İsrail'in bugüne kadar imzaladığı hemen her ateşkes anlaşmasının artık iyice alışıldık bir rutini, anlaşmaların standart bir formatı gibi: Anlaşma imzalanır, uluslararası kamuoyu rahat bir nefes alır, arabulucular diplomatik başarılarını ilan eder, ardından İsrail çok geçmeden, hatta anlaşma imzalandığı esnada anlaşmanın ruhunu da hükümlerini de ihlal etmeye başlar.
Ateşkes, uluslararası baskıyı geçici olarak hafifleten, ordusunu yeniden organize eden, yeni askerî hedeflerini belirleyen ve bir sonraki saldırı dalgasına hazırlık yapan taktik bir ara dönemden ibarettir.
Hamas’ın ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasının uygulanması konusunda arabulucular ve ABD yönetimi dâhil ilgili taraflarla ileri düzeyde mutabakatlara varıldığını açıklamasının hemen ardından İsrail’in saldırıları belirgin biçimde yoğunlaştırması bu rutinin bir parçası olarak devreye giriyor.
Masada müzakere ederken sahada yeni fiilî durumlar üretmek.
’nin 30 Temmuz-2 Ağustos dönemine ilişkin saha raporu bu gerçeği rakamlarla ortaya koyuyor. Dört gün içerisinde 34 Filistinli öldürüldü, 121 kişi yaralandı. Hayatını kaybedenler arasında çocuklar, kadınlar ve yaşlılar bulunuyor. Ateşkes sonrasında öldürülen Filistinlilerin sayısı 1.248’e, yaralı sayısı ise 4.111’e ulaşmış durumda. Aynı dört gün içinde 87 ayrı ateşkes ihlali kaydedildi; bunların 52’si hava ve topçu bombardımanı, 29’u doğrudan ateş açma vakasıydı. 2 Ağustos günü tek başına 20 bombardıman gerçekleştirildi.
. Ateşkes hükümlerine göre dört gün içinde Gazze’ye 2.400 yardım ve ticaret tırının girmesi gerekirken yalnızca 506 tırın girişine izin verilmiştir. Bu, anlaşmanın öngördüğü miktarın yalnızca yüzde 21’ine tekabül etmektedir. 1 Ağustos günü ise Gazze’ye tek bir yardım tırı bile girememiştir.
Tabii ki bu yardımların gecikmesinden kaynaklanmıyor, aksine açlığın sistematik biçimde askerî stratejinin bir parçası hâline getirilmesinin sonucu. Bombardımanla öldürülemeyen toplum aç bırakılarak teslim alınmak istenmektedir.
Diğer yandan Gazze’ye bakarken İsrail’in aynı günlerde
gözden kaçırmamak gerekir.
aynı zamanda işgal ve soykırımın bütün cepheleriyle bir bütün olduğunu da gösteriyor.
Yerleşim birimleri gasp edilen Filistin topraklarında genişletiliyor. Filistin köylerine yönelik yerleşimci-gaspçı saldırıları artıyor. Evler yıkılıyor, tarım arazilerine el konuluyor, binlerce Filistinli idari gözaltı uygulamalarıyla özgürlüklerinden mahrum bırakılıyor.
İsrail'in stratejisi iki cephede farklı araçlarla aynı hedefe yönelmiştir. Gazze yaşanamaz hâle getiriliyor. Batı Şeria ise yaşanabilir olmaktan çıkarılarak adım adım ilhak ediliyor.
Bir tarafta zorla yerinden etme, aç bırakma ve kitlesel yıkım; diğer tarafta gaspçı-yerleşimlerin genişletilmesi, demografik dönüşüm ve fiilî egemenlik... Yöntemler farklı, hedef aynıdır.
Bu yüzden bugün Gazze’deki ateşkes ihlallerini yalnızca insani hukuk bağlamında değerlendirmek eksik kalmaktadır.
İhlal edilen uluslararası hukukun en temel ilkeleri, işgal hukukunun sınırları ve Filistin halkının kendi toprağında yaşama hakkıdır.































Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.