• İstanbul 21 °C
  • Ankara 16 °C
  • İzmir 23 °C
  • Konya 17 °C
  • Sakarya 18 °C
  • Şanlıurfa 26 °C
  • Trabzon 23 °C
  • Gaziantep 24 °C
  • Bolu 17 °C
  • Bursa 20 °C

Yasin Aktay: Gün gelip çattığında biz nerede ve ne durumda olacağız?

Yasin Aktay: Gün gelip çattığında biz nerede ve ne durumda olacağız?

İsrail'in bugüne kadar imzaladığı hemen her ateşkes anlaşmasının artık iyice alışıldık bir rutini, anlaşmaların standart bir formatı gibi: Anlaşma imzalanır, uluslararası kamuoyu rahat bir nefes alır, arabulucular diplomatik başarılarını ilan eder, ardından İsrail çok geçmeden, hatta anlaşma imzalandığı esnada anlaşmanın ruhunu da hükümlerini de ihlal etmeye başlar.

Çünkü İsrail açısından ateşkes hiçbir zaman barışa giden yol olmamıştır.

Ateşkes, uluslararası baskıyı geçici olarak hafifleten, ordusunu yeniden organize eden, yeni askerî hedeflerini belirleyen ve bir sonraki saldırı dalgasına hazırlık yapan taktik bir ara dönemden ibarettir.

Gazze’de bugün yaşananlar da bunun yeni bir örneğidir.

Hamas’ın ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasının uygulanması konusunda arabulucular ve ABD yönetimi dâhil ilgili taraflarla ileri düzeyde mutabakatlara varıldığını açıklamasının hemen ardından İsrail’in saldırıları belirgin biçimde yoğunlaştırması bu rutinin bir parçası olarak devreye giriyor.

Bu, İsrail’in yıllardır tekrar ettiği ve aslında ABD’nin sınırsız desteği ve yine Arap-İslam dünyasının haddinden fazla sınırsız sabrı ve suskunluğu sayesinde takip ettiği siyasetin yeni bir halkasıdır:

Masada müzakere ederken sahada yeni fiilî durumlar üretmek.

Filistin Diplomasi Merkezi

’nin 30 Temmuz-2 Ağustos dönemine ilişkin saha raporu bu gerçeği rakamlarla ortaya koyuyor. Dört gün içerisinde 34 Filistinli öldürüldü, 121 kişi yaralandı. Hayatını kaybedenler arasında çocuklar, kadınlar ve yaşlılar bulunuyor. Ateşkes sonrasında öldürülen Filistinlilerin sayısı 1.248’e, yaralı sayısı ise 4.111’e ulaşmış durumda. Aynı dört gün içinde 87 ayrı ateşkes ihlali kaydedildi; bunların 52’si hava ve topçu bombardımanı, 29’u doğrudan ateş açma vakasıydı. 2 Ağustos günü tek başına 20 bombardıman gerçekleştirildi.

Bu tabloya hala ateşkes denilmektedi.
 
Tabi bu ateşkese işin başında ABD-İsrail’in çok daha hevesli ve istekli olduğunu hatırladığımızda Hamas’ın ve Filistin halkının çatışmalardan ziyade ateşkes esnasında asıl büyük savaşlarını verdiklerini görmemek mümkün değil. İsrail açısından ateşkes, sadece bombardımanın yoğunluğunu kendi askerî hesaplarına göre ayarladığı esnek bir operasyon sürecidir.
Tabi İsrail’in ihlalleri sadece bombalarla sınırlı değildir. Açlık da bugün savaşın en etkili silahlarından biri

. Ateşkes hükümlerine göre dört gün içinde Gazze’ye 2.400 yardım ve ticaret tırının girmesi gerekirken yalnızca 506 tırın girişine izin verilmiştir. Bu, anlaşmanın öngördüğü miktarın yalnızca yüzde 21’ine tekabül etmektedir. 1 Ağustos günü ise Gazze’ye tek bir yardım tırı bile girememiştir.

Tabii ki bu yardımların gecikmesinden kaynaklanmıyor, aksine açlığın sistematik biçimde askerî stratejinin bir parçası hâline getirilmesinin sonucu. Bombardımanla öldürülemeyen toplum aç bırakılarak teslim alınmak istenmektedir.

Diğer yandan Gazze’ye bakarken İsrail’in aynı günlerde

Batı Şeria’da yürüttüğü barbarca saldırıları

gözden kaçırmamak gerekir.

Esasen Batı Şeria’da yaşanan işgal ve ihlaller Gazze’deki direnişi anlamayı kolaylaştırıyor,

aynı zamanda işgal ve soykırımın bütün cepheleriyle bir bütün olduğunu da gösteriyor.

Gazze’de ateşkes görüşmeleri devam ederken Batı Şeria’da askerî baskınlar veya gaspçı terör aralıksız sürüyor.

Yerleşim birimleri gasp edilen Filistin topraklarında genişletiliyor. Filistin köylerine yönelik yerleşimci-gaspçı saldırıları artıyor. Evler yıkılıyor, tarım arazilerine el konuluyor, binlerce Filistinli idari gözaltı uygulamalarıyla özgürlüklerinden mahrum bırakılıyor.

Dolayısıyla Gazze’de bombardımanla yürütülen politika, Batı Şeria’da düşük yoğunluklu ama sürekli bir ilhak siyasetiyle tamamlanmaktadır.

İsrail'in stratejisi iki cephede farklı araçlarla aynı hedefe yönelmiştir. Gazze yaşanamaz hâle getiriliyor. Batı Şeria ise yaşanabilir olmaktan çıkarılarak adım adım ilhak ediliyor.

Bir tarafta zorla yerinden etme, aç bırakma ve kitlesel yıkım; diğer tarafta gaspçı-yerleşimlerin genişletilmesi, demografik dönüşüm ve fiilî egemenlik... Yöntemler farklı, hedef aynıdır.

Bu yüzden bugün Gazze’deki ateşkes ihlallerini yalnızca insani hukuk bağlamında değerlendirmek eksik kalmaktadır.

Burada ihlal edilen sadece ateşkes değildir.

İhlal edilen uluslararası hukukun en temel ilkeleri, işgal hukukunun sınırları ve Filistin halkının kendi toprağında yaşama hakkıdır.

Devamı:https://www.yenisafak.com/yazarlar/yasin-aktay/gun-gelip-cattiginda-biz-nerede-ve-ne-durumda-olacagiz-4845591

Bu haber toplam 108 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim