Bilgi ve birikim altyapımıza göre; zayıf, orta, iyi, pekiyi cinsinden notlar yahut puanlar alırdık. Herhangi bir dersten, ortalamamız düşük olduğunda; "kurtarma" yahut "not yükseltme" sınavı talep ederdik. Bize bu imkânı veren öğretmenlerimizi, idarecilerimizi; ötekilerden daha çok severdik. Zorlanır, tırmanır; çukurlardan çıkarak, tümsekleri aşarak yol alırdık. Harcadığımız emek, gösterdiğimiz gayret nispetinde; yükselir, ilerler, menzile yaklaşır yahut varırdık. İleri yaşlarda gördük, anladık, kavradık ki; dünya ve içindekiler, uzun bir yolculuk sırasında uğradığımız, konakladığımız, sonra çıkıp gittiğimiz iki kapılı hanmış. İçinde yaşadığımız çevre ve ortamların tamamı mektep; hayatın bütünü, yazılı ya da sözlü, teorik ya da pratik bir imtihanmış. Hemen her an sınanıyor, deneniyor, teste tabi tutuluyormuşuz. Sabrımız, direncimiz, sadakatimiz, samimiyetimiz ölçüsünde başarılı oluyormuşuz. Okulların sınıf geçme ve sınav defterleri, karneleri ve diplomaları gibi; dünya hayatının da, kişiye özel "amel defterleri" var. Yazıcı melekler; ortalaması yüksek olanları sağ taraftan, düşük olanları sol taraftan veriyorlar. Bu noktaya gelmeden önce; her imtihanı bir imkân olarak görmemiz gerekir. Kaybettiğimiz değerleri geri kazanmanın, kazandığımız değerleri iyi korumanın ve yeni değerler üretmenin mücadelesini vermemiz gerekir.
Devamı: https://www.fikriyat.com/yazarlar/zekeriya-erdim/2022/05/06/her-imtihan-bir-imkandir































Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.