• İstanbul 21 °C
  • Ankara 16 °C
  • İzmir 23 °C
  • Konya 17 °C
  • Sakarya 18 °C
  • Şanlıurfa 26 °C
  • Trabzon 23 °C
  • Gaziantep 24 °C
  • Bolu 17 °C
  • Bursa 20 °C

Rabia N. Akmaz: Tarih, İlim, Kültür Yolunda İstanbul

Rabia N. Akmaz: Tarih, İlim, Kültür Yolunda İstanbul
Edebiyat, kültür, mimari ve estetikle kazanılan yeni ufuklar; yazan gençler için derin bir yolculuğa dönüşebiliyor.

Ankara Valiliği uhdesinde, Ankara İl Milli Eğitim Müdürlüğü, Türkiye Yazarlar Birliği ve Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi'nin iş birliğinde icra edilen Bilge Yazarlar Projesi bu yıl itibarıyla beşinci yılını tamamladı. Proje kapsamında 5-7 Temmuz arasında gerçekleştirdiğimiz “İstanbul Edebiyat ve Kültür Gezisi” bu yıl da yazmaya meraklı olan gençler için güzel bir imkân oldu. Öğrencilerin yoğun ders döneminden ve sınavlarından sonra düzenlenen gezide, İstanbul’un tarihî güzelliklerini, ecdadın bıraktığı mirası ve kültürel zenginliklerimizi yerinde görmek nasip oldu.

Liseli öğrencilerin devam ettiği Bilge Yazarlar Projesi, Türkiye Yazarlar Birliği’nin süreklilik kazanan faaliyetlerinden birisi olmaya aday görünüyor… Yazarlar Birliği’nin gençlere verdiği özel önem hatırlanırsa, bunun kaçınılmaz olacağı da ifade edilebilir.

Ankara Yenimahalle metrosundan başlayan gece yolculuğumuz, henüz güneş doğmadan tamamlandı. İlk olarak Çamlıca Tepesi’ne çıkıp bir nefes aldık ve kahvaltı saatini beklerken Galata Kulesi’nin civarında biraz yürüme imkânı bulduk. Oradan kahvaltı yapacağımız Cihangir Belediyesi’ne ait tesise geçtik. Manzarasında duraklamış büyük bir yolcu gemisini ve Nusretiye Camii’ni de rahatlıkla görebildiğimiz mekânda kahvaltı yaptıktan sonra İstanbul’dan bize katılan rehberimizin eşliğinde gezimiz başladı. Yürüyerek Nusretiye Camii’ni yakından görüyor ve karşısında bulunan Tophane hakkında bilgi alıyoruz. İlk kez Fatih Sultan Mehmet döneminde yapılan ve günümüze de ulaşan Tophane’de, zamanında topların döküldüğünü, hazırlıkların yapıldığını dinliyoruz. Oradan otobüsle Adalar’a doğru yapacağımız vapur gezimize doğru hareket ediyoruz.

Büyükada’ya geçmek için 1 saat 45 dakikalık bir zamanı vapurda denizle geçiriyoruz. Farklı kültürlerden İstanbul’a gelen insanlar dikkatimizi çekiyor. İstanbul’un turizme açık olan bu yönü, hem Osmanlı döneminin zengin medeniyet tasavvurunu devam ettiriyor hem de kültürlerarası alışverişin oluşmasını sağlıyor. Ancak bunlarla beraber mahremiyet ve iffet gibi erdemlerimiz üzerinde tekrar tekrar düşünmemiz gerektiğini bir zorunluluk olarak hatırlıyoruz. Müslüman bir şehrin insana sunduğu güzelliklerin her karış toprakta yaşanması, hepimiz için önceliğini korumalı.

İstanbul öyle bir şehir ki, an gelir göz yaşlarınızı tutamazsınız an gelir, emanet bilinciyle huzura gark olursunuz. Yaşanan zorlukların, verilen mücadelenin akabinde gelen bu huzur ve sükunetin gönlümüzdeki yeri ise bambaşka. İstanbul, tüm bu duyguları sizlere aynı anda yaşatabilen bir mahiyete sahip. Denizin mavisi göğün mavisiyle bir araya geldiğinde insanı mest eden manzaralar oluşur. Biz de o manzaralardan kendimizi görmeye başlarız. Deniz aynı zamanda kendiliğinden insanı tefekküre ve tahayyüle yöneltir. Bir benzetme yaparsak, gemileri boğazdan görmek ilmelyakîn, vapura binmek aynelyakîn, denize girmek ise hakkelyakîn gibidir.

Denizdeki seferin insan ruhuna iyi gelen birçok yanı olmalı…

Ayette buyrulduğu üzere: “Andolsun biz Ademoğluna şan, şeref ve nimetler verdik; onları karada ve denizde taşıdık, kendilerine güzel güzel rızıklar verdik ve onları yarattıklarımızın çoğundan üstün kıldık.” (İsra/70). Allah’ın sanatının bir şehre doğrudan yansıyışını görmek için İstanbul başlı başına bir şaheser olsa gerek…

33406292-60d4-421a-8406-4c5081668451.jpg

Büyükada’ya geldiğinizde kalabalığın şehir merkezinden daha az olduğunu söyleyebilsek de ada kendi içinde bir kalabalığa sahip. Rengarenk erguvanları ve heybetli ağaçlarıyla nefes aldığımız Ada’nın, dondurmasını tatmadan dönmüyoruz. Adaya ayrılan küçük ama mütevazı alan, tarihî dokusuyla bütünleşmiş bir halde. Kilise ve sinagogların da olduğu Büyükada’da ilk Camii 2. Abdülhamid döneminde yapılmış. Hamidiye Camii, 1895’ten günümüze kalan emanetlerden bir güzel. Biraz ilerlediğimizde iki katlı ve hoş bir mimarisi olan “Büyükada Edebiyat ve Kültür Müzesi”ni gezme fırsatını da buluyoruz.

Büyükada’nın aslında bir açık hava müzesi olduğu notunu almışım. Bizans zamanında ise bir sürgün yeri… Akabinde açık hava müzesi oluyor ve bugün ise görünen halinde. 19. yüzyıl’dan sonra adadaki entelektüel nüfus artıyor ve 1970’ler sonrasında Ermeni nüfus azalırken Türk/Müslüman nüfus artıyor. Ada’nın en yüksek noktasında bir kilise mevcut -genelde kiliselerin yüksek yerlerde konumlandırıldığı bilgisini de bu sayede öğreniyoruz- 1895’te Sultan Abdülhamid tarafından yapılan Hamidiye Camii de, yine yüksek bir mekânda yer alıyor diyebiliriz. Yakınında bir kütüphanenin ve çalışma kısımlarının bulunduğu Taşmektep’e de uğramadan dönmüyoruz. Yine Ada’da dikkati çeken bir başka husus, bir dönem otel olarak kullanılmış olan oldukça ıssız, sessiz ve yüksek bir yerdeki Rum Yetimhanesi oluyor. Şu an kullanılmasa da bir yetimhanenin ormanlık bir alanda merkezden uzakta olması bizleri ürpertmiyor değil. Büyükada’dan dönüş, rüzgârlı bir akşamüstüne denk gelse de denizi özlemiş birisi olarak güzel geçiyor.

Kaldığımız otelin Sultanahmet’in merkezinde olmasını bir nimet bilerek, sabah 04.00’de uyanıp, ikinci günün sabah namazında oda arkadaşımla Ayasofya Camii’ne gidiyoruz. Bu vesileyle 10-12 dakika yürüme mesafesinde olan Küçük Ayasofya Camii’nin de olduğunu duyunca oraya da uğramadan edemiyoruz. Güneşin doğuşuyla birlikte simit ve çay eşliğinde ve tabii ki yavru kediler ve martılarla birlikte kısa bir sahil yürüyüşüyle sohbete devam ediyoruz. İstanbul’un herhangi bir sahilinde sakin bir yürüyüş dahi insana iyi gelebiliyor.

Oteldeki sabah kahvaltısından sonra Türkiye Yazarlar Birliği’nin İstanbul Şubesi’ndeki program için bir Mimar Sinan eseri olan Kızlarağası Medresesi’ne doğru geçiyoruz. Medrese içinde Nurettin Topçu Okuma Salonu, Şeyh Galip Salonu, Necip Fazıl Kısakürek, Sezai Karakoç Okuma Salonları ve ortasında bir oturma alanı mevcut. Yazar/şair Şadi Oğuzhan ile buluşan gençler, sohbetten sonra yazarın kitaplarının hediye edildiği çekiliş heyecanını yaşıyorlar. Bizler de Yazarlar Birliği’nin İstanbul Şubesi’nin müdavimi olan Halepli Ammar Ağabey ile karşılaşıyor ve bize verdiği kitap hediyeleriyle şenleniyoruz.

İçeride kürsünün hemen sağ köşesinde Merhum D. Mehmet Doğan Hocamızın fotoğrafını görüyor hem hüzünleniyor hem de şükrediyorum. Yine Merhume Şule Yüksel Şenler Hocamızın fotoğrafının da olduğunu görünce bir an şaşırsam da oldukça seviniyorum. Yazarlar Birliği İstanbul Şube Başkanı Mahmut Bıyıklı Hocamızın Şule Hanımı burada ağırladığını hatırlıyorum ve Şule Hanıma, onun başörtüsü için verdiği gayrete olan hürmetine burada da şahit oluyorum. İstanbul Şube’de bulunan ve Erguvan Yayınevi’nin sahibi olan Mekki Yassıkaya Hoca ile tanışıyor, hediye kitaplarından alıyor ve Yazarlar Birliği Gençlik Birimi’nden Dilara Özdoğan ile çay içerken aynı zamanda sohbet ediyoruz.

Yazarlar Birliği’nden sonra, yeşilliğiyle insana en az deniz kadar huzur veren Emirgan Korusu’na geçiyoruz. Geniş bir alanda yeşilliklerle örülmüş bir koru… Estetik zevkimizi besleyen taş ve mimariden sonra tabiatın insan ruhuna kattığı güzellikleri de burada hissediyoruz.

İstanbul’da Boğaz turu denilince başlı başına bir yolculuk anlaşılıyor… İstanbul’da ilk kez boğaz turuna katılan birisi olarak, daha önce gelmemiş olmanın üzüntüsünü hissettikten sonra nasip bugüne diyor ve boğazı sade ve bir o kadar derinliği içinde seyreyliyoruz. Balat’tan başlayan turumuz Ortaköy Camii’ne kadar devam ediyor ve süreç boyunca geçtiğimiz yerleri anlatan rehberimizin verdiği bilgilerle İstanbul hakkında ufkumuz daha da genişliyor. Deniz boyunca geçtiğimiz Camiiler, Saraylar, sahil kenarları, çay bahçeleri, üniversiteleri görebiliyoruz. Öyle ki İstanbul, öğrenildikçe ihtişamı artan daha fazla öğrenilmek istenen bir güzide şehrimiz. İnsana sunduğu tarih bilinci, her adımda insana farklı bir güzellik katıyor. Boğaz turundan sonra Gülhane Parkı’ndan geçiyor ve yine oraya da hayran kalıyoruz. Devasa ağaçlarıyla onlarca yıllık hatırayı kendi içinde saklayan bir bahçe…

Üçüncü gün, Yazarlar Birliği... Projede sorumlu olan Fatma Ayder Hocamızın gençlere “Bilge Yazar” olmayı üç kelime ile anlatmalarını istemesi üzerine şu kelimeleri dinliyoruz: “Hatıra, emek, vefa” “Hayalgücü, istikrar ve sorumluluk bilinci”. Bunlara “gençlik, yolculuk ve sabır” kelimelerini de ekleyebiliriz belki…

d3f881b4-aa1b-43b6-9e84-22801358a4c6-(1)-002.jpg

Mukadder Gemici Hocamız ile Yazarlar Birliği’ndeki ikinci programı tamamlıyoruz. Mukadder Hanım, gençleri dinlerken aynı zamanda gençlerle yazıya olan ilgisini, heyecanını paylaşıyor ve onların da yaşanan her olaydan bir yazı çıkarabileceklerinin mümkün olduğunu anlatıyor.

Yazarlar Birliği programından sonra Sultan II. Mahmud Han Türbesi ile Nev-Fidan Kadın Türbesi’ni ziyaret ediyor orada, Ziya Gökalp’in mezarına uğruyoruz. Çemberlitaş’a yürüyor ve orada da yine yeni bilgiler alıyoruz. Çemberlitaş, garip görüntüsüyle caddenin hemen bitişiğinde ve oldukça dikkat çekici bir yapıya sahip. Rivayete göre Hz. İsa’nın bu taşın altında olabileceği de söyleniyor. Oradan Nuri Osmaniye Camii’ni görüyor ve kapalı Çarşı’ya geçiyoruz. İstanbul Üniversitesi’nin yanından geçerken, Beyazıt Camii ve Külliyesi’nin de önünden geçiyoruz.

Ve yürüyerek Süleymaniye.

Süleymaniye’ye gideceğimizi öğrendiğim andan itibaren heyecanımı dindirmek mümkün değil. Heybeti ve insanı saran geniş mimarisi, büyük bir ihtişam ile her zaman insanı kendine çekiyor. İstanbul’da 4 minerali ilk Camii’nin Süleymaniye olduğunu öğreniyoruz. Kanuni Sultan Süleyman Han’ı ziyaret ediyor ve oradaki tüm merhum ve merhumelere Fatihalar sunuyoruz. Hemen yakınında olan Mimar Sinan’ın türbesini de bu vesileyle görüyoruz.

Son durağımız, bahçesinde aslan, at ve ilginç ağaçların da olduğu Beylerbeyi Sarayı… Saray’ın içi de dışı gibi nezih. Denize nazır oluşu ve boğazın hemen yamacında olması Saray’ı sanki diğerlerinden farklı kılıyor. 2. Abdülhamid’in bu sarayda vefat ettiğini öğrendiğimde ise, yeri bende bambaşka bir anlam kazanıyor. Ecdadımızın bize bıraktığı Aziz emanetler, bugün İstanbul’u İstanbul yapan dahi bizi biz yapan varlığımız ve bu dünya hayatı içinde en kıymet verdiklerimiz... Bu bilinç ve minnetle şükran borcumuzu asla ödeyemeyeceğimiz üzerinde düşünmeye devam ediyorum. Bununla beraber süreç boyunca rehberimizin bize eşlik etmesi ve mekân-tarih, konum-tarih, eser-tarih ilişkisini, İstanbul’un tarihî yönünü kavrayabileceğimiz sebepler dairesi içinde bize anlatması bir başka güzellik oluyor.

Bilge Yazarlar Projesi vesilesiyle İstanbul’a gelmek, bir de Kudüs projesi yazıp Kudüs’e gitmenin önemini ve ihtiyacını bize hatırlatıyor. Bunun bir hayalin ötesine geçmesi ise bir adım gayret ve Allah’ın yardımıyla elbette mümkün.

Bilge Yazarlar Projesi 2026 yılının kapanışını Ankara’daki Itri Salonu’nda gerçekleştirdikten sonra, projenin İstanbul’da böylesi bir geziyle taçlanması, eminim katılan herkes için ayrı bir anlama ve güzelliğe sahip. İstanbul’un fethini, şanlı mazimizi, tarihimizi, ecdadımızın emanetlerini anlamaya yönelik olan bu gayretin, gençlerin ufkunda yeni senaryolara, yeni fikirlere, yeni yazılara, yeni ufuklara dönüşeceğine yürekten inanıyorum. En başta, değerlerine olan bağlılıklarıyla güçlü bir fert olarak; iyilik, güzellik, hayr ve insanlık için yazmaya devam edecekleri, ilim ile eylemi bir bütün halinde gören bakış açısıyla kendilerini sürekli geliştirecekleri güzel bir geleceklerinin olması ümidiyle, emeği geçen tüm Hocalarıma gönülden teşekkür ediyorum.

Rabia N. Akmaz

 10.07.2026

Bu haber toplam 341 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim