• İstanbul 28 °C
  • Ankara 33 °C

Eşkabil Şükür: “Şairler Birleşirse, Edebiyat Birleşirse Milletler de Birleşir”

Eşkabil Şükür: “Şairler Birleşirse, Edebiyat Birleşirse Milletler de Birleşir”
Türkçenin 14.Uluslararası Şiir Şöleninde Bahtiyar Vahabzade Büyük Ödülü alan Eşkabil Şükür ile hayatı, sanatı ve almış olduğu ödül çerçevesinde yapmış olduğum bu röportajı şair Altınbek İsmail aracılığıyla gerçekleştirdim.

Sağ olsun Altınbek İsmail sorularımı kendisine ulaştırdı. Eşkabil Şükür daha yakın tanıtacağını inandığım bu röportajı severek okuyacağınızı umuyorum.

 

Röp. Mehmet Kurtoğlu

-TYB’nin geleneksel olarak iki yılda bir gerçekleştirdiği Türkçenin 14. Uluslararası Şiir Şöleninde Bahtiyar Vahabzade Büyük ödülüne layık görüldünüz. Biz sizi tanıyoruz ama Türk okuyucuları daha yakından tanıması için kendinizi tanıtır mısınız?

Ben 1962 yılında Özbekistan’ın Surhenderya ilinde doğdum. Çocukluğum masal ve efsanelerle, akinler tarafından söylenen halk destanlarıyla geçti. Bunlar beni çok etkilemiştir. Okulda eğitim aldığım dönemlerde yani 12 yaşımda şiirler yazmaya başladım. 1979-1984 yıllarında ortaokulu bitirdikten sonra Taşkent Devlet Üniversitesi Filoloji Fakültesi'nde eğitimime devam ettim. 1984 yılında ilk şiir kitabım “Kalbi Öğrenmek” adıyla yayımlandı. Sonra şiir kitaplarım “Saçları Sümbül Sümbül” (1988), “Gece Çiçekleri” (1989), “Yeşil Kuşlar” (1994), “Hamal Eyvanı” (2002), “Göz Yumup Gördüklerim” (2013) , adlı şiir kitaplarım,  “Eski Bahçe Rivayetleri”,  “Asır Efsaneleri” (“Yüzyılın Efsaneleri”) adlı nesri kitaplarım ve Türkçe kelimelerin etimolojisi üzerine “Bobosöz'un İzinde” adlı Türkçe kökenli kelimelerin etimolojisi hakkındaki edebi-bilimsel kitabım yayınlandı. Özbekistan Yazarlar Birliği üyesiyim. Osman Nasir adlı mükâfat (1994), “Türk Dünyası Türk Dili şeref ödülleri” (Türkiye 2008), Özbekistan Cumhuriyeti Kültür Onur Çalışanı (2012), Uluslararası “Altın Kalem” (2016), “En Büyük, En Aziz” ( 2019) benzeri ödüllere layık görüldüm. Taşkent ve Semerkant üniversitelerinde kitaplarım üzerine birkaç doktora tezi savunulmuştur. Şiirlerim İngilizce, Rusça, Korece, Azerice, Farsça, Hintçe ‘ye çevrildi. Bunun yanı sıra Cumhuriyet dergisi “Mânevi Hayat” dergisinin baş editörü ve "Özbekistan" televizyon kanalı baş editörü olarak görev yapmaktayım.

-Şiir başta olmak üzere edebiyatın diğer dallarında da eserleriniz bulunmaktadır. Uzun yıllar yazın hayatının içinde olan biri olarak bu sanat dalları içinde kendinizi nerede konumlandırıyorsunuz?

Ağırlıklı olarak şiir yazıyorum. Nesri alandaki eserlerim de Özbek okuyucular tarafından iyi bilinir. Onların arasında şiir ve nesir uyumunu korumaya çalışıyorum. Hikâyelerim semboller üzerine kurulu. Benim için önemli olan şey iyi ve estetik yazmaktır. Önümüzdeki on yılda Türkçe kelimelerin tarihine ve köklerine olan ilgim daha da arttı. Dilimizde bulunan kelimelerin köklerini dikkat ve azimle öğrenmek için bel bağladım. Kaşgarlı Mahmud, Yusuf Has Hacip, Alişir Nevai'de kullanılan yüzlerce kelimeyi ciddi anlamda inceledim ve büyük sözlüklerle çalıştım. Bunun neticesinde 600 sayfalık "Bobosöz'un İzinde" kitabım ortaya çıkmış oldu. Bu kitabım Özbek aydınları tarafından memnuniyetle karşılandı. Son üç yılda Özbekistan'da "Bobosöz'un İzinde" kitabı üç kez art arda tekrar yayınlandı.

-Şiire nasıl başladınız, şiir serüveniniz anlatır mısınız?

Üniversitede okuduğum dönemlerde Erkin Vahidov, Abdulla Aripov, Halime Hudayberdiyeva, Rauf Parfi, Hurşid Devran, Şevket Rahman gibi hocaların ilgilerini kendi üzerime çekmeyi başardım. Bu şairler çemberinde olmak şiire karşı tavrımı doğru bir şekilde şekillendirdi. Şiirin bir basit bir kafiyeden oluştuğunu değil de aslında şairin kalbini yansıtan harika bir sanat olduğunu hissettim. Onlardan çok şey öğrendim. Bu hocalar benim gibi bir ham şair öğrencinin her icraatını dikkatle incelediler. Bu yüzden onlara karşı hep bir minnet duygusuyla yaşıyorum.

-Her şairin kendine has anlayışı vardır. Bu bağlamda şiirinizi ve poetikanızı öğrenebilir miyiz?

Ben ilk şiirlerimde modern şiirin gelişmiş geleneklerini Özbek folklorunun en eski ezgileriyle sentezlemeye çalıştım. Ben milletimin kadim edebiyatını iyi bildiğimi ve hissettiğimi gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. Aynı zamanda ciddi anlamda dünyaca ünlü şairlerin şiirlerini de okuyorum. Kadimi şiir ve kadim tarihe sahip sanatsal imgeler, modern şiirde belirli bir şekilde yorumlanırsa kendine özgü bir edebi tür oluşur. Bunu "Kadim Defter", "Yazıtlar Üzerine Yazılar" gibi serilerimde "Bahaiddin Nakşibend" destanlarımda bu türü göstermeye çalıştım.

-Özbekistan’da büyük şairler yetişmiş. Yine bağımsızlık sonrası şairleri;  Erkin Vahidov, Abdullah Aripov, Rauf Parfi, Hurşit (Xurşid) Devran, Halime Hudayberdiyeva, Dedehan Hasan, Aman Matcan gibi önemli şairleri bilinmektedir.  Kendinizi Özbekistan edebiyatında içinde dâhil olduğunuz bir şiir ekolü var mı?

Kendi milletiniz edebiyatının kökenlerini bilmeden gerçek bir şair olmak imkânsızdır. Klasik edebiyatımızın yirminci yüzyılda gelmiş olduğu noktayı Abdulla Aripov, Erkin Vahidov, Rauf Parfi gibi dev şahsiyetlerin şiirleri mükemmel bir örnektir. Yukarıda da bahsettiğim gibi onlardan çok şey öğrendim.

-Türkiye Yazarlar Birliği’nin İstanbul’da yapmış olduğu  ‘Türkçe'nin Uluslararası Şiir Şöleni’nde Bahtiyar vahabzade Büyük ödülünü aldınız. Bu konuda neler söylersiniz?

Türkiye Yazarlar Birliği'nin İstanbul'da düzenlediği Uluslararası Türk Şiir Festivali her yönüyle büyük önem taşıyor. Bu etkinlik, Türk halklarının aynı kökten yetişmiş şairlerini bir birlerine daha da yaklaştırdı. Şairlerin öz milletinin kalbinden gelir, diye bir söz vardır. Yani şairler birleşirse, edebiyat birleşirse milletler de birleşir. Sovyet döneminde Türk halkları birbirinden çok fazla alı konuldu, bilinçli bir şekilde uçurumlar ortaya çıkarıldı. Allah’a şükürler olsun ki şimdi birbirimizi anlama, birbirimize destek olma zamanı geldi. İstanbul'da Bahtiyar Vahabzade Büyük Ödülü'nü aldığımda derin düşünceler aklımı adeta sarıp sarmaladı ve duygularıma hakim olamadım. Taşkent'e geri döndüğümde Özbekistan Yazarlar Birliği aldığım ödül sebebiyle bir kutlama töreni düzenledi. Bu etkinlikte Türkiye Yazarlar Birliği'nin İstanbul'da düzenlediği 'Uluslararası Türkçe Şiir Festivali'nden bolca bahsettim. Bu mecliste Özbek şair ve edipleri Uluslararası Türk Şiir Festivali’ni övgülerle anlattılar.

-Bu ödülü almadan önce Bahtiyar Vahabzade hakkında neler söylersiniz. Onun şiiriyle kendi şiiriniz arasında bir değerlendirme yapar mısınız?

Ben bir hususa dikkatinizi çekmek istiyorum. Özbekistan’da Azerbaycan’ın klasik şairlerinden tutun günümüzdeki şairlerine kadar iyi bilinir. Biz Fuzuli’yi Nevai gibi seviyoruz, Samet Vurgun'a kendi şairimiz gibi saygı duyuyoruz. Vakıf Samet'in oğluna adanmış bir şiirim var. Bahtiyar Vahapzade bizim için bir o kadar çok değerli. Çünkü bizi birleştiren bir Türk dili, bir Türk ruhu, bir Türk kanı var. Şiirlerimizdeki yakınlık da bundan kaynaklanmaktadır. İstanbul'dan Taşkent'e geldiğimde beni tebrik eden şair arkadaşlarımdan biri, "Her zaman yanımda Bahtiyar Vahapzade'nın bir kitabını taşırım ve her gün okurum" dedi.

-Türkiye Yazarlar Birliği’nin iki yılda bir yapmış olduğu ‘Türkçe'nin Uluslararası Şiir Şöleni’ hakkında neler söylersiniz?

 Türkçe'nin Uluslararası Şiir Şöleni’ne gelen farklı ülkelerden şairleri gördüğümde, onların şiirlerini dinlediğimde, onlarla konuştuğumda sanki bu şairleri daha önce tanıyormuşum gibi bir his geldi. Gerçekten de kalp kalbi tanır(çeker). Şiir Şölen, Türk dünyası hayatında manevi birliğe zemin oluşturan Şölen'dir. Çünkü dilin kudreti şiirde kanlı canlı bir şekilde boy gösterir. Zahiriddin Muhammed Babür, Alişir Nevai hakkında "Türkçede öyle bir şiir söylediler ki, hiç kimse onlar kadar çok ve manalı söyleyemediler”, dedi. Türk dilinde bizim ruhumuz birleşir, geçmişimiz birleşir.

-Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Kaşgarlı Mahmud’un çok manidar bir sözü var: “Yalnız gaz sesini duyuramaz”. İnsanlar, millet ve halklar için de aynı şey geçerli. Eğer birleşirse sesini duyurur, kudret sahibi olur. Her zaman bir birimize sahip çıkalım.

img_5131-001.jpg

Bu haber toplam 111 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • Berat Bıyıklı: Neden Bilmiyorum?13 Ağustos 2022 Cumartesi 09:30
  • Sümeyra Yaman: Halsiz Düşen Güvercin12 Ağustos 2022 Cuma 09:30
  • Yusuf Dursun: Zamandan Öteye11 Ağustos 2022 Perşembe 09:30
  • M. Sadi Karademir: Pişmanlık Yasası10 Ağustos 2022 Çarşamba 09:30
  • Meryem Kılıç: Tahmini Varış Süresi09 Ağustos 2022 Salı 09:30
  • Bilal Can: Taşın Kederi08 Ağustos 2022 Pazartesi 09:30
  • Mehmet Kurtoğlu: Çağa Küsen Leyla07 Ağustos 2022 Pazar 09:30
  • Nazım Payam: Kusurlu Sevmeler06 Ağustos 2022 Cumartesi 09:30
  • Ali Bal: Soğuk05 Ağustos 2022 Cuma 09:30
  • Ünsal Ünlü: Gitmek04 Ağustos 2022 Perşembe 09:30
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
    Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim