Uzun yıllar sonra Almanya’dan kesin dönüş yapan Babamı çok geç bulmuş, çok çabuk kaybetmişim.
Sığınağım gazetecilik.
“Ölüm var, ölüm!”
*
O vakitler, “Nüfus Kâğıdı” Müslümanı olarak takılıyorum hayata.
Merhum Babam Okmeydanı SSK’da kanser “tedavisi” alırken, pek çok hasta ile tanışıyorum.
Genç refakatçi.
Doktor, “En fazla bir, iki ay yaşar!” diyor.
Çaresizlik.
Oradaki hastalar, güçlü kuvvetli oldukları vakitlerden bahsediyorlar.
Taşı sıksalar suyunu çıkartırlarmış.
Şimdi ise…
“Muhtaçlık zor be evlât!”
*
Hastanede refakatçi, üniversitede öğrenci, bir gazetede muhabir.
O gazete, bugünkü Cumhuriyet’e yakın bir çizgide yayın yapıyor.
Ben her türlü habere gidiyorum.
Hayatım allak bullak.
Babam vefat ediyor.
“Ölüm var, ölüm!..”
*
Vesileler oluyor.
Bir vesileyle Merhum Timurtaş Hoca’yı tanıyorum.
Aklım karışık.
Herkesin ağzında lâflar;
“Gençsin, o kadar da aşırıya kaçma, Cumalarını kıl yeter. Bu kadar şerefsiz varken, sen mi gideceksin cehenneme!” diyen bile var.
İnanıyorsan, gereğini yapacaksın.
İnanmıyorsan, sırf Cuma’ya gitmek niçin?
Araştırıyorum.
Böyle bir süreçte…
“İslami” kitaplar satan bir dükkâna uğruyorum.
“Madve Yayınevi”.
Orada Hasan Hüseyin Maden ağabey ile tanışıyorum.
“Gazeteci” olduğumu söylüyorum.
O, bana “Dindarlarla birlikte çalış!” diyor ve bir adres yazdırıyor:
“Küçük Lânga Caddesi Numara 105, Aksaray.”
Devamı: https://www.milatgazetesi.com/yazarlar/merhum-mustafa-karahasanoglu-adam-adam-adam-7507/































Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.