• İstanbul 32 °C
  • Ankara 33 °C

Üç Nokta…

Eyyüp AZLAL

Köre tarif, sağıra feryad etsen de faydasız.

 

Kardan, borandan, sağanak yağmur ve fırtınalardan sıyrılıp yılın ilk cemresinin damıtıldığı güzel havalara merhabalar olsun efendim. Eprimiş yüzümüz,tarumar olmuş saçlarımız bu bahar dinginliği ve zenginliği içinde yorgunluğunu atar mı bilmem. Az ötede yaz sıcakları, kızgın güneşli havalar, çöl sıcakları ve haliyle kum fırtınaları bizleri beklemekte.

Uzaktan bakınca tabiatın, uzaydan bakınca kainatın muhteşem ahengi karşısında biz dünyalıkların kopardığı fırtına günümüzde hiç de ahenkli değildir. Ütopik, platonik, morfolojik sıfatlarla kuşatılmış aşklarımız, hayatımız ve davranışlarımız. Mazeretlerimizin çokluğu ahenksizliğimizi daha da artırmaktaydı.

Ruhumuz ve bedenimizle kola içmediğimiz günlere geri dönersek, yayık ayranın her türlüsüne müşteri olabilirsek duygularımızı anlamlandıran acılar da hüzünler de mutluluk harmanında anlam kazanmış olacak. O zaman hayata bakışımız net olacak. Her ne kadar netlerimiz düşük, notlarımız kırık olsa da.

Sosyalleşelim derken sosyal medyanın kurbanı olduk. Yorgun kaldırımlarda yalnızlığımızı paylaşıp duruyoruz ha bire. Sanal ortamların sahte kabadayıları,nezaketsiz kızları mürailik yarışında önde gidiyorlar. Ah nerede o hüzne ve gözyaşlarına bulanmış edebî mektuplar, asker mektupları ve diğerleri.

Bana bir mendil gönder/

Ucunu işle, gönder/

İçine üç elma koy/

Birini dişle, gönder.

şimdilik anlık mesajlar, pandemi kurallarına uyulmuş bir düzende daha da sağlıksız bir duruma düştü. Vukufsuzluğumuz vüzuhsuzluğumuzdandır, diyordu bir büyüğümüz.

Aslında tabiat ve kainat karşısnda ahenkli olmak ya da olmamak, göreceli bir meseleyi de beraberinde getirmektedir. Meselenin fizik ötesine baktığımızda hayat gemimiz sessizce yol almaktadır. İçinde kavgalarımız, gürültülerimiz, bağırıp çağırmalarımız bu yolculuğa engel değildir.

Bizim bu hayat gemisindeki kargaşamız, Mevlana Celaleddin Rumi'nin "kamış" metaforuyla yani olgun insan, "insan-ı kamil"  istiaresiyle ne güzel örtüşüyor. Ney, kamışlıktan koparıldığından beri inlermiş. Bir insan da daha bebek iken doğum vaktinde ilk olarak ağlarmış. Hatta ağlamasa yakınları sırtına hafifçe vururlar ki ağlasın. Ağlamak, bebeğin sağlıklı olduğuna da bir delilmiş. Ve nihayette insan-ı kamil Allah'a vardığında yani ruhlar alemine erdiğinde susarmış. Neyin de nihai amacı asıl vatanına yani neyistana (kamışlık) varmakmış.

 

Eskilerin bir tabiridir. Anlamını bilmesek de ahengi bize epeyce yol götürür.

"Fi vatan-ı asliyye"

Bütün bunlardan sonra Mevlana Celaleddin Rumi'nin yardımına Yahya Kemal Beyatlı koşar ve "Sessiz Gemi" şiirinde

"Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;

Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler.

Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden,

Birçok seneler geçti; dönen yok seferinden."

Diyerek sessiz gemisine binmiş ve sessizce yol almıştır.

Tefekkür baharını beklerken tefekkür buharına yakalanmayalım. Kaybedenlerin şiirini okumak bize çok şey kaybettirir. Köre tarif, sağıra feryad etsen de faydasız. Bize düşen Attar'ın şu duasına-şiirine- el kadırıp dua etmektir.

"Ey kendisinden başka bir var olmayan

Ey herkesin feryadına ancak kendisi yetişen

Benim imdadıma yetiş!

Benim elimi sen tut."

...

Bu yazı toplam 52 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim