-Üniversiteler kendi misyonunun dışında olarak siyasi bir misyon üstlenmiştir. Bu siyaset hırsı Topçu’nun deyimiyle, üniversiteyi ilim müessesesi olmaktan uzaklaştırmıştır.
-Üniversiteler, kendilerine tahsis edilen büyük bir bütçeyi kontrolsüzce harcamaktadırlar. Üniversite bütçelerinden lüzumsuz neşriyatlar yapılmakta, gerekli gereksiz Avrupa’ya kongrelere gönderilen hocalara ödenek ayrılmaktadır.
- Edebiyat fakülteleri kültür fakültesi olmamış, materyalist tüm çalışmaların muhafazakârlığını yapmıştır.
-Edebiyat fakülteleri bırakın âlim yetiştirmeyi muallim dahi yetiştirememektedirler.
-Fakülte neşriyatına ait kitaplar hatalarla doludur. Bazı hocaların şahsi görüş ürünü eserleri yoktur.
-Doktora ve doçentlik tezleri ilmi bir nitelikten yoksundur.
-Öğrenci mevcudu az olan fakültelerde bile akademisyen kadrosu fazladır.
Topçu böyle bir üniversitenin cemiyetin ruhunu ve irfanını perişan edeceğini söyler. Milli eğitim davasının selametini bu bozuklukların giderilmesinde görür. Zira üniversite ıslah edilmeden milli eğitim davalarının halledilmesi imkânsızdır. Milli ruh birliği de mabet mektep ve üniversitenin uzlaşısı ile mümkündür.
Makalenin değerlendirmesi de yapıldı: Topçu’nun Kültür ve Medeniyet başlıklı kitabında üniversite ile ilgili önceki makalelerindeki idealleştirmeden sonra burada üniversiteye eleştiri yapılmıştır. Bu makalenin yazıldığı tarihin üzerinden takriben 60 yıl geçmiş olmasına rağmen üniversitelerdeki sorunlar hemen hemen aynıdır. Bugün de üniversitelerde siyasi bir yapı söz konusudur. Yine akademisyenler kendi istedikleri konularda çalışamayıp, hocalarının paradigmaları ve yönlendirmeleri doğrultusunda çalışmak durumundadırlar. Özgür bir düşünce ortamı olduğunu söylemek biraz güçtür.
Bu makaleye paralel olarak Lütfi Bergen, Bayram Kaçmazoğlu’nun Doğu Batı Çatışması adlı kitabından da bir okuma yaptı. Bu okumanın özeti şöyle verilebilir: Tanzimatla birlikte batıcılık fikri kabul görmeye başlamış, II. Meşrutiyetten itibaren hiçbir aydın takımı batılılaşmaya karşı çıkmamıştır. Tanzimat’tan sonra bürokratlarımız, memurlarımız, aydınlarımız, sosyologlarımız batıcı olmuş ve batılı büyük devletlerden birinin siyasi düşüncesinin sosyolojik ve bilimsel açıdan temsilciliğini üstlenmiştir. Kendisine entelektüel diyen her kesim kısmi veya bütüncül batıcılığa taraftardır. Türk halkı top yekûn batıcılara, bilimsel batıcılara, zihniyet batıcılarına, düzen batıcılarına, sokak batıcılarına tanıklık etmiş ve etmektedir. Topyekûn batıcılara söyleyecek bir sözümüz yok. Onların görüşleri zaten kabul edilemez. Çünkü onlar tarihimizdeki yaşadıklarımızı geride bırakarak herşeyimizle batıya teslim olmamızı istemekteler. Onların radikal batılılaşmada görüşleri net olduğu için kafa karıştırıp halk nezdinde taraftar bulmaları mümkün olmamıştır. Ancak asıl kafa karıştıran milliyetçi aydınların batılılaşma konusundaki görüşleridir. Kültür ve teknik ayrımıyla Gökalp’in batılılaşmayı meşru gören anlayışından birçok aydın etkilenmiştir. Ona göre Türkler kimliklerini değiştirmeden medeniyet değiştirmeye alışıklar. Çünkü kültür asıldır, medeniyet ise değiştirilebilir. Gökalp’in tezine göre zamanında biz Türkler medeniyetimizi bu şekilde değiştirdik. Şimdi de batı medeniyetini olduğu gibi alabiliriz. Gökalp’in bu batılılaşma fikri genç kesimde önemli bir meşruiyet kazandığı gibi milliyetçi muhafazakar aydınlar tarafından da kabul görmüştür. Mümtaz Turhan ise, batılılaşmanın zorla değil; kendiliğinden, halka sunularak yaygınlaştırılmasının sağlanması görüşüyle Ziya Gökalp’in açtığı bu batı yanlısı gediğin büyümesine destek olmuştur. Günümüz sosyologları yeni batılılaşma anlayışları ortaya atmışlardır. Yerel modernlik, alternatif modernlik, çoğul modernlik, batı dışımodernlik, post modernlik gibi kavramlarla karşılanan bu yeni yaklaşımlar batılılaşma anlayışının günümüzdeki modelleridir.
Lütfi Bergen Kaçmazoğlu’nun metnini okuduktan sonra şu değerlendirmeyi yaptı: Türkiye’de farklı fikirleri bünyesine alacak bir mekanizma yok. Ortada akademisyenler var ama düşünceyi üretenler akademi dışında. Necip Fazıl, Nurettin Topçu, Sezai Karakoç, Kemal Tâhir, İsmet Özel gibi entelektüel alanı etkilemiş yazarlar üniversitenin dışında kaldılar. Aslında üniversiteler, dışarıdaki fikir adamlarına muhtaçtırlar. Fakat kendi getirdikleri disiplinlerle bu insanları dışarıda tutmaktadırlar. Toplumun müziğine, edebiyatına, siyaset teorisine kadar birçok fikir üniversite dışında üretiliyor. Üniversite dışındaki iktisadî alan kendi aydınlarını üretiyor. Topçu, üniversiteye mensup olmadığı gibi cumhuriyetin endüstriyel toplum politizasyonuna uygun olarak ürettiği bir aydın da değildir. O, Türkiye’nin çiftçi toplum olduğunu söylemiştir. O’nun Türkiye’nin batılılaşamayacağı vurgusundaki doğululuğu, çiftçilikle alakalı bir doğululuktur. Türkiye toplumu çiftçi toplumudur ve elimizde atıl bırakılmış topraklar vardır. Kentleşme ve hizmet sektöründe yoğunlaşmakla kaynaklarımızı israf ediyoruz.
Notlar: Bahar Sarışen































Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.