Türkiye’de Müslümanlar eskiden çevre unsuru olarak sadece mağdurdu; şimdi aynı zamanda konuşuyor, kavram üretiyor, tarih yorumluyor ve dünya tasavvuru kurmaya çalışıyor. Tam bu noktada onlara karşı eleştirel metinlerin tonu da paralel bir biçimde değişiyor. Eleştiri yer yer teorik olmaktan çıkıp hafif alaycı bir “siz de mi?” psikolojisine kayıyor.
Tabii burada kendi mahallemize düşen eleştirileri görmezden gelmek de doğru olmaz. Evet, postkolonyal teori zaman zaman sloganlaştırılıyor. Evet, her mesele kolayca “kolonyalizm” kavramıyla açıklanabiliyor. Evet, mağduriyet dili bazen romantik bir üstünlük psikolojisine dönüşebiliyor. Bunlar gerçek risklerdir. Ama bu risklerin varlığı, yaşanmış tarihsel tecrübeyi yok saymayı meşru hale getirmez.
Çünkü mesele yalnızca teori, uzun süre başkalarının diliyle konuşmak zorunda bırakılmış toplumların artık kendi tarihsel hafızaları adına konuşmaya başlamasıdır. Bu noktada ortaya çıkan huzursuzluk beklenmedik bir şey de değildir.































Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.