tüküren; gayretsizlikten, hamiyetsizlikten, ruhsuzluktan ve duygusuzluktan iğrenen bir karakter abidesiydi.
  3. Arkadaşı Midhat Cemal’in anlatımıyla söylersek hiçbir maddi menfaatin içine sığmadı Âkif. Çünkü “vicdanı pazarlık kabul etmiyordu.” Parayı tanımayan bir adamdı. Bütün servetini yelek cebinde taşırmış!.. (Kuntay 1986: 49)
  4. “İnsan etini pelteleştiren hazları Âkif bilmiyordu.” “Onda ne politika ihtirası, ne mevki hırsı, ne kadın ve kumar hazzı vardı.” (Kuntay 1986: 200)
  5. Kibir, ikbal şımarıklığı, cimrilik; ne kadar pistir Âkif’in gözünde.
  6. Âkif bir idealistti. İman, ümit ve heyecandan mürekkep gerçek bir idealist. Hayatını Hakk’a ve hakikate adayan bir kafa ve kalbe sahipti. Bir gayenin adanmışı: “Can, cihan hepsi de boş, ‘gaye’dedir varsa hayat.” diyordu.
  7. Riyakârlardan hazzetmezdi. Fakat ömrünün son günlerinde şöyle dediği rivayet edilir: “İkiyüzlüleri artık sever oldum; çünkü yaşadıkça yirmi yüzlü insanlar görmeye başladım.” (Kuntay 1986: 249)
  8. Şahitlik otuz yıllık arkadaşı Mithat Cemal’in. Diyor ki: “Dalkavukluk etmeyen adam gördüm, fakat dalkavukluktan hoşlanmayan adam görmedim; bunun bir müstesnası vardır: Âkif.” (Kuntay 1986: 97)
  9. Âkif, yüreği genişleten ve büyüten bir merhametin şairiydi. “Kanayan bir yara gördü mü” ciğeri yanan bir adam. “Said Paşa İmamı” şiiri, adeta bir merhamet abidesidir. “Seyfi Baba” manzumesinin son mısraı bu bağlamda muhteşemdir: “Ya hamiyetsiz olaydım, ya param olsa idi!”
  10. Şimdilerde çokça eksikliğini duyduğumuz “vefakâr insan”ın timsaliydi Âkif. Vefasızlık, Âkif’in gözünde bir çeşit namertlikti. Safahat’ındaki adanmış şiirler ve ithaflar, vefasının göstergesidir.
  11. Âkif, dostlarının anlattığına göre, meziyetlerinin anlatılmasından mahcubiyet duyarmış. İyiliklerinin bilinmesinden bir çocuk gibi yüzü kızarırmış. Utanma duygusuyla dopdolu...
  12. Başkalarına yük olmaktan güvercin gibi tedirgin ve ürkek bir insan. “Kendi derdiyle kimseyi meşgul etmek hakkı değildir gibi bir sessizliğin” sahibi. “Dertlerini kendi emziriyor, kendi büyütüp yetiştiriyor.” Gizlice ağlamayı biliyor.
  13. Sözü namus bilenlerdenmiş. Bir sözün yerine getirilmemesi için ucunda ölüm olmalı dermiş. Sözünü tutmayanlara da insan nazarıyla bakmazmış.
  14. Feragat sahibiymiş Âkif ve diğerkâm. Bir insan, başkaları ve kıymet verdikleri için ne kadar verebilirse o kadar fedakâr ve cömert.
  15. Mert bir adam. Çocukluğundan beri mertliğe meftun. Acze düşmüş, zavallı insanlardan intikam almayı mertliğe aykırı görüyor.
  16. Alçakgönüllülük Âkif’in şiarıydı. “Ben”in yerine “biz”i koyuyordu. Ömrünce kendini beğenmişliğe yenik düşmedi. O derece söz söyleme kudretine rağmen; “Ne tasannu bilirim, çünkü ne sanatkârım/ Aczimin giryesidir bence bütün âsârım” diyebiliyordu.
  17. Mütefekkirdi Âkif. Milletinin geleceği ve selameti için düşünen, duyan adamdı. Bedeninin himayesine girmeyip ruha yükselen bir kafaydı. Kur’an’lı baba evinin ruhuyla rasathaneli mektebin aklını, şahsında ve düşünüşünde mezcetmişti.
  18. Türkçeden başka üç dili Arapça, Farsça ve Fransızcayı çok iyi biliyordu. Altı ayda Kur’an’ı hıfzetmişti. Âlimdi Âkif. Ama vicdansız bilimden, imansız çabadan, kuru akıldan yana değildi. Yirminci asır insanının “bilim” diye tarif ettiği yol, bir bakıma ruhun ölümünü emrediyordu. Âkif, ömrünce bu “soysuzlaştırma”yla mücadele etti.
  19. Eğer çiğnenmemek isterlerse seylâb-ı eyyama;

Rücu’ etsinler artık Müslümanlar sadr-ı İslam’a.

Bugünkü kurtuluşumuzun da çaresi olan bu hikmetli öğüdü, bir asır evvel haykıran bir cemiyet kılavuzuydu.

  1. Ne olduğu belirsiz, renksiz, meşrepsiz ve mesleksiz insanları sevmezmiş. Münafıklardan, korkaklardan, dalkavuklardan, tembellerden ve de zalimlerden hazzetmezdi.
  2. Bu yüzden Asım’ı tasavvur ederek ideal bir gençliğin yetişmesi için birçok mesaisini bu yola harcadı. Âkif, adam arayan adamdı. Birinin yetiştiğini görmek, onun için aile saadeti gibiydi (Kuntay 1986: 237).
  3. Politikaya mesafeli durmuştur Âkif. Çünkü ona göre “Siyasetin kanı: Servet, hayatı: Satvettir”. Devlet mevkilerine de tenezzülsüzdür. Birinci Meclis’te mebustu, fakat siyasetçi olarak değil, bir mütefekkir ve edîb olarak.
  4. Azimli ve çalışkandır. Bir şeye azmetti mi onu kesinlikle yapan, umudu ve azmi sayesinde bütün güçlüklerin üstesinden gelen bir insandır. Miskinlik, onun gözünde aşağılık ve tiksindirici bir hâldir. Fatih Kürsüsünde kitabı, neredeyse baştan sona, çalışmanın insanı kurtaran, yücelten, azizleştiren yüzünü anlatır. Onun;

Kim kazanmazsa bu dünyada bir ekmek parası:

Dostunun yüz karası, düşmanının maskarası!

mısraları, Türkçede bir darb-ı mesel olmuştur.

Azmiyle, ümidiyle yaşar hep yaşayanlar

mısraı da ilkesi.

  1. “Büyük ruhlar büyük tezatların barındığı yerdir” diyor Nurettin Topçu, Âkif’in şahsiyetini anlatırken. İnsan olmaklığımızı biraz da bu samimi zıtlıklar, iniş çıkışlar gösterir. Yaşantımızdaki bu gel-gitler bir zayıflığın değil, insan olduğumuzun delili.“Ha demeden hayran olan” gönüllerin, bir dem şâdi, bir dem giryan oluşuna şaşmamak gerekir. Bu tezadın Âkif’in şiirindeki nefis parıltısı: “Utandım ağlayarak, ağladım utanmayarak!”
  2. Büyük ruhların veya kafaların bir vasfı da, kalabalıklar içinde yalnız kalışlarıdır. Bu bakımdan münzevidir Âkif. İç dünyasında ve sanatının hudutlarında pervaz vuran büyük yalnız. Bedeniyle kalabalıklar içinde göründüğü halde ruhuyla kendi ufuklu dünyasında yaşamaktadır. Fani hayat çılgınlığının acılarını dindirdiği yer sanatı ve iç dünyasıdır.
  3. Milliyetçiliğin, muhafazakârlığın ve inkılâpçılığın bize uygun, milletimize yakışan şeklini, kıvamını Mehmet Âkif, yaşantısıyla, mücadelesiyle ve eserleriyle ortaya koymuştur. Bu bağlamda ırkçılığın, taassubun ve irticanın üzerine kondurulamayacağı örnek insanlardandır.
  4. Tam da bu günlerde ihtiyacımız olan şu hiddetli ve hikmetli mısraları bir asır evvel söylemiş başı dik bir millet kahramanıdır Âkif:

Tükürün milleti alçakça vuran darbelere!

Tükürün onlara alkış dağıtan kahbelere!

Tükürün Ehl-i Salibin o hayâsız yüzüne!

Tükürün onların asla güvenilmez sözüne!

Medeniyet denilen maskara mahlûku görün:

Tükürün maskeli vicdanına asrın, tükürün!

(Safahat, s. 180)

  1. Kısa, veciz konuşmayı severmiş Âkif. Konuşmaktan ziyade insanları dinlemeyi yeğlermiş. Fakat, bilmediği konularda biliyormuş gibi uzun uzun konuşanların karşısında, onlar adına utanırmış.
  2. Safahat gibi, yazıldığı yılların en gerçekçi ve dürüst şahitlerinden olan; bugünkü meselelerimize dahi deva bulucu ve insanımıza yol gösterici büyük bir eserin sahibidir Âkif. Ve bu muhteşem başyapıt, Türk çocuklarını “bulanık rüyalarından uyandırmak için” hâlâ dipdiri karşımızda durmaktadır.
  3. Mehmet Âkif, çok sevdiği milletine istiklâlimizin ve istikbalimizin umdelerini haykıran bir marş armağan etmiştir. “Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma sakın” mısraı, bugünlerde daha bir küpe olmalı kulaklarımıza.
  4. Tarihimizin unutulmaz sayfalarından biri olan Çanakkale Harbini, ölümsüz mısralarıyla anıtlaştırdı. Âkif’in altıncı kitabı Asım’da yer alan bu muhteşem mısralar, şiir vadisinde kahramanlık destanı olarak aşılmaz bir zirve olmuştur.
  5. Mehmet Âkif Türkçeye yeni bir söyleyiş kudreti kazandırdı. Dininden sonra titizlendiği varlığı diliydi. Manzum eserleriyle, yazılarıyla Türkçenin ufkunu genişletti. İbrahim Alaettin Gövsa, “Türk halk dilini onun kadar munis ve tabii kullanan olmadığı gibi, Türk halk gönlünü onun derecesinde doğrulukla ve samimiyetle konuşturan bir şairimiz yetişmemiştir.” diyor. Diline hizmet edeni unutmuyor millet.
  6. Dillerde dolaşan hikmetli beyitleri, vecize kıymetinde ölmez mısraları az değildir:

İmandır o cevher ki İlahi ne büyüktür...

İmansız olan paslı yürek sinede yüktür!

Ne irfandır veren ahlaka yükseklik, ne vicdandır;

Fazilet hissi insanlarda Allah korkusundandır.

Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez;

Toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez.

Sahipsiz olan memleketin batması haktır;

Sen sahip olursan bu vatan batmayacaktır.

Hayat ölmekle bitmiş olsa bir şey anlaşılmazdı.

Beşerin taptığı bir kendisinin heykelidir.

Âtiyi karanlık görerek azmi bırakmak.

Alçak bir ölüm varsa, eminim, budur ancak.

Çalışmayanlar için yok cihanda hakk-ı hayat.

Allah’a dayan, sa’ye sarıl, hikmete râm ol.

Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol.

  1. Hayatının en yüce yerinde duran Kur’an, şiirinin de ilham kaynağıydı. Kültürüyle beraber şahsiyetini yapan Kur’an ilkeleri, şiirinin de mayası olmuştur. Manzumelerinden duyduğumuz Kur’an mesajı, onu İslam’ın unutulmaz şairlerinden bir yapmıştır. Müslümanlar da, Kur’an şairi Âkif’i din uluları arasına katmıştır. Daha 1921 yılında Cenab Şahabeddin’in söylediği şu tespit çok mühim: “Edebiyat tarihi şimdilik büyük Âkif’ten daha büyük bir İslam ve Türk şairi tanımaz.”
  2. Tabiiliği, yerliliği, içtenliği, dili kullanma yetkinliği, aruzdaki ustalığı... Âkif’in sanatının bu zamana kadar etkili oluşunda öne çıkan özelliklerdir. Büyük şahsiyeti ve samimi sanatı; ona, gönüllerde yaşatan tahtı hazırlamıştır.

Hâsılı;

Bir insan düşünün ki, tertemiz bir iman, “derin bir vicdan, kuvvetli bir vukuf, coşkun bir lisan”a sahip bulunsun. Bir ömür düşünün ki, ümit, iman ve isyan bölgelerinde dolaşmış; elem ve ülküsel aşkla yoğrulmuş, sadelik ve teslimiyetle gerçek bir derviş hayatı yaşamış olsun. Bir şahsiyet düşünün ki, “vakar dolu bir alın, hayâ dolu bir çehre, şiddet dolu bir bakış, iman dolu bir sine” (Topçu 1970: 23) ile kemal bulmuş olsun. Bir şair düşünün, şiirini imanının haykırışıyla, inanışının içtenliğiyle söylemiş; içinde yaşadığı toplumun çeyrek asır boyunca dertlerini, sefaletini terennüm etmiş olsun. Bir mütefekkir düşünün, yirminci asra yepyeni bir iman mektebi açmış ve nesillerin “ruh doktoru” olmuş olsun. Büyük Âkif, bütün bu güzellikleri ve meziyetleri şahsında toplayan yaşantısıyla, eseriyle 80 senedir yâd ediliyor, kalplerimizde yaşamaya devam ediyor.

Ruhu şâd olsun; ruhumuzu şâd ettiği ve milletimizi yücelttiği için.

Kaynaklar

Ersoy, Mehmed Âkif (2012), Safahat, Neşre Hazırlayan: M. Ertuğrul Düzdağ,

Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı Y.

Mithat Cemal [Kuntay] (1986), Mehmet Akif, Ankara: Türkiye İş Bankası Y.

Topçu, Nurettin (1970), Mehmet Âkif, İstanbul: Hareket Y.

 

80 Yıl Sonra Mehmed Âkif Ersoy, 2017

[1] Bu makalede dercedilenlerin bir kısmı, Âkif’in vefalı dostu, onu iyi tanıdığına inandığım ve onun hakkında okunması en kuşatıcı, yararlı ve üsluplu kitaplardan birini telif eden Mithat Cemal’in yazdıklarından derlenmiştir yahut onun anlattıklarının yorumudur.

[2] Bu mısralardan ilkini Süleyman Nazif, ikincisini Yahya Kemal söylemiştir.

Bu haber toplam 335 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim