• İstanbul 9 °C
  • Ankara 1 °C
  • İzmir 8 °C
  • Konya 4 °C
  • Sakarya 8 °C
  • Şanlıurfa 7 °C
  • Trabzon 10 °C
  • Gaziantep 2 °C
  • Bolu 2 °C
  • Bursa 8 °C

Zekeriya Erdim: Dilimizin ve alfabemizin alafrangası

Zekeriya Erdim: Dilimizin ve alfabemizin alafrangası
Üç kıta yedi denizden çekilip, Anadolu yarımadasına sığınmak zorunda kalışımızdan sonra kurulan yeni Türkiye'nin radikal değişimlerinden biri; "harf devrimi" olarak anılan kültür darbesiydi.

Anlamı ve açılımı bakımından; "devletin ve milletin yönünü değiştirme" çalışmalarının en çarpıcı hamlesiydi. 1 Kasım 1928 tarihinde, TBMM'de "Osmanlı alfabesinin terk edilmesi ve Latin alfabesine geçilmesi" istikametinde bir karar alındı. Bu karar, 3 Kasım 1928 tarihli Resmi gazetede; "Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun" adıyla yayınlandı. O gün bu gündür; lehinde ve aleyhinde görüş bildirilerek tartışılıyor. Zaman zaman, siyasi ve ideolojik yaklaşımlarla; hakikat çerçevesinin dışına çıkılıyor. Değişimin 94. yıldönümünde, konuya bir kez daha bakalım. Nereden nereye ve nasıl geldiğimizi hatırlamış ve hatırlatmış olalım. Türk milleti, 10. yüzyılda İslam'la tanıştıktan sonra özellikle Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde, "dinin hadimi, ümmetin hamisi" haline gelmişti. Bu yönelişin doğal sonucu olarak; "din dilinekültürüne erişimi kolaylaştırmak ve diğer Müslüman topluluklarla ilişkiyi geliştirmek" amacıyla, bizim "Kur'an alfabesi" dediğimiz "Arap alfabesi" tercih edilmişti. Aslında Türkçeye uyumunu sağlamak için, zamanla bazı değişiklikler de yapıldı. Giderek farklı bir kimlik kazandı; dil ile alfabenin ortak ifadesi olarak, "Osmanlıca" adını aldı. Bin yıla yakın bir süre bilim adamları, aydınlar, sanatçılar telif ya da tercüme eserlerini bu alfabe ile yazdılar. Devlet adamları adli ve idari icraatlarını, bu alfabe ile kayıt altına aldılar. Yusuf Has Hâcib'in 1069-1070'de yazdığı "Kutadgu Bilig" adlı eser; dönemin Karahanlı Hükümdarı Tavgaç Uluğ Buğra Han'a sunuldu. Asırlar boyu Türk dilinin, edebiyatının ve kültür tarihinin en önemli kaynaklarından biri oldu. İnsanın, dünya ve ahiret saadetine ulaşmak için takip etmesi gereken yolu ve yöntemi göstermek amacıyla kaleme alınmıştı. Kur'an, sünnet ve diğer İslami kaynaklara dayandırılarak, var oluşumuzun anlamı ve amacı tahlil edilmiş, devlet-toplum bütünlüğü içinde, bir "hayat felsefesi" tanımı yapılmıştı. Binlerce beyitten meydana gelen ve bilinen üç nüshasının biri Uygur, ikisi Arap harfleri ile yazılmış olan bu nadide eserin alfabesi, aynı alfabeydi. Dili ise o gün geçerli olan Türkçeydi. 

Devamı: https://www.fikriyat.com/yazarlar/zekeriya-erdim/2022/10/31/dilimizin-ve-alfabemizin-alafrangasi

Bu haber toplam 251 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim