• İstanbul 17 °C
  • Ankara 14 °C

Yasemin Ulutürk Sakarya: Tarihî Roman Üzerine Kavramsal Bir Çerçeve

Yasemin Ulutürk Sakarya: Tarihî Roman Üzerine Kavramsal Bir Çerçeve
4. Tarihî Roman ve Romanda Tarih Bilgi Şöleni kitabı yayınlandı.

İnsan, hafızası ve kayıtlı belgeler sayesinde geçmişle olan bağını devam ettirmeye çalışırken pek çok engel ile karşılaşmakta ve dolayısıyla geçmiş unutulmaya yüz tutmaktadır.

Bu aşamada önemli bir edebî tür olarak pek çok olguyu kendisine malzeme kabul eden tarihî romana önemli bir görev düşmekte; bu görev, insanın geçmişle olan bağını devam ettirmesinde son derece önemli bir rol haline bürünmektedir. Öyle ki insan, muhayyilesinde saklayamadıklarını yahut müşahit olmadan öğrenmek istediği maziyi kuru bir bilginin dışında tarihî roman ile canlandırıp öğrenmeyi yeğ tutmaktadır. Söz konusu önem ise tarihî roman ile ilgili pek çok tartışmaya ve fikir ayrılığına sebep olmuştur. Bu söylem, yorum ve değerlendirmelere geçmeden önce tarihî romanın Türk edebiyatındaki gelişim sürecine kısaca göz atmak gerekmektedir.

19. yüzyılın son çeyreğinde Batılı kaynaklardan Türk edebiyatına girdiği bilinen tarihî romanın yerine uzun yıllar “destanlar, cenk hikâyeleri, gazavatnâmeler, battalnâmeler, danişmentnâmeler, saltuknânemeler, münşeatlar, surnâmeler, hamseler, mesneviler, şehrengizler, divanlar[1] yazılagelmiştir. Bu türlerden sonra ise tarihî roman bağlamında ortaya konulmuş olan eserlerden ilkiyle 1871’de karşılaşılmaktadır: Letâif-i Rivayât. Ahmet Mithat Efendi’ye ait olan bu eser, daha çok hayali unsurları barındırmasından dolayı macera romanı olarak da değerlendirilmektedir.[2] Bu nedenle Türk edebiyatındaki ilk tarihî roman olarak genel kabul gören eser, Namık Kemal’in 1880 yılında kaleme aldığı Cezmi adlı romandır. Romanda Osmanlı Devleti’nin çöküşe gittiği yıllarda mazinin büyüklüğünü hatırlatmak ve tekrar o şaşaalı günleri yaşatmak için uğraş veren kişiler anlatılmaktadır. Dolayısıyla tarihî roman, “bağımsızlık ve kültürel varlığın tehlikeye düştüğü, millî birliğe ihtiyaç duyulduğu zamanlarda bilhassa önem kazanan bir tür [olmuştur]. Böyle dönemlerde yazarlar kültürel mirastan istifade ederek hâl ile mazi arasındaki bağın kuvvetini ortaya koymaya çalışırlar. Bu durum bizim edebiyatımızda da geçerliliğini korumuş ve tarihi, edebî eserlerde yeniden yorumlama ihtiyacı, XIX. yüzyılın sonu ile XX. yüzyılın başlarında yoğunluk kazanmıştır.[3]

Tanzimat döneminde romana gösterilen ilginin Servet-i Fünûn döneminde “herhangi bir sanat kalitesi olmayışı veya okuyucuda ilgi uyandırmaması yüzünden[4] son derece azaldığı görülür. Bu dönemde uygulanan sansür, sanatçıların toplumsal sorunlardan uzaklaşarak bireysel konulara yönelmesine sebep olur. Millî edebiyat döneminde ise ardı sıra meydana gelen savaşların toplumda büyük yaralar açması, yazarların geçmişte yaşanan zafer dolu yıllara yönelerek millî birlik ve beraberlik duygularını ortaya çıkaracak romanlar kaleme almalarını sağlar. Cumhuriyet ile birlikte yeni bir tarih anlayışının ortaya çıkması ise Osmanlı tarihi ve İslam öncesi Türk tarihi üzerine yoğunlaşılmasına imkân oluşturur.[5]

Cumhuriyet’in ilanından sonraki süreci ele alan yazarların en çok Millî Mücadele dönemi üzerinde durdukları görülür. Aynı zamanda bu dönem ile ilgili “1. Dünya Savaşı, Osmanlı İmparatorluğunun Yıkılışı, İttihat ve Terakki Partisi dönemi, Kurtuluş Savaşı ve Millî Mücadele dönemi, Çanakkale Savaşları, savaşlardaki kahramanlıklar, yeni kurulan Cumhuriyet, Atatürk ve arkadaşlarına bağlılık ve inanç[6] gibi konulara yoğun şekilde değinilmektedir.

1930-1940 yılları arasını ele alan yazarlarda, devrimlerin yerleşmesi için toplumsal ve ideolojik bir altyapı oluşmasını sağlamak amacıyla yazılan romanlar dikkati çekerken 1940-1950’li yıllar ise Türkiye’nin girmese de bilhassa iktisadi açıdan etkilendiği İkinci Dünya Savaşı’nın toplumda oluşturduğu çıkmazların romancılar tarafından konu olarak tercih edildiğini göstermektedir.

1950-1960’lı yıllar Demokrat Parti’nin önce övüldüğü sonra yerildiği dönemler olarak karşımıza çıkarken 1960-1980 yılları arasında yaşanan 27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 darbeleri bu dönemi konu olarak tercih eden yazarlara malzeme olur ve İkinci Dünya Savaşı işlenen konular arasında kendisine yer bulmaya devam eder.

Genel olarak bakıldığında, 1980’li yıllara gelinceye kadar yayımlanan tarihî romanlarda daha çok popüler kurgu ön plandadır ve bir kısım tarihî roman yazarının temel gayesinin millî değerlerin aşılanmasını sağlamak olduğu aşikâr olan bir durumdur.

1980’ler ile birlikte ise modernizmin romana ve tarihe olan bakış açısını değiştirmeye başladığı görülmektedir. Bu akımın etkisi ile tarih, kayıtlı metinlerin birleştirilerek gerçekliğin dışına çıkılmamaya çalışılan ve sadece ders kitaplarında yer alan bir disiplin olmaktan uzaklaşmaya başlar. Roman gibi fiktif bir yapı haline dönüşerek oyunlaşır. Dünya edebiyatında ortaya çıkan bu değişimin Türk edebiyatına tesiri ise 1985-1990’lı yıllara tekâmül eder. Bu tarihler ile birlikte daha önce belirli tarihî olaylar ve önemli devlet adamları üzerine yoğunlaşan tarihî romanların yönünü kültür, sanat, eğitim, sosyal hayat, bilim, mimari gibi varlığı göz ardı edilen konulara çevirdiği görülmektedir. “1980 sonrası dönemde toplumun sanat ve dünya anlayışının değişmesi, okur profilinin ve beklentisinin başkalaşması, Türkiye’nin sosyolojik, politik, teknolojik ve kültürel alt yapısının hızla kabuk değiştirmesi, global değerlerin kabulünün ve etkilenmenin artması, bilgiye hızla ulaşılması, popüler kültürün pek çok değerin önünde yer alması...[7] gibi sebepler, bu değişimin temelini oluşturan başlıklar arasında sıralanabilir.

1990’lar ile birlikte ise toplum için sanat anlayışından ziyade sanat için sanat anlayışı yani estetik haz anlayışı ön plana çıkmaya başlar. Nitekim bu yıllarda tesirini iyiden iyiye arttıran postmodernizm, nesnel gerçekliğin sorgulanabilirliği üzerinde düşünülmesi gerekliliğini gündeme taşır. Aynı zamanda postmodernizm ile birlikte tarihyazımı da kurgusallık bağlamında değerlendirilir ve Yeni Tarihselcilik kuramı, dikkatleri çeken bir akım hâline gelir. Bu kurama göre tarih de roman gibi insan ürünüdür ve yorumdan başka bir şey değildir. Dolayısıyla tarihî roman, tarihten ziyade kurgu olma yolundadır ve okuyucu da bu bilinçle tarihî romanlara yaklaşmalıdır.[8]

Netice itibariyle 1980’lerden sonra ortaya çıkan bu yeni tarih anlayışı karmaşası, postmodernizm ile zirveye yükselmiş, tarihî roman konusu ise pek çok çalışmaya vesile olurken birçok tartışmaya da sebebiyet vermiştir.

Kavramsal Bakımdan Tarihî Roman

Tarih ve roman öteden beri sentez halinde kullanılagelmiş ve birbirini beslemiş iki farklı alandır. Tarihin romandan, romanın da tarihten esinlendiğini ve birbirlerinden yararlandıklarını ortaya koyması bakımından ise ‘tarihî roman’ kavramı önemli bir yere sahiptir. Lakin tanımı / tarifi itibariyle edebiyat araştırmacıları ve eleştirmenler tarafından fikir ayrılığına düşülen bu kavram, son dönemde oldukça sık tartışma konusu haline gelmiştir.

Terminolojide defaatle ele alınan bu kavram, Ali Püsküllüoğlu’nun Türkçe Sözlük’ündeki ‘tarihsel roman’ maddesinde “Konusunu, tiplerini tarih olaylarından alan roman[9] şeklinde tanımlanırken TDK’nın Türkçe Sözlük’ünde hem ‘tarihî roman’ hem de ‘tarihsel roman’ maddelerinde ayrı ayrı ele alınmış ve “Başlıca kişileri ve olayları tarihten alınan roman, tarihsel roman[10] şeklinde tanımlanmıştır. Ayrıca ‘tarihsel roman’ maddesine de “Tarihî roman” denmekle yetinilmiştir.

Bir başka sözlük olan A Dictionary of Literacy Terms’te ise kavram “Historical Novel” maddesinde “Tarihi yeniden bina eden ve onu hayal olarak yeniden yaratan bir anlatım şeklidir. Karakterler tarihî olabilir veya hayali olarak ortaya çıkarılabilirler. İyi bir tarihî roman yazarı seçtiği dönemin muhtemel durumlarını ortaya çıkarmaya çalışır.[11] şeklinde tanımlanır.

Hasan Boynukara’nın Modern Eleştiri Terimleri Sözlüğü’nde ise “Yazıldığı zamanla ilişkili olarak, ‘tarihî’ olan bir zaman kesiti içerisine yerleştirilmiş romanlara verilen addır.[12] cümlesi ile tanımlanan kavramın, alan sözlüklerinden biri olan Turan Karataş’ın Ansiklopedik Edebiyat Terimleri Sözlüğü’nde “...konularının daha az sınırlı olmaları yani bütün geçmişi konu olarak alabilmeleri bakımından değil, romantizm ve milliyetçilik akımları ile olan bağlarından ve geçmiş ile ilgili yeni tutum ve duygulardan dolayı diğerlerinden ayırabiliriz.[13] tarifi ile daha detaylı bir kısmî tanımlaması yapılır.

Genel ve alan sözlüklerinde yer alan bu tanımlar ile birlikte benzer tariflerde bulunan pek çok edebiyat araştırmacısı ve eleştirmen de mevcuttur. Onlardan biri Alman yazar Alfred Döblin’dir. Döblin “Tarihsel roman her şeyden önce bir romandır, tarih değil.[14] diyerek iki kavrama nasıl bakılması gerektiğinden bahsetmiş, “Tarihsel kurmaca, basitçe ve geniş anlamıyla, geçmişin belli bir öncelikle yer aldığı kurmacadır.[15] diyen David Cowart ise tarihî romanda mazinin mutlak yer alması gerekliliğini ifade etmiştir. Mershon ve Hoffmann da Cowart ile hemfikir olmakla beraber tarihî romanların “…resimli kitaplar…[16] olması gerektiğini ön koşul olarak ilave etmiştir.

Konur Ertop, ‘tarihsel roman’ terimi üzerinden “tarihsel roman tarihin elbette bir yansıması değil, zamanın ardından yeniden kurulması, yorumlanmasıdır.[17] tanımını yaparken Nurullah Çetin ve Gürsel Aytaç da Ertop gibi “romancı[nın] muhayyilesinde zenginleştirilip yeniden üretil[en bir] metin[18] olarak gördükleri tarihî romanın mutlak surette geçmişe dayanması gerektiğini belirtmişlerdir.

Söz konusu tanım / tariflerden yola çıkarak tarihî romanın kendisini geçmişe verdiği ve ona hasrettiğini söylemek mümkündür. Lakin geçmişte yaşananlara ve tarihî kayıtlara sadık kalınarak gerçeklerin saptırılmaması gerekliliği üzerinde duran Sadık Tural, Kazım Yetiş, Hilmi Yavuz ve Hülya Argunşah, halkın vicdanı ile ters düşülmemesi gerektiğini hususiyetle ifade etmişlerdir. Öyle ki “Yazarı tarafından gözlenememiş bir devri, tarihî hakikatlere sadık kalarak anlatan romanlara tarihî roman adı verilir.[19] tanımını yapan Sadık Tural, yazarının müşahit olmadığı bir dönemi ele alması gerektiğini de tarihî roman olmanın koşulu olarak görmektedir. Benzer bir yaklaşıma Hülya Argunşah’ın “Temelleri maziye dayanan, yani başlangıcı ve sonucu geçmiş zaman içinde gerçekleşmiş olan hadiselerin, devirlerin ve bu devirde yaşamış kahramanların hayat hikâyelerinin edebî ölçüler içerisinde yeniden inşa edilmesidir.[20] cümlelerinde de rastlanmaktadır.

Bu görüşe muhalif olan isim ise Mustafa Nihat Özön’dür. Türkçede Roman adlı eserinde romana konu olarak alınacak olan olay ya da kişilerin geçmişte yaşamış olma zorunluluğunun bulunmadığını belirten Özön, herhangi bir hayali karaktere geçmişte yaşamış süsü verilerek de tarihî romanın yazılabileceğini şu ifadeler ile dile getirir:

Geçmiş yıllarda oluyormuş gibi birtakım olaylar icat etmek, bu olaylara çerçeve olarak bir çağın olaylarını ve yaşayışlarını vererek, hayâlî kahramanlara gerçek süsü vermek, böylelikle tarih ve romanın ayrı ayrı uyandıracağı ilgiyi sağlamak demek olan tarihî roman; romantizmi meydana getirip usûl, kural ve geleneğini kurduğu bir çeşittir.[21]

Görüldüğü üzere hem sözlüklerde hem de araştırmacı, eleştirmen ve edebiyatçılara göre tarihî roman kavramı üzerinde çeşitli tarif / tanımlar yapılmıştır. Bütün bu tarifler dikkate alındığında esas olarak belirtilen noktaların başında geçmiş zamanın ve tarihte yaşanmış olayların ele alınması gelir. Bunun yanında hayali kahramanların da şahıs kadrosunu oluşturabileceği görüşü mevcuttur.

Adlandırma Tartışmaları

Tarihî roman kavramı ile ilgili yorum ve değerlendirmelere bakıldığında, metinlerin yazılış ve okunuş zamanlarının önemli olduğu görülmektedir. Buna mukabil Şerif Aktaş[22], Mehmet Tekin[23] ve Hülya Argunşah ‘üç boyutlu bir zaman’ mantığından bahseder: “Vak’anın oluş zamanı, yazarın bu vak’ayı yazış zamanı, okuyucunun bu metni okuyuş zamanı.[24] Söz konusu zamanlardan ilk ikisi kavram adlandırmalarında etkili olurken üçüncüsünün herhangi bir fonksiyonu bulunmamaktadır. Bu bağlamda en çok tercih edilen adlandırma şekillerinden ilki “tarihî roman” terimidir. Hülya Argunşah’a göre tarihî roman, yazarının müşahede etmediği bir zaman diliminde geçen herhangi bir olayın kayıtlı belgeler ile yazarın muhayyilesinde birleşmesi neticesinde ortaya çıkar. Ele alınacak olan olayın tesirinin / sıcaklığının geçmiş olması ise elzemdir. Bu bağlamda “henüz tamamlanmamış olmakla ilgili zamanın ölçüsünü kaynaklar bir nesil olarak koyuyorlar. Tartışmalı olsa da bir nesil için aşağı yukarı 70 yıllık bir zaman esas alınmaktadır. Yani yazarın eserinde anlattığı zamana uzaklığının 70 yıl kadar olması, eseri ‘tarihî’ kılmaktadır.[25]

Sadık Tural da Argunşah ile aynı fikirdedir. Zira ona göre de bir romanın tarihî olabilmesi için “zaman mührünü yemiş olması[26] gerekmektedir.

Tarihî roman adlandırmasını kullanmayı tercih eden Orhan Pamuk’ta da benzer bir fikre rastlanır. Tarihî romanda herhangi bir unsurun mutlaka tarihi anımsatması gerektiğini savunan Pamuk’a göre “Tarihî romanı tarihî roman yapan şey, malzemesinin yazıldığı sırada, yazarının da malzemeye tarihî olarak bakması[dır].”[27]

Bu isimlendirmeyi kullananlardan bir diğeri ise Ahmet Hamdi Tanpınar’dır. Tanpınar, Cezmi romanını tahlil ederken “tarihî kadro içinde bir ideoloji romanıdır.[28] diyerek yazarın bakış açısı üzerinde tercih ettiği isimlendirmeyi kısmen ortaya koyarken Mehmet Kaplan da bu tür romanlardan bahsederken ‘tarihî’ ifadesini tercih eder ve tarihî romanlardaki kahramanların farklı bir ağdalı dil ile konuşturulmamaları kanaatinde olduğunu belirtir.[29]

Hülya Argunşah’ın bir başka adlandırması ise “çağ / devir romanı”dır. Tarihî roman için mutlak olan koşulların aksine bu tür romanda yazarın ele alacağı olaya bizzat müşahit olması ve olayın sıcaklığının devam ediyor olması gerekmektedir.[30] Tesiri devam eden bir olay içinse yazar objektif davranamayacak ve duygularını eserine yansıtmaktan kaçamayacaktır. Dolayısıyla devir romanları yazarının bakış açısından sıyrılamamakta, kimi zaman da yanlış bir algının oluşmasına sebebiyet vermektedir.

En çok kullanılan tabirlerden bir diğeri ise “tarihsel roman” adlandırmasıdır. Erol Toy, tarihî roman ile tarihsel romanı şöyle mukayese eder:

Tarihsel roman, toplumsal kesitin bütünüyle insanı, doğası, yapısını kavramaya çalışan roman tarzı. Tarihî roman kişilerin romanıdır. Yani o tarihsel süreç içindeki bir tek kişinin yapısını, niteliklerini ve değerlerini ortaya koyar. (...) Tarihî roman genellikle hükmü verilmiş kahramanlar üzerinde durur. Oysa toplumsal yönü olan tarihsel roman ise tarihin hükmünü verirken dikkate almadığını topluma sunmakla görevlidir. Onun için bireyin romanı yazıldığı zaman bile tarihsel roman söz konusu olabilir.[31]

Bu karşılaştırmadan da anlaşılacağı üzere tarihî roman sabit, kayıtlarla ve evraklarla belirli olan vakaları ele alırken tarihsel roman yoruma dayanan toplumsal vakaları ele alır ve kıyıda köşede kalmış olan olay ile kişileri metnin omurgası olarak görür. Hilmi Yavuz ise Toy’un bahsetmiş olduğu tarihsel roman tanımlamasını daha da genişletir ve her romanın üzerinden yıllar geçmesi ile birlikte tarihsel olacağı gerçeğine dikkatleri çeker. Zira ona göre tarihsel roman, genişletilmiş şimdiki zamandır.

Ahmet Yurdakul da tarihî roman ile tarihsel romanı farklı değerlendirir. Ona göre tarihî romanda kayıtlı belgeler söz konusudur. Dolayısıyla aktarılmaya çalışılan bir gerçeklik mevcuttur. Fakat tarihsel romanda önemli olan yöntemdir.[32]

Her iki adlandırmanın da birbirinden farklı olduğunu kabul edip “tarihsel roman” adlandırmasını kullanmayı tercih edenlere Zeki Taştan, Salih Yılmaz, Turgut Göğebakan, Nedim Gürsel, Feridun Andaç, Konur Ertop, Ahmet Şimşek, Hasan Bülent Kahraman gibi isimler; “tarihî roman” adlandırmasını kullanmayı tercih edenlere ise Sevinç Çokum, Murat Koçak, Kâmil Veli Nerimanoğlu, Mehmet Narlı, Özlem Fedai, Yakup Çelik, Bahtiyar Aslan, Beşir Ayvazoğlu, Hakan Sazyek, Alaattin Karaca, Alemdar Yalçın, İlber Ortaylı, Murat Belge, Tarık Buğra gibi isimler örnek verilebilir.

Söz konusu isimlerin yanında tarihî roman ile tarihsel roman arasında herhangi bir farklılık olmadığını düşünen yazarlar da mevcuttur. Söz gelimi, Kubilay Aktulum ve Şemsettin Ünlü yazılarında her iki adlandırmayı da birlikte kullanmakta bir beis görmezler. Şemsettin Ünlü, bu iki adlandırma için gerçeklere riayet etmediği sürece hangi ismin kullanıldığının bir önemi olmadığını, asıl olanın hakikatlere sadık kalmak ve onlara saygı duymak olduğunu belirtir. Ona göre “Tarihsel gerçekliklerden yararlanmış ol[an] (…) yazarların romanlarına ‘tarihsel roman’ ya da ‘tarihî roman’ denilip denilmemesi önemli değildir.[33]

Adlandırmalar arasında fark göremeyenlerden biri olan Gürsel Korat da Romanda Tarih başlıklı yazısında asıl meselenin isimlendirme değil, metnin ‘roman’ olduğunun unutulmaması gerekliliği olduğundan söz eder. Zira ona göre “içinde tarihsel bir olay geçen, dramatik kuruluşu tarihsel olaylara göre ilerleyen romanlara tarih romanı denir.[34]

Gürsel Korat’ın söz ettiği “tarih romanı” adlandırması ise daha çok postmodern romanlar için kullanılan bir adlandırma olarak karşımıza çıkmaktadır. Nitekim “tarihin, kurgusallığa elverişli bir malzeme, bir dekor olarak algılanması; daha önemlisi kışkırtıcı bir yazma gücüne dönüşmesi, modern ve postmodern romanın en önemli ilgi alanını oluşturduğu bilinir.[35] Örneğin, Gürsel Aytaç 1990 sonrası yazılan romanlar için bu tabirin uygun olacağını düşünürken Hülya Argunşah da 1990 sonrası yazılan romanların tarihi bir fon olarak kullanmaktan öteye götürememiş olmalarından bahseder, tarih romanlarında yorumun ön planda olduğunu ve tarihin yalnızca bir oyun olarak görüldüğünü belirterek şunları dile getirir:

Modern tarih anlayışına göre yazılmış ve zaten kurmaca olarak kabul edilmiş tarihi ikinci bir kurgulamaya tâbi tutan, tarih malzemesine bir oyun gibi bakarak aslında esrarengiz dünyayı anlatmak için tarihi sadece uygun bir zemin olarak gören ve Türk edebiyatında 1990 sonrası örneklenen ‘yeni tarihî romanı’ içerisine almamaktadır. ‘Tarih romanı’ diye adlandırılabilecek bu tür romanda kurgunun bütün çarkları dışarıda işler.[36]

Bir başka adlandırma ise S. Dilek Yalçın Çelik’in ortaya attığı “tarihten söz eden roman” tabiridir. Ona göre bir romanın tarihten bahsediyor olması, onun tarihî bir roman olduğunu gösteren yeterli bir delil değildir. “Tarihî roman yazılması aşamasında, tarih bilincinin açıkça oluşması ve bunun sanatsal bir anlatım ile ifade edilmesi, roman formunda kurgulanarak ortaya konulması ilkesi bir zorunluluk olarak görülmektedir.[37] Benzer bir yaklaşımda bulunan Fethi Naci de “tarihten söz açan roman” adlandırmasının daha doğru bir isimlendirme olacağını şu sözler ile açıklar:

Güncel yaşam romana nasıl yansıyorsa tarih de romana öyle yansır: Romanın yaratacağı roman kişileriyle. Bunun için ‘tarihî roman’ yerine ‘tarihten söz açan roman’ demek, bence daha yerinde olur.[38]

Ayrıca, “Tarihe dayanmış roman” adlandırması Mustafa Nihat Özen’e aitken “tarihi romana yedirmek” tabirini de Ayla Kutlu tercih etmektedir.[39]

Görüldüğü üzere tarihî roman, tarihsel roman, devir romanı, tarihten söz açan/eden roman, tarih romanı, tarihe dayanmış roman gibi çeşitli adlandırmalar mevcuttur. Bu adlandırmalarda ise yazarın tarihe ve tarihî romana yüklediği anlam, son derece önemli bir yere sahiptir.

Sonuç

Var olduğu günden bu yana son derece yoğun bir ilgi ile hem yazılan hem de okunan tarihî romanlar, yazarlarının bakış açısı doğrultusunda ortaya konulmaktadır. Bu bakış açısı sadece tarihî romanın yazılma amacında tesirli değil; tarihî romanın kavram olarak adlandırılmasında, tanım / tarif edilmesinde de oldukça etkili olmuştur. Araştırmacı, eleştirmen ve edebiyatçıların yaptıkları açıklamalardan bu etkiyi görmek mümkündür. Zira tarihî romana dair olan bu girift ve tartışmalı durumun, tarihî roman kaleme alındığı sürece varlığını korumaya devam edeceği ve söz konusu açıklamalar ile ilgili net ve kati bir sonuca ulaşılamayacağı aşikârdır.

Tüm açıklamalardan yola çıkarak bu kavramın bizce en makul tanımı “konusunu tarihten alarak, estetik bir haz ile fiktif / kurmaca yapıda oluşturulan bir tür” olmasıdır. Aynı zamanda “tarihî roman” adlandırmasının da kavramsal bağlamda muhteviyatı ve anlamı karşıladığı kanaatindeyiz.

Tarihî romanın ‘roman’ olduğunu unutmadan, estetik zevkten uzaklaşmadan maziye dayanan konu ya da kahramanlar ile ortaya konulması ise ortak bir paydada birleşilmesine zemin hazırlayacaktır.

Kaynakça

Aktaş, Şerif. Roman Sanatı ve Roman İncelemesine Giriş, Akçağ Yayınları, Ankara 2005.

Argunşah, Hülya, Türk Edebiyatında Tarihî Roman (Türk Tarihi ile İlgili), Yayımlanmamış Doktora Tezi, İstanbul Üniversitesi, 1990.

Argunşah, Hülya. “Tarihî Roman ve Devir Romanları Terimleri Üzerine Bildiri.” 9. Millî Türkoloji Kongresi, : İstanbul Üniversitesi, Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, İstanbul 1997.

Argunşah, Hülya. “Tarihî Romanın Yükselişi.” Hece Türk Romanı Özel Sayısı, S. 65/66/67. 2002, ss. 454-464.

Ata, Bahri. “Tarih Öğretiminde Bir Araç Olarak; Tarihî Romanlar.” Türk Yurdu C. 20, S. 153-154, 2009.

Boynukara, Hasan. Modern Eleştiri Terimleri Sözlüğü. : Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Yayınları, Van 1993.

Çetin, Nurullah. Roman Çözümleme Yöntemi. : Öncü Kitap Yayınları, Ankara 2009.

Doğan, Mehmet Can. “Tarihî Romanın Dinamikleri ve Son On Beş Yılın Tarihî Romanları.” Türk Yurdu C. 20, S. 153-154, 2000, ss.140-157.

Düzgün, Hakan, Tarih Öğretiminde Tarihî Romanların Yeri, Mehmed Niyazi’nin Romanları, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Marmara Üniversitesi, 2008.

Ertop, Konur. “Romancılığımızda Tarihe Yaklaşım.” Hürriyet Gösteri, S. 197, 1997, ss. 60-62.

Göğebakan, Turgut. Tarihsel Roman Üzerine, Akçağ Yayınları, Ankara 2004.

Kanter, Beyhan. “Hülya Argunşah ile Tarih ve Edebiyat İlişkisi Üzerine.” Bizim Külliye, S. 60, 2014, ss. 8-13.

Kaplan, Mehmet. “Tarihî Romanlarda Kahramanlar Nasıl Konuşturulur?” Türk Edebiyatı, S. 45 1977, s.7.

Karataş, Turan. Ansiklopedik Edebiyat Terimleri Sözlüğü, Akçağ Yayınları, Ankara 2004.

Koloğlu, Orhan. “Tarih ve Sanatın Birlikteliği.” Tarih ve Toplum, S. 198, 2000, ss.383-385.

Korat, Gürsel. “Romanda Tarih.” Kitap-lık, S. 129, 2009.

Naci, Fethi. “Romancının İşi Tarih Değil Roman Yazmaktır.” Hürriyet Gösteri, S. 197, 1997, ss.58-59.

Orhanoğlu, Hayrettin. “Geleneksel Hikâyecilik ya da Tarihselciliğin Kavşağında Anlatmak.” Dergâh, S. 97, 1997, s.11.

Özön, Mustafa Nihat, Türkçede Roman, İletişim Yayınları, İstanbul 1985.

Pamuk, Orhan. “Tarih, Edebiyatın Alt Kollarından Biridir...” Söyleşi Ahmet Eken. Argos, S. 2, 1988, ss.176-181.

Püsküllüoğlu, Ali. “Tarihsel Roman” Maddesi, Türkçe Sözlük, : Can Yayınları, İstanbul 2008.

Tanpınar, Ahmet Hamdi. XIX. Asır Türk Edebiyatı Tarihi, Çağlayan Kitabevi, İstanbul 2003.

Tekin, Mehmet. Roman Sanatı (Romanın Unsurları) 1. Ötüken Yayınları, İstanbul 2002.

Toy, Erol. “Roman Yazarı Fili Kör Gibi Tarif Etmeyip Bütününü Anlatmalıdır.” Hürriyet Gösteri, S. 197, 1997, ss.66-68.

Tural, Sadık. Zamanın Elinden Tutmak. Ecdâd Yayınları, Ankara 1991.

Türkeş, Ömer. “Tarihî Roman Roman Gibi Tarih.” Virgül, 1998, ss.16-19.

Uysal, Zeynep. “Edebiyatın Omzundaki Melek.” Edebiyatın Omzundaki Melek Edebiyatın Tarihle İlişkisi Üzerine Yazılar, İletişim Yayınları, İstanbul 2011.

Ünlü, Şemsettin. “Yaşam Tarih Roman.” Bizim Külliye, S. 60, 2014, ss.46-47.

Yalçın, Alemdar. Cumhuriyet Dönemi Türk Romanı (1920-1940). Akçağ Yayınları, Ankara 2002.

Yalçın Çelik, Sıddıka Dilek. Yeni Tarihselcilik Kuramı ve Türk Edebiyatında Postmodern Tarih Romanları, Akçağ Yayınları, Ankara 2005.

Yılmaz, Ayfer. “Tarihî Roman Üzerine.” Bilge, S. 24, Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı Yayınları, 2000, ss. 42-49.

Yurdakul, Ahmet. “Romanda Tarihsellik ve Tarihî Roman.” Hürriyet Gösteri, S. 93, 1988.

“Tarihî Roman” Maddesi. Türkçe Sözlük. TDK Yayınları, Ankara 2005.

 

[1] Ayfer Yılmaz, “Tarihî Roman Üzerine,” Bilge, C.  24, 2000, s.43.

[2] Sadık Tural, Zamanın Elinden Tutmak, Ecdâd Yayınları, Ankara 1991, s.201.

[3] Ayfer Yılmaz, a.g.m., s.47.

[4] Alemdar Yalçın, Cumhuriyet Dönemi Türk Romanı (1920-1940), Akçağ Yayınları, Ankara 2002, s.276.

[5] Orhan Koloğlu, “Tarih ve Sanatın Birlikteliği,” Tarih ve Toplum, S. 198, 2000, s.384.

[6] Sıddıka Dilek Yalçın Çelik, Yeni Tarihselcilik Kuramı ve Türk Edebiyatında Postmodern Tarih Romanları, Akçağ Yayınları,  Ankara 2005, s.65.

[7] S. Dilek Yalçın Çelik, a.g.e., s.75-76.

[8] Konur Ertop, “Romancılığımızda Tarihe Yaklaşım,” Hürriyet Gösteri, S. 197, 1997, s.62.

[9] Ali Püsküllüoğlu, “Tarihsel Roman” Maddesi, Türkçe Sözlük, Can Yayınları, İstanbul 2008, s.1659.

[10] “Tarihî Roman” Maddesi, Türkçe Sözlük, TDK Yayınları, Ankara 2005, s.1908.

[11] Akt. Hülya Argunşah, Türk Edebiyatında Tarihî Roman, Yayımlanmamış Doktora Tezi, İstanbul Üniversitesi 1990, s.10-11.

[12] Hasan Boynukara, Modern Eleştiri Terimleri Sözlüğü, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Yayınları, Van 1993, s.228.

[13] Turan Karataş, Ansiklopedik Edebiyat Terimleri Sözlüğü, Akçağ Yayınları,  Ankara 2004, s.451.

[14] Akt. Turgut Göğebakan, Tarihsel Roman Üzerine, Akçağ Yayınları, Ankara 2004, s.13.

[15] Akt. Zeynep Uysal, “Edebiyatın Omzundaki Melek” Edebiyatın Omzundaki Melek Edebiyatın Tarihle İlişkisi Üzerine Yazılar, İletişim Yayınları, İstanbul 2011, s.17.

[16] Bahri Ata, “Tarih Öğretiminde Bir Araç Olarak; Tarihî Romanlar,” Türk Yurdu, C. 20, S.153-154, 2009, s.24.

[17] Konur Ertop, a.g.m., s.62.

[18] Nurullah Çetin, Roman Çözümleme Yöntemi, : Öncü Kitap Yayınları, Ankara 2009, s.220.

[19] Hakan Düzgün, Tarih Öğretiminde Tarihî Romanların Yeri, Mehmed Niyazi’nin Romanları, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Marmara Üniversitesi, 2008, s.39.

[20] Hülya Argunşah, a.g.t., s.14.

[21] Mustafa Nihat Özöz, Türkçede Roman, İletişim Yayınları, İstanbul 1985, s.28.

[22] Detaylı bilgi için bakınız: Şerif Aktaş, Roman Sanatı ve Roman İncelemesine Giriş, Akçağ Yayınları, Ankara 2005.

[23] Detaylı bilgi için bakınız: Mehmet Tekin, Roman Sanatı; Romanın Unsurları, Ötüken Yayınları, İstanbul 2002.

[24] Hülya Argunşah, “Tarihî Romanın Yükselişi,” Hece Türk Romanı Özel Sayısı, S. 65/66/67, 2002, s.458.

[25] Beyhan Kanter, “Hülya Argunşah ile Tarih ve Edebiyat İlişkisi Üzerine,” Bizim Külliye, S. 60, 2014, s.9.

[26] Akt. Turgut Göğebakan, a.g.e., s.15.

[27] Orhan Pamuk, “Tarih, Edebiyatın Alt Kollarından Biridir...” Söyleşi Ahmet Eken, Argos, S. 2, 1988, s.179.

[28] Ahmet Hamdi Tanpınar, XIX. Asır Türk Edebiyatı Tarihi, Çağlayan Kitabevi, İstanbul 2003, s.407.

[29] Mehmet Kaplan, “Tarihî Romanlarda Kahramanlar Nasıl Konuşturulur?” Türk Edebiyatı, S. 45, 1977, s.7.

[30] Hülya Argunşah, “Tarihî Roman ve Devir Romanları Terimleri Üzerine Bildiri,” 9. Millî Türkoloji Kongresi, İstanbul Üniversitesi, Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, İstanbul: 1997, s.3.

[31] Erol Toy, “Roman Yazarı Fili Kör Gibi Tarif Etmeyip Bütününü Anlatmalıdır,” Hürriyet Gösteri, S. 197, 1997, s.66-67.

[32] Ahmet Yurdakul, “Romanda Tarihsellik ve Tarihî Roman,” Hürriyet Gösteri, S. 93, 1988, s.76.

[33] Şemsettin Ünlü, “Yaşam Tarih Roman,” Bizim Külliye, S. 60, 2014, s.47.

[34] Gürsel Korat, “Romanda Tarih,” Kitap-lık, S. 129, 2009, s.24.

[35] Hayrettin Orhanoğlu, “Geleneksel Hikâyecilik ya da Tarihselciliğin Kavşağında Anlatmak,” Dergâh, S. 97 (1997), s.11.

[36] Hülya Argunşah, “Tarihî Romanın Yükselişi”, s. 458.

[37] S. Dilek Yalçın Çelik, a.g.e., s. 60.

[38] Fethi Naci, “Romancının İşi Tarih Değil Roman Yazmaktır,” Hürriyet Gösteri, S. 197, 1997, s. 58.

[39] Akt. Mehmet Can Doğan, “Tarihî Romanın Dinamikleri ve Son On Beş Yılın Tarihî Romanları,” Türk Yurdu, C. 20, S. 153-154, 2000, ss. 140-150.

 

Bu haber toplam 535 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim