Anlaşmaya ramak kalmıştı… İran’daki kriz, karşılıklı saldırılarla yeniden alevlendi. Ancak bu yeni bir durum. O da şudur: Bir. Bu savaşı başlatan, Trump’ı yönlendiren Netanyahu’ydu. Roller değişti. Trump, İsrail’i İran üzerinde bir sopa gibi kullanıyor. Müzakereler uzayınca İsrail’e Lübnan’da “yol verildi”. İki. Bu aynı zamanda İsrail Başbakanı’na verilen sus payıdır. Trump, büyük ölçüde mutabakata varılan anlaşmayı onaylamak için İsrail’in Lübnan’daki “işini” bitirmesini bekliyor (Bu “iş” ülkenin güneyini Zehrani Nehri’ne kadar işgal etmek, böylece Lübnan-Suriye işgal bölgelerini örtüştürmektir.) Üç. Trump yine de bir sınır çiziyor. “Beyrut’u vurma” diyor. Çünkü Beyrut vurulunca masa örseleniyor. Dört. Çatışma İran-İsrail arasında seyrediyor. ABD saldırıya katılmıyor. İran’da başarısızlık Trump’a büyük bir maliyet getirdi. ABD Başkanı, gerilimin bu safhasında kendisini geri çekerek yeniden konumluyor (“Füzeleri attınız, artık yeter, masaya geri dönün” dedi.) Beş. İran da bu tabloyu gördü. Husiler, Babülmendeb’i sadece İsrail›in denizcilik faaliyetlerine kapattı. Altı. Trump, İsrail-İran arasındaki kontrollü çatışmayı yönetmeyi, hatta bu vesileyle bir anlaşma yapmadan krizden çıkmayı umuyor olabilir. Evdeki hesabın çarşıya her zaman uymadığını hala öğrenemediği anlaşılıyor.
Trump, Çin ziyareti öncesinde İran krizini bitirebilmiş olsaydı Şi Jinping’in karşısına daha güçlü oturabilirdi. Ancak başaramadı. Benzer şey önümüzdeki ay (7-8 Temmuz) Ankara’da gerçekleşecek tarihi NATO zirvesi için de geçerli. Trump uzun bir süredir NATO’dan duyduğu memnuniyetsizliği dile getiriyor. “ABD NATO’dan çıkacak mı” sorusuna yanıt aranıyor. Bu yüzden Ankara’daki zirveye katılıp katılmayacağı belirsizdi. İran’da eli zayıflayınca zirveye katılma kararı aldı. Bu kez “ABD Başkanı nikah bozmaya mı geliyor” tartışması yapılıyor.
Trump Ankara’da muhtemelen o bilindik eleştirilerini -belki de daha sert cümlelerle- tekrarlayacak. Ancak arka planda yapılan hazırlık toplantıları bize farklı bir durumu anlatıyor. ABD hegemonyasının yaşadığı küresel erozyon (Bilhassa Trump’ın İran savaşında müttefiklerine bağımlı olduğunu hatırlaması) ABD’nin gözünde de NATO’nun (ve lojistik altyapısının) önemini artırdı. Konuşmak için henüz erken ama… Avrupa ayağında ABD ağırlığının azaldığı, öte yandan NATO’nun belki de Çin denklemini hesaba katan “Küresel NATO” perspektifiyle yeniden yapılanacağı bir sürece giriyoruz (Zirveye Asya-Pasifik ülkeleri ile Körfez ülkelerinin katılımı bekleniyor.)
Avrupalılar, “Güvenliğimizi NATO ile mi sağlayacağız yoksa başka bir savunma şemsiyesi mi oluşturacağız” diye tartışıyor. ABD, NATO’yu işaret ediyor. Almanya’nın önplana çıkmasını istiyor. Fransızlar bu durumdan rahatsız. Fransa Silahlı Kuvvetler Komutanı Mandon “Almanya’nın Amerikalılar için giderek Avrupa’nın referans noktası haline geldiğini, Fransa’nın beş yıl içinde geride kalabileceğini” söyledi.
Avrupa’nın NATO altyapısını çöpe atması imkansız. Ancak bu alternatif çalışma yapmayacakları anlamına gelmiyor. Almanya, Fransa, İngiltere ve İtalya Avrupa’nın güvenliğinin nasıl sağlanması gerektiğine ilişkin tartışmalara liderlik yapıyor. Ukrayna, NATO üyesi olmadığı için Avrupa’nın Türkiye, İngiltere, Norveç gibi ülkeleri de kapsayacak bir savunma şemsiyesi geliştirmesi gerektiğini savunuyor. İlginçtir: İtalya da aynı şeyi savunuyor. Türkiye ile yapılan konuşmalardan Almanların da aynı fikirde olduğunu anlayabiliyoruz.
Devamı:https://www.yenisafak.com/yazarlar/yahya-bostan/trump-ankaraya-kopruleri-atmaya-mi-geliyor-4830852































Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.