Bugün aile yapımız, sinsi, sessiz ve yıkıcı bir kuşatma altındadır. Bu kuşatmanın adı; “sosyal medya” maskesi altına gizlenmiş dijital sömürgeciliktir. Bir zamanlar “Evim kalemdir” diyen insanımız, o kalenin kapılarını kendi elleriyle araladı. Mahremiyetini, eşini, çocuğunu ve akrabalık hukukunu küresel bir pazarın pençesine terk etti.
Şimdi bir an düşünelim. Eşinize, sakin ama kararlı bir sesle “Hayatım, yuvamızın mutluluğu için sosyal medya hesabını kapatır mısın?” sorusunu sorun. Verilen cevap, sadece iki kişinin ilişkisini değil; yaşanılan çağın insanı nasıl dönüştürdüğünü de gösterir. Eğer cevap tereddüt, savunma refleksi veya “özgürlük” kılıfına sokulmuş bir itiraz ise tehlike çanları evimizin ve milletimizin geleceği için çalıyor demektir. Bir hesap kapatmayı, bir yuvayı ayakta tutmaktan daha zor gören zihniyet; dijital sömürgeciliğe teslim olmuştur.
MAHREMİYETİN AŞILMAZ SINIRLARI BULANIKLAŞTI
Mahremiyet basit bir tercih değil, ailenin şerefidir. Mahremiyet anlayışını bilen bir toplum, bugün en özel anlarını “içerik” diye sosyal medyada paylaşıyor. Sofradaki yemek, çocuğun ağlaması, eşlerin ev içi halleri… Hepsi birkaç saniyelik görüntüye sığdırılıp kalabalıkların tüketimine sunuluyor.































Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.