• İstanbul 18 °C
  • Ankara 16 °C

Vehbi Başer: Efendisi Olan Bir Millet Neden Köylülükten Kurtulamaz?

Vehbi Başer: Efendisi Olan Bir Millet Neden Köylülükten Kurtulamaz?
Bir arkadaşımız köy, şehir, köylülük, şehirlilik üzerine yaygın "aydın önyargıları"nı silkeleyerek köylüye iade-i itibarda bulunuyor.

 Bu iade-i itibar girişimiyle, köyde yaşayan ya da şehirlerdeki köy kökenli insanların ötekiler lehine ontolojik bir yetersizlikle malül olmadıklarını, hatta yer yer ötekilerden daha şanslı ve avantajlı sayılabilecekleri şekilde şartlara adaptasyon yeteneklerinin daha fazla olduğunu ileri sürmüş. Böylece ötekilerle köylüler arasında hiyerarşik ve aşılmaz bir ontolojik fark bulunmadığını, aradaki farkın köylü ve şehirli hayat tarzları arasındaki "eş-düzey çeşitlilik"ten öte bir mahiyet farkı olmadığını söylemiş oluyor.

Kazın ayağı hiç de öyle değil halbuki.

Genellikle Muhafazakâr okumuşlar, hayat ve fırsatlarına bakarak şehir sakinleriyle karşılaştırıldığında köy sakinlerinin "hiç de şehirliden aşağı kalır yanları olmadığı" ve hatta onlardan daha şanslı oldukları yönündeki bir kabule yaslanarak "köylülüğün maruz kaldığı aşağılanma"yı püskürtmeye dönük rahatlatıcı bir perspektifle kendilerini avuturlar. Meselenin aslı, ne -Erol Güngör rahmetlinin tabiriyle- "sömürge münevveri" mektepli çocukların sandığı gibi köylünün ilkelliği, geri kafalılığı, bağnazlığı ve taşralının küçük çıkarlara uyanıklığı meselesidir, ne Muhafazkâr okumuşların sandığı gibi "köylü ile şehirli arasındaki fark" mahiyetle hiç ilgisi olmayan tamamen yatay bir derece farkından ibarettir ve ne de bu farkın dile getirilmesi her durumda köylüye yöneltilmiş bir aşağılama olmak zorundadır.

Sömürge münevveri her şeyin aslının Batı'dan öğrenileceği, dünyanın geri kalanının da bu ezberle şıpın işi anlaşılabileceği, bunun da mektebi geçecek kadar Batı hayranı fikirler edinmekle başarılabileceği zannındadır. Sömürge münevveri, gerçekte Batı'daki gelişmeleri kavramak ile Batı karşısında hayranlık beslemek arasındaki farkı idrak konusunda bir yetersizlikle malüldür. İlki için modern Batı kültür ve medeniyetini doğrudan tetkik ederek ayrıntılara bizzat kafa yormak lazımdır; ikincisi için ise memleketin dersine az çalışmış Batı hayranı eski kuşaklarının önyargılarını yarı uyur yarı uyanık ezber etmek yeterlidir. Türkiye'de gerek Batıcı veya solcu kesim içinde gerekse Muhafazakârlar arasında ilki için gayret gösteren küçük azınlıklar söz konusudur. Geriye, Batı hayranlığından geçinen sömürge münevverleri ile bunların aşağıladığı avam tabakalarına ve mesela köylülere bir tür halk dalkavukluğuna varacak kadar övgü düzen Muhafazakâr okumuşlardan oluşan ve her iki cenahıyla dersine az ve bu nedenle kötü çalışmış büyük kalabalıklar kalıyor.

Günümüz Türkiyesinin siyasi kamplar düzeyinden sosyal kitleler düzeyine doğru derinleşmiş siyasî ve kültürel ufuksuzluğu da, bu kalabalıkların dersini sıkı çalışan herkese had bildiren ve kendi kafa kerestesinin kalınlığından içeri sızamayacak her fikre "entel gevezelik" etiketi yapıştıran fütursuzluğunun bedelidir.

Nihayet sormamız gerekir: Köylülük ve şehirlilik arasındaki fark, gerçekten bir derece farkı mı, yoksa bir mahiyet farkı mıdır? Bu soruya cevap aramaya girişmeden önce şu hususların altını çizmekte fayda vardır:

1. Geleneksel köylülük, çift çubukla meşgul, gıda üreticiliği değildir; köylülük, (ayrıntılarına burada değinemeyeceğimiz patrimonyal ve prebendal) majör mülkiyet yapılarının dönerek sosyal tabaka yapısını biçimlendirici bir fonksiyonu olarak şekillenmiş bir tabakanın -sadece yaşam tarzı değil aynı zamanda- zihniyet ve ideolojisidir.

2. Geleneksel dünyada da şehirler ve buna bağlı olarak köylülük ve şehirlilik vardı ama modern kent ile geleneksel şehir arasındaki muazzam farkı görmezden gelmek, endüstriyel ve ticarî kapitalizmin (mekana) tahakkümünü toprak ağalarının köylüye tahakkümünden ayıramayan bir opaklıkla aynı illetten muzdarip bir körlüğün eseri olabilir. Endüstriyel ve ticarî kapitalizm, toplumun geleneksel alt sınıflarının radikal bir dönüşümüne yol açarak köleliği ve köylülüğü silip süpürmüş, bunların yerini endüstriyel emekçi kitleleri ile ticarî kapitalizmin ihtiyaç duyduğu yeni bir çalışanlar sınıfı almıştır.

Lakin bu, artık geçmişte kalmış bir dönüşümdür. Günümüz dünyası, post-endüstriyel ve küresel karakterde yeni bir radikal dönüşüm ivmesiyle savrulurken köylülüğün -ve bazı yerlerde nomadik arkaik göçebelerin- hala can çekiştiği coğrafyalarda köylülüğün köyde yaşayan ya da şehirlere yeni göç etmiş köy kökenlilere matuf bir nitelemeden ibaret olduğunu sanmak, meseleyi hiç anlamamış olmaktır.

Devamı: https://www.fikircografyasi.com/makale/efendisi-olan-bir-millet-neden-koylulukten-kurtulamaz

Bu haber toplam 79 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim