D. Mehmet Doğan: Biz, işte o atlılarız!

D. Mehmet Doğan: Biz, işte o atlılarız!
Türkçenin 10. Şiir Şöleni açış konuşması   Selamlama: Kırgızistan Kültür Bakanı, Kırgızistan Yazarlar Birliği Başkanı, TC. Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, TC.

Uzaklardan, çok uzaklardan geldik. Fakat yakın, çok yakına geldik! Özümüze, içimize geldik. Kırgızistan, Türkiye’ye birçok komşu ülkeden çok daha yakın. Bu dil, din ve gönül yakınlığı.

Sonsuz destanların diyarından çıktık, vardığımız yerlerde sayısız destanlar yazdık.

29 Mayıs, tam da bu gün…Tam da 560 sene önce…İstanbul, dünya başkenti, genç Sultan Mehmet Han tarafından fethedildi. Peygamber müjdesiyle nice serdar şereflenmek istedi. Bu kutlu fetih ceddimiz Mehmet Fatih’e müyesser oldu. Hepimiz için büyük bayram günüdür.


Tüşümdü buzuk corusañ

Uuluñ kétet Urumga

Kızıñ kétet Kırımga!


Urum’a, Kırım’a Er Manas’ın düşünü kötü yorduğumuz için gitmedik!

Manas destanı, millet gibi geçmişten geleceğe uzanan manzum bir roman. Dünyanın en uzun, bitmez tükenmez destanı, bir millet var oldukça söylenmeye devam edecek bir şiir. Manas’a eş destanlar yazmak için kıt’aları aştık. İşte sayısız gazavatnameler, hamzanameler, selimnameler, süleymannameler…

İki yıl önce Prizren’de idik. Binlerce kilometre batıda, Avrupa’nın doğusunda. Türkçenin 9. Şiir Şöleni’ni orada yaptık. 5 asır önce Prizren’in, Kosova’nın fetih destanını yazan Sûzî Çelebi’nin “Gazavatname”sini okuduk. Suzî Çelebi,  bir gazavatname şairi, o bir Manasçı!


Seher vaktinde kim Zâl-i zamane

Giyindi ve tonandı Rüstemane

Ödi sındı çoğunun ol sadadan

Çoğu divane oldu hûy ı hâ’dan


Er Manas’ın düşü ve Osman Gazi’nin rüyası…

Osman Gazi altı yüz yıl önce düşünde bir çınar gördü. Bu çınar onun göğsünde bitiyor ve kolları, dalları dünyanın büyük bir kısmını kaplıyor…

Bu düşü yanlış yormak mümkün değil! Bu Osmanlı devleti idi. Altı asırlık muhteşem çınar!

İşte Osmanlı devletinin kurulduğu topraklarda, Bursa’da 21 yıl önce narin bir çınar fidanı diktik. Rüya gibi bir çınar; şiir çınarı. Bütün Türk dilli halkların seçilmiş şairleri orada idi.

Kırgızistan’dan Osman İbrahim ve Kasım Kasubekov da bizimleydi.

Bursa’da dikilen çınar, dal budak verdi. Kazakistan’da Almatı, Türkmenistan’da Aşgabad, Kıbrıs’ta Girne, Fransa’da Strazburg, Kırım’da Akmescid, Makedonya’da Üsküp, Azerbaycan’da Bakü ve Kosova’da Prizren…

Ve nihayet dilimizin 10. şöleni için Kıgızistan’da, Bişkek’teyiz. Bize bu günleri gösteren Allah’a hamd olsun! Kudayga min şügür!

Türkçenin 10. Şiir Şölenindeyiz, şiirimizin başkenti, payitahtı, başkalası, astanası, ordosu Bişkek!

Bu ziyapat, bu toy Kırgızistan’ın ulu yazıcısı Cengiz Aytmatov’a adandı.

Onu Türkiye’de herkes bilir ve sever. Cengiz ağamızı dünya tanır!

Türkiye’de eserleri an çok basılan ve okunan yazarların başında gelir Cengiz Aytmatov. Bütün hikâyeleri, romanları Türkiye Türkçesine aktarılmıştır.

O toprağının rengini, kokusunu; halkının kimliğini yüksünmeden, şerefle taşıdı. Kırgızların, umum Türklerin yüz akı oldu.

O her türkünün, “ellik ır”ın tek başına tarih olduğunu bize anlattı. Türkülerimize muhabbetimizin boşuna olmadığının farkına vardık. Gününü bir asra bedel kıldı, muhteşem eserlerini zamanı aşarak yazdı. “Mankurtlaşma” kavramını dünya literatürüne armağan etti. Zihnimizi açtı, ufkumuzu genişletti. Yaygın coğrafyalarda yaşayan hepimiz zaman zaman mankurtlaşma eğilimleri ile karşılaştık. Mankurtlaşan oğulların analarını, öz milletlerini efendileri uğruna öldürmeye yürüdüklerini gördük.

O Manas destanını 20. asırda yeni bir tarzda yazdı. Onun ilhamını Manas’tan aldığından, çağdaş  bir Manasçı olduğunda şüphe yok.

“Yıldırım Sesli Manasçı” hikâyesinden okuyalım:

Kertolgo-zayıp ana, oğlu Aleman’ın babası gibi “yurtçu” olmasını ister, eğer yurtçu olmazsa, “Manasçı” olmalıdır. Yurtçu, çadır yapan, ev kuran kişidir. Yani usta. Bir ülke için, topluluk için çok önemli bir iş. Bu maddî yapı ile ilgilidir. Manasçı ise, manevî yapının ustasıdır.

Ve Eleman “Yıldırım sesli manasçı” olarak ün kazanır.

“Ey Kırgızlar, bizim en ulumuz, en değerlimiz olan Manas bakın ne büyük işler yapmış…”

“Uzak çağlardan zamanımıza kadar, günler kum gibi aktı; sayısız geceler ve dönüşsüz tören alayları geçip gittiler; yıllar, yüzyıllar, kervanlar gibi uzak ufuklara gidip kayboldular. Sonra biz onların izlerini bulduk…”

“O çağlardan beri nice nice insanlar yaşadı bu dünyada! Şüphesiz yeryüzündeki taşlar kadar, belki daha çok..Bunların arasında ünlüler vardı, silik olanlar vardı. İyiler vardı, kötüler vardı. Bazıları dağlar kadar güçlü idiler, bazıları da kaplan kadar cesur, kahraman. Her şeyi bilen bilgeler vardı; üstün yeteneklerle donanmış sanat dâhileri vardı. Nice milletler nice zamanlardan beri yok olup gittiler ve onların yalnız adları kaldı.” ..

“Dün var olan bugün yoktur. Bu dünyada insanlar doğar ve ölür. Yalnız yıldızlar ölümsüzdür. En eski zamanlardan beri doğudan doğan güneş ölümsüzdür. Ve hiç yerine değiştirmeyen kara yerküre ölümsüzdür.”

“Ama dünyada insan hafızası zamana meydan okur. İnsanın kendi hayatı, göz açıp kapayıncaya kadar geçen zaman kadar kısadır. Ölümsüz olan düşüncedir, fikirdir. Ve bu fikirler insandan insana geçer. Ölümsüz olan Manas’tır, çağdan çağa geçen Manas’ın sözleridir.”

“O uzak çağlardan zamanımıza kadar toprak nice nice yüz değiştirdi. Eskiden dağların bulunduğu yerlerde sarp sıradağlar oluştu. Yüce dağların bulunduğu yerler ıssız ovalara dönüştü. Derin derin uçumları, toprak, hamur gibi yapışarak kapattı. Derelerin aktığı yerlerde yamaçlar, kıyılar birleşti. Aynı zamanda yeni yeni vadiler meydana geldi. Yağmurlar toprağın bağrında yeni uçurumlar açtı. Dünya kurulalı beri mavi dalgaların koşuştuğu yerlerde, şimdi ıssız-sessiz kum çölleri uzanıyor. Büyük büyük şehirler yıkıldı ve eski duvarların yerine yeni duvarlar yükseldi.”

“O uzak çağlardan zamanımıza kadar, sözler sözleri fikirler fikirleri doğurdu. Ve türküler başka türkülere karıştı. Olaylar ve bu olayların hikâyesi bir destana dönüştü.Manas’ın, ve Kırgız boylarını birleştiren, bu birliğin sembolü olan Manas’ın oğlu Semetey’in hikâyeleri, Kırgızların sayısız düşmanlarıyla yaptıkları savaşlar, kahramanlıkları, bize işte böyle ulaştı.”

“Biz bu destana babalarımızın, bütün ecdadımızın seslerini verdik. Bu sesleri hep duyacağız: Çok eski zamanlarda buraları terk eden kuşların uçuşunu, nice zamandır artık toprağı dövmeyen toynakların sesini, savaşta ölen batırların nâralarını, ölenler için yakılan ağıtlarımızı, zaferler için sevinç çığlıklarımızı duyacağız. Bu destan, yaşayanların övüncü, hepimizin övüncü için, geçmişi canlandıracak, gösterecektir.”

“Şimdi herkesin, bütün yaşayanların övüncü için ünlü Manas’ın ve onun kahraman oğlu Semetey’in yaptıklarını anlatalım…”

Cengiz ağamız, Türkiye’ye ilk defa bundan 38 sene önce geldi. 1975 yılı ağustos ayının ikinci yarısında.

O yabancı bir ülkeye gelmemektedir. Adeta kendi evindedir.

Türkiye’ye yolculuğu onun için bambaşka bir şeydir. Bu yolculuğa heyecanla, merakla, sevinçle hazırlanmıştır. O güne kadar dünyanın birçok ülkesini dolaşmıştır. “Sovyetler Birliği sınırları dışında hangi ülke olursa olsun, (bunu günümüzde Kırgızistan olarak okumak lâzım) Türkiye’ye kıyasla, konuşulan dil, örf-âdet bakımından bana daha yabancıdır” der.

Türkiye’ye onu gıyaben de bağlayan ortak dil, yüzlerce yıl boyunca oluşan ortak kültür, ortak geleneklerdir. Deyimlerimiz ortak, atasözlerimiz, destanlarımız ortaktır…

Cengiz ağamız, sonraki yıllarda Türkiye’ye birçok defalar geldi. Bizim de birkaç kere onunla görüşmek, konuşmak fırsatımız oldu.

Fakat onu sağlığında Kırgızistan’da görmek mümkün olmadı. Biz Kırgızistan’a geldiğimizde o dışarıda idi. Bu gelişimizde beş yıl önce kaybettiğimiz büyük yazarımızın mezarını ziyaret edip, fatihalar okuyacağız. Onu rahmetle yâd edeceğiz.

Şiir kervanımız, dünyayı dolaşarak buraya geldi. Türkçenin Uluslararası Şiir Şöleni, inşallah Bişkek’ten sonra da dünyayı dolaşmaya devam edecek.

Bundan önce şölen yaptığımız ülkelerden getirdiğimiz renkleri, sesleri, kokuları, sesleri, ahengi Bişkek’in havasına karıştırmak için buradayız.

Buradan elvan renkler,  güzel kokular, hoş ezgiler toplayarak ayrılacağız.

Kırgızistan’ın önemini anlatmayacağım. Zihnimizde Kırgızistan denilence canlanan isimlerden bahsedeceğim. İlki Talas. Talas tarihimizin dönüm noktasının yaşandığı yer. Müslüman olmadan, Müslüman ordusunu destekledik. Bu tarihî bir dönüşümün başlangıcı idi.

Bu topraklar, müziğin, şiirin atbaşı gittiği topraklar. Elbette bilginin, inancın da toprakları. İmam Serahsi bu ülkede son uykusunu uyuyor. Büyük bir edebiyatın yol açıcısı olan Hacib Yusuf’un şehri çok yakınımızda. 9 asır sonra dirilip hayatımıza giren Mahmud’un Kaşgar’ına da çok yakınız. Türkçe şiirin de atalarından Ahmed Yesevi uzağımızda değil. Ortak dilimizin anıtlarına, Orhun kitabelerine birkaç menzil mesafedeyiz. Bu topraklar bizim için mübarek.

Türkiye Yazarlar Birliği Türkçenin Uluslararası Şiir Şölenini 1992’de ilk defa Osmanlının ilk başkenti Bursa ve kadim Selçuklu başşehri Konya’da düzenledi. O şölenin ve sonraki şölenlerine Kırgızistan’dan katılan şairler her zaman oldu.

Türkçe’nin Uluslararası Şiir Şöleni, dünyanın çeşitli ülkelerinde yapılan süreklileşmiş en büyük ve geniş katılımlı edebiyat ve kültür faaliyeti. 21 sene önce Bursa’da başlayan yolculuk, Almatı, Aşkabat, Girne, Strazburg, Akmescit, Üsküp, Bakü ve Prizren duraklarından sonra Bişkek molasıyla devam ediyor.

Bursa’dan 21 yıl sonra, Türk dünyasının şiir ustaları, Bişkek’de onuncu defa bir araya geldiler. Onlar gelince kıt’alar, coğrafyalar, ülkeler bir araya geldi. Arayışımız, yüzlerce yıllık ortak sesimizi, ezgimizi bulmak içindir.

Değişik coğrafyalardan gelen, farklı  lehçelerle, şivelerle konuşan şairler ve yazarlar topluluğunun üzerinde düşünmesi gereken hususlar var; Bişkek’te de bir daha hatırlatmadan geçemeyeceğim.

Siyasî sınırlar, kültürleri, medeniyetleri sınırlayamaz; tahdit edemez. Bizim sınırları aşan güçlü bir medeniyetimiz var, ortak değerlerimiz var. Kardeşler arasındaki siyasi soğukluklar ortak medeniyetimizi zedelememeli, ortak değerlerimizi unutturmamalı.

Türk dilli halkların coğrafya olarak, nüfus olarak dünya içinde bir dünya olduğunu akıldan çıkarmayalım. Bu dünya bunun farkına varırsa, hem kendini değiştirecek güce sahibi olur, hem de kendi dışındaki dünyayı değiştirecek kudret elde eder.

Gittikçe küçülen dünyaya rağmen yaşayan yazarlarımız, şairlerimiz birbirini tanımıyor, birbirinin klasiklerini bilmiyor. İnanıyorum ki, geçmiş büyüklerimizi tanısak, eserlerinden haberdar olsak, 21. yüzyılda sesimiz daha gür çıkar.

Uzak yakın kardeşlerle kardeşcesine ilgilenmek. Onların sözünü, sesini işiterek mutlu olmak. Büyük şahsiyetlerini tanımak. Ve zamanımızın yeni, yepyeni sözünü söylemek, sentezini yapmak...Ve dünyaya bu ortak sözü söylemek. O günlerin uzak olmamasını diliyorum.

10. Şiir Şöleni’nin yapıldığı Bişkek’te sadece şiir okunmayacak. Bu konular üzerinde de konuşulacak, tartışılacak.

Uzak yerlerden geldik, hasretimiz büyük. Kardeşlerin sohbet meclisinde konuşulacak çok şey var, elbette. Dört gün boyunca bunları bu salonlarda, odalarda, yolda, sokakta konuşup duracağız.

Türkçenin Uluslararası Şiir Şöleni 21 yıldır yapılıyor ve kendine mahsus bir geleneği var. Mesela bu şölende Klasik Türk sanatlarının bir terkibi olan katılım beratları ve büyük ödüller veriliyor. Bu beratlar ve ödüller sanat danışmanımız, sanatçı dostumuz Bekir Soysal tarafından hazırlanıyor. Güzellik, estetik elbette önemli. Şiir güzelliğini, böylece tamamlamak istiyoruz.

Bu şölenin de, diğer şölenler gibi, farklı alameti, logosu var elbette. Fakat bu şölene mahsus bir nakış resim, minyatürümüz de var. Bu minyatürde, Er Manas’ın hayatı resmediliyor.

Bişkek şölenine ilk defa katılan bölgeler ve şairler var. Altay, Tuva, Hakas, Saha-Yakut… Bu sevindirici elbette.

Ya gelmeyenler, gelemeyenler?

Kıbrıslı şairimiz, İstanbul havalimanından dönmek zorunda kaldı. İranlı, Tebrizli şairimiz Manas havalimanından geri çevrildi. Türkmenistanlı, Özbekistanlı şairlerin gelemeyişi üzerine konuşmak istemiyorum.

21 yılı geride bırakan bu şölenin müdavimleri, katılımcıları, yürütenleri içinde artık aramızda olmayanlar var. Kazakistan’ın Almatı şehrinde yaptığımız ikinci şölenin ev sahibi, Kazakistan Yazarlar Birliği başkanı Kaldarbek Naymanbay vefat etti. İlk şölenimize katılan Özbekistanlı şair Rauf Parfi, Kırımlı şair Yunus Kandim, Azerbaycanlı şair Hamid Nutki, Kıbrıslı şair Osman Türkay, Afganistanlı şair Ergeş Uçgun ve Türkiye’den M. Âkif İnan, Erdem Bayazıt, Arif Damar kaybettiklerimiz arasında. İlk şölenimizde ödül alan Kazakistanlı şair Tomanbay Moldagali’nin vefat ettiğini, tekrar davet etmek istediğimizde öğrendik. Hepsine rahmet diliyorum. Birkaç yıl önce vefat eden Kırım Tatar Yazarlar Birliği başkanı Şakir Selim ve evvelki yıl ebediyete intikal eden Üsküp şölenimize büyük emek veren genel sekreterimiz Rıfkı Kaymaz’ı da rahmetle yad ediyoruz.

Söz hep vardı, bizi buraya güzel söylenmiş sözler getirdi. Sözün özünü, güzelini, tesirlisini söylemek; bunu bütün insanlığa duyurmak emelimiz olmalı.

Sözlerimi, Bişkek’te, Türkiye’den bir gazete haberi ile bitirmek istiyorum. Türkiye’de savunma sanayine imalat yapan bir kurum yeni bir zırhlı savaş aracı geliştirdi. Bu araca isim olarak da “Tulpar”ı seçti!

 

 

 

Bu haber toplam 1916 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • İbrahim Arpacı: İnsanım23 Ocak 2023 Pazartesi 12:39
  • İdris Ekinci: Sevinç Taslakları21 Ocak 2023 Cumartesi 14:15
  • Kenan Erdoğan: Ne Güzeldir20 Ocak 2023 Cuma 14:53
  • Nazım Payam: Niyazi Mısrî19 Ocak 2023 Perşembe 13:30
  • Leyla Arslal: Tinselin Mitsele Piksellenme Evresi18 Ocak 2023 Çarşamba 14:22
  • Eşrefoğlu Rumî Şiir Faslı: Atakhan Kozhogulov16 Ocak 2023 Pazartesi 17:04
  • Mustafa Muharrem: Lirik Ziyanlar Bahsi13 Ocak 2023 Cuma 12:07
  • İskender Muzbeg: Hergün Ana Dili Günümdür12 Ocak 2023 Perşembe 16:30
  • Maria Mercanka: Ana Dilim11 Ocak 2023 Çarşamba 15:19
  • Mehmet Kurtoğlu: Ömerce08 Ocak 2023 Pazar 10:00
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
    Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim