Leyla Şerif Emin: “Üsküp Benim İlham Kaynağım”

Leyla Şerif Emin: “Üsküp Benim İlham Kaynağım”
Türkiye Yazarlar Birliği’nin 13-16 Kasım tarihleri arasında Edirne- Gümülcine ve Kıracaali’de düzenlediği Türkçenin 13. Uluslararası Şiir Şöleni’nde üç büyük ödülden biri Ömer Nefî adına verildi.

Bu ödülü alan Üsküplü şair Leyla Şerif Emin ile yaptığımız röportaj…

Röportaj: Mehmet Kurtoğlu

- Şair olarak Ömer Nefî ödülünü aldınız. Edebiyatın içinde olanlar sizi elbette tanıyor ama Türk okuyucu için kendinizi tanıtır mısınız?

13 Mayıs 1981 yılında Üsküp Makedonya’da doğdum. Üsküp’ün Kurşunlu Han ile İshak Paşa camisinin arasında kalan bir mahallede büyüdüm. Orası genelde Türk Mahallesi olarak bilinir. İlköğretim okulumuz da evimize çok yakındı, şimdiki ismi ile “Yaşar Bey” İlkokulunda okudum. Liseyi de yine Üsküp’te bir Türkçe sınıfı olan “Yosip Broz Tito” lisesinde bitirdim. Ardından Üsküp, Aziz Kiril ve Metodiy Üniversitesi’nin Filoloji fakültesinde, Türk Dili ve Edebiyat bölümünden mezun oldum. Kalkandelen Üniversitesi’nin Felsefe Fakültesi’nde Şarkiyat bölümünde yüksek lisansımı yapmaktayım. 2015-2016 yıllarında Kalkandelen Üniversitesi Felsefe Fakültesi’nde Şarkiyat bölümünde öğretim görevlisi olarak çalıştım. 2018-2019 yıllarında Uluslararası Balkan Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nde Türkçe Öğretmenliği bölümünde de birkaç derse girdim.

Üsküp’te 2002 yılından itibaren “Köprü, Kültür Sanat ve Edebiyat„ dergisini üniversite öğrencileri olarak çıkarmaya başladık. Aynı derginin 2005 yılından beri genel yayın yönetmeniyim. Derginin önemi, Makedonya sınırları içinde Türkçe yayınlanan, yegâne Kültür Sanat ve Edebiyat dergisi olmasıdır. Üç aylık olarak çıkan dergide deneme ve şiirlerim yayımlandı. Üç yıla yakın Makedonya devlet televizyonun, Türk redaksiyonunda Gençlik Kültür programı hazırlayıp sundum. Üsküp Makedonya’da tamamen gençlerin kurduğu ve çalışmalarını yürüttüğü  “Köprü-Kültür Sanat ve Eğitim„ derneğinin kurucularındanım ve derneğin yönetim kurulu üyesiyim. Dernek çerçevesi içinde farklı faaliyetlerde gönüllü olarak çalıştık. Dernekteki faaliyet çalışmalarının organizasyonunda yer aldım. Amatörce hazırladığımız bazı tiyatro gösterileri için Küçük tiyatro senaryosu yazdım. Koreografiler ile farklı programlar hazırladık. 2016 yılında YTB destekleri ile Üsküp’te Divan Yayıncılık tarafından “Üskübistan” isimli ilk deneme kitabım yayınladı. 2016 yılından itibaren Türkiye’nin haftalık Gerçek Hayat gazete/dergisinde Üsküp Mektupları köşesinde her hafta köşe yazıları yazmaya başladım. Kosova’da yayımlanan Türkçem Dergisinde yazı ve şiirlerim yayınlanmıştır. Üsküp Makedonya’da düzenlenen birçok Şiir Şölenlerin organizasyonu ve tertiplenmesinde yardımcı oldum. Birçok Uluslararası Şiir Şölenlerine Makedonya’yı temsilen katılma fırsatım oldu. Makedonya Yazaralar Birliği üyesiyim. 2019 Ekim ayında da Kuzey Makedonya Kültür Bakanlığın desteği ile, bizim dernek çatısı altında kurduğumuz “divan yayıncılık” tarafından “Bir Üsküp Masalı” isimli şiir kitabım yayınlandı. Anadilim Türkçe, onu dışında Makedonca ve Arnavutça iyi seviyede biliyorum, bunun dışında yabancı dil olarak İngilizce de orta düzeyde konuşabiliyorum. Kuzey Makedonya Cumhuriyeti Ulaştırma Bakanlığında çalışmaktayım. Evli ve Elanur ile İclâl isminde iki kızım var.

-Şiir yanında edebiyatın diğer alanlarında deneme, tiyatro dallarında da eserleriniz bulunmaktadır. Edebiyat hayatının içinde olan biri olarak bu sanat dalları içinde kendinizi nerede konumlandırıyorsunuz?

Deneme yazmayı seviyorum, bana göre orada kendimi daha rahat ifade edebiliyorum. İnsan yaşadığı şehire benzer, bizim için Üsküp apayrı bir şey, sadece doğup büyüdüğüm bir şehir değil, aynı zamanda benim için bir ilham kaynağı. Bu nedenle yazdıklarımın içinde bu şehri bulmak her zaman mümkün. Özellikle deneme olsun, şiir olsun okuyanda mutlaka bir Üsküp havası yansır. Bu nedenle de benim için bu sanat dalları biraz da unutulmaya yüz tütmüş şehrin bazı sokaklarını, geleneklerini, tarihi eserleri, sosyolojik hayatını tanıtma fırsatı oldu. İtalo Calvino, Görünmez Kentler kitabında nasıl ki bir şehir hayal edip çizerse, benim içinde kendi benliğim üzerinden bu şehri yazdım hep. Bu konuda biraz da dertliyim açıkçası, bazen derdim şehrin derdi oluyor.

Tiyatro konusuna gelecek olursak, aslında birkaç küçük senaryolar yazdım, basılı olarak yoklar, ama derneğimiz çatısı altında birkaç kez gençlerimiz ile amatörce bazı gösteriler hazırladık. Neleri yansıtabiliriz diye düşündüğümüzde, bana da bunu yazmak düştü. Bazen bir Rumeli Türküsünü hikayeleştirdik, bazen de şairlerin hayatlarından kesitler ile bir Şairler Meclisi yaptık, onları sahneleştirdik, bazen de derneğimizin yıldönümlerinde yaptığımız faaliyetleri senaryolaştırıp sahnede farklı bir şekilde aktarmaya çalıştık.

img_8078.jpg

- Şiire nasıl başladınız, şiir serüveniniz anlatır mısınız?

Klasik bir cümle olacak ama evet küçük yaştan beri birkaç kez şiir yazdım. O zaman burada Birlik gazetesi çıkıyordu, orada yayınlandılar, 11 yaşındaydım belki, o zaman da Bosna’da savaş başlamıştı. Yugoslavya dağılıyordu, tüm bu olanlara şahitlik ettik. Çocuk aklımca da savaşlara dur demek için şiirler yazdım. “neden baba”, “ah Bosna” başlığı altında yayınlanmış şiirlerim var o zaman. Gazeteden kesip hala saklıyorum onları. Babama sorular soruyordum, neden savaş oluyor, ve neden kimse buna çare bulmuyor diye, herkes sadece bakıyor ama bu şehirler alev alev yanıyor. Bu da şiir olmuş o zaman. Velhasıl yeni ülkeler kuruldu, savaşların ardından ekonomik kriz ile uğraşanlar edebiyatı biraz arka planda bıraktı. Şairler ve yazarlar için bu yıkım inanılmazdı. Gözünün önünde birçok şey kayıp gidiyor. Güçlü bir edebiyat vardı ve yavaş yavaş ışığı sönüyor. Lise döneminde neredeyse hiç yazmadım.  Orta öğretim burada o kadar yoğundu ki, zamanın çoğu okulda ya da ders çalışırken geçiyordu. Türkçe’nin yanında farklı dillerde derslerimiz de vardı. Bir taraftan kendi dilimizi korumaya çalışıyor, diğer yandan ülkede konuşulan dili de en iyi şekilde öğrenmeye çalışıyorduk, çünkü o zaman bu dilleri bilmemen ayıp sayılırdı. Bugünde hâlâ öyle tabi. Üniversiteye kaydımı yaptığımda, mutluydum. Derslerimizin çoğu Türkçe, tabi diğer bölümlerde okuyan öğrenciler ile de ortak derslerimiz vardı Makedonca dilinde. İkinci sınıftayken her yıl düzenlenen Çalıklı Hıdırellez festivali çatısı altında bir de şiir yarışması düzenlenmişti. O aralar Yahya Kemal Beyatlı’nın “Çocukluğum, gençliğim ve ilk siyasi hatıralarım” kitabını okuyordum. O kitabı okurken, şair ile aynı mahallede büyüdüğümüzü farkettim. Evimdeydim ve doğduğu evi açıklarken yazar bir anlık şok geçirmiştim. Kapıdan çıktım az ilerisinden bahsediyordu. Çocuk oyunlarımızda oynadığımız kapının önünde battaniye serip koşuştuğumuz bir yerden bahsediyordu. Evin tam üzerinde dolaştım, aslında o evden bir iz yoktu ama bunu bilmek inanılmaz bir heyecan vermişti. Aynı sokakta belki dizlerimizi kanattık, aynı sokakta koşuşmuştuk, arada yüz yıl fark var ama bu sokakta hâlâ Türkler yaşıyor. O hevesle bir şiir yazdım “Resimlerden çıkan sen miydin” diye. Şaire bu yüzyıldan sesleniyordum aslında şiirde, annemin ısrarı ile o şiirle yarışmaya başvurdum, şiir gençler kategorisinde birinciliğe layık görüldü. Çok güzel bir motivasyon oldu bu bana, aslında yazıyordum ama yazdıklarımı pek beğenmiyordum. Sonra tabi arada sırada ilham kendini gösterince yazmaya devam ettim.

-Bildiğiniz gibi Türk edebiyatının üstadı Yahya Kemal Üsküplü. Hemşerisiniz. Üsküp’te yaşayan bir Türk şairi olarak Yahya Kemal’in sizin ve bugünkü Üsküp’teki Türk edebiyatındaki yeri hakkında bilgi verir misiniz?

Her Üsküplü Yahya Kemal Beyatlı’yı okumalı, eskiden Yugoslavya rejimi altında pek okutulmazdı aslında. Ama günümüzde her evde onun kitapları olmalı. Sadece şiirleri değil, onun hatıraları, mektupları, makaleleri de okunmalı. Yön verecek çünkü buna eminim. Öyle güzel bilgiler var ki yüz yıl öncesinden, günümüze ışık tutacak hepsi. Özellikle Karanlıkta Uyanan Biri bu yazı her daim ışık tutacak buradakilere. Elbette ki Yahya Kemal büyük bir şair, Türkiye içinde de büyük. Hele ki İstanbul için, işte bu iki şehri bağlayan bir yazar. Aynı zamanda medeniyetleri bağlayan da. Paris’te gördüğü rüyalar ile doğuyu bağlayan bir şair. Maziyi düşünerek geleceğe not düşen bir şair. O hem Türkiye için çok önemli hem de Balkanlar için. Bir köprü vazifesi görüyor. Kendisi için “Eve dönen adam” tabiri kullanılır, onu evine geri getiren Üsküp’tür aslında. Genç yaşında Üsküp’ten İstanbul’a göç etmiştir, aslında çok az bir süre orda kalıp Paris’e gitmiştir. Kaçış gibi ve bu kaçışın içinde farklı hülyaları vardır. Ancak oradayken aslında kendi medeniyetini daha iyi anlamıştır. Metotları öğrenirken, oranın kültürü benimsememiştir. Edebi anlamda şekle önem vermiş ama derinliğini vatan ile doldurmuştur. Paris’teyken kulağına Üsküp’teki ezan sesleri gelir, evini özler. Dediğim gibi İstanbul’a ilk gidişiydi ve çok kalmadan Paris’e gitti. Öyle ki onu geri çeviren hislerin çoğu Üsküp’te yoğrulmuştu. Batı, Balkan ve Türkiye üçgeninde edebiyata çok önemli eserler bırakmıştır. Her şiiri ince işlenmiş birer eserdir. Her cümlede ayrı bir derinlik vardır. Üsküp için yazdığı “kaybolan şehir” şiiri, hem çocukluğunu yansıtır, hem de tarihi bir kronoloji vardır içinde. Annesinin mezarı olduğu yeri ve zamanı bile size anlatır. Süleymaniye’de Bir Bayram Sabahı, koskoca bir tarihi anlatır, mekân olarak öyle geniştir ki, bir yandan da caminin ruhunu yansıtır, Mimar Sinan’ın o güzide eserini şiirinde inşa eder. Hem balkanlar hem de Türkiye için her daim okutulması gereken bir yazardır şüphesiz.

-Her şairin kendine has anlayışı vardır. Bu bağlamda şiirinizi ve poetikanızı öğrenebilir miyiz?

Gözüme bir resim geldiğinde bazen beni etkileyebiliyor. Belki de herkes aynı hislerde olmayabilir ama o resim bendeki duyguları harekete geçiriyor. Yaşlı bir amcanın yürüyüşü bile bazen şiirime yansıyor. Vatan konusu şu bağlamda var; coğrafya olarak ayrı kalınmışlık, şehirlerin bir bütünden kopması, hanların, çarşıların, kaldırımların, çınar ağaçların yalnızlığı, tren garları, sirenler hepsi şiirime yansıyor. Halkın hüznü, sevinci hepsi birleşince kelimeler kendiliğinden dökülüyor. Bu nedenle bazen şiirimin içinde, kaldırım, taş duvarlar, köprüler, akan nehirler, kimsesiz terkedilmiş evler, raylar hep var.  Göç buranın kaderi, o ayrılığın getirdiği hüzün şiirime yansıyor, yazmasam olmaz onu. Taşköprü’den geçerken onunla dertleşmesem onu konuşturmasam olmaz. Beni en çok etkileyen minareler oldu hep, onların duruşu, estetik açısından güzelliği, ses olması, toplaması, bağlaması, dua olması, bir yerden sonra teslimiyet ile ruhun özgürlüğe kavuşması şiirime de yansıyor. Bu şehirden besleniyorum adeta, çokça sıfatlar olabilir belki şiirimde, tasvir ederken bir resim çizmeye çalışıyorum çünkü. Benim gördüklerimi herkes görebilsin diye, bu şehri görmeyen biri bir şiirde canlandırabilsin istiyorum, burayı yaşasın. Taş Köprü bu şehrin konuşan bir ağzı, minareler sesi, Kurşunlu han akciğeri nefes aldığı yeri, kale askeri. Asırlar önce yaşamış ecdadımızın ayak izleridir kaldırımları şehrin. Üsküp konuşan bir canlı ve daha önce dediğim gibi bir şehirden çok daha fazlası. Bunların hepsi bende şiir oluyor.  

-Şiirinizi herhangi bir anlayışı dâhil ediyor musunuz? Bir şair olarak kendinizi bağlı hissettiğiniz bir şiir ekolü var mıdır?

Ben şiirde eskiyi ve yeniyi birleştiren şairleri okumayı seviyorum. Tasvirleri seviyorum, şiiri okurken güzümde bir resim canlansın istiyorum. Kelimelerin arasında takılmak, zorlanmak, sendelemek istemiyorum. Şiir öylece aksın, ruhu olsun, duygusu olsun istiyorum. Zaten Yahya Kemal Beyatlı olmazsa olmaz benim için. Ahmet Haşim’in şiirde sanatını ve birkaç şiirini severim, diğer yandan da Tanpınar’ın şiirlerini okurken haz duyuyorum. Cenap Şahabettin’in kelimelere sanat katmasını beğenirim. Diğer yandan haykırışı da seviyorum, dobralığı da, açıklığı da, vatanı savunanları da. Bu nedenle Mehmet Akif Ersoy’un şiirleri diriltiyor beni, insanın iman tahtasına işliyor, Necip Fazıl Kısakürek’in kaldırımları uyandırıyor beni, İsmet Özel ile canlanıyorum, Sezai Karakoç bazen yön veren oluyor. Bunların arası ve birleşimi öyle güzel ki. Açıkçası o an hangi ruh halindeysem ondan besleniyorum. Belki bu yüzden bazen içimde bas bas bağıran bir deli bazen de şehrin gün batımını izleyen bir hülya içinde oluyorum.

Türkiye Yazarlar Birliği'nin Edirne’de yapmış olduğu ‘Türkçe'nin Uluslararası 13. Şiir Şöleni’nde Ömer Nefî ödülünü aldınız. Bu konuda neler söylersiniz?

TYB’nin böyle sürprizli bir kapanışı gerçekten çok güzel oluyor. Eskiden de birçok şiir şölenlerine katılmıştım. Bu yılki programda o ödüllerden birine layık görmeleri beni çok mutlu etti. Ödüller farklı bir sorumluluk da katıyor insana, evet bugüne kadar yaptıkların değerlendirilmiş ve bu ödüle layık görülmüşsün ama bir şekilde ilerisi için de daha çok yazmak, üretmek için motivasyon oluyor. TYB her zaman bölgesel dağılıma özen göstermiştir, Balkanlar’da yaşayan biri olarak bu ödülü almak benim için bir şeref. İnşallah zamanla bu topraklarda daha çok kalemler yetişir, yeni kuşak da ilerde bu gibi ödüllere layık görülür.

img_8056.jpg

-Bu ödülü almadan önce Ömer Nefî hakkında bir bilginiz var mıydı? Onun şiiriyle kendi şiiriniz arasında bir değerlendirme yapar mısınız?

Türk Dili ve Edebiyat bölümünden mezun biri olarak elbette kendisinin adını Divan Edebiyatı dersinde duydum. Aklımda kalan ise hiciv konusunda usta olduğuydu. Divan Edebiyatı apayrı bir şey, öğrenciyken en çok sevdiğim derslerden biri idi açıkçası. Özellikle şiir tahlillerinde, veznini hangi kalıpta olduğunu bulmak sonra metnin sadeleştirilmesi ardından  “şair ne demek istemiş” kısmı hep hoşuma gitmiştir. Divan edebiyatında birçok kelime aslında gerçek anlamının dışında da kullanılıyor, böyle bilmeceli ve derinlemesine analizleri severim. Bu günün şiiri ile o zamanın şiiri arasında dağlar kadar fark var. Bu ödül vesilesiyle onun şiirlerini daha çok okuyacağım...

-Türkiye Yazarlar Birliği’nin iki yılda bir yapmış olduğu ‘Türkçenin Uluslararası Şiir Şöleni’ hakkında neler söylersiniz?

Bana sorarsanız dünyada örneği tektir, neden? Evet o kadar çok şiir şölenleri yapılıyor ki, ama böyle geniş bir coğrafyaya ve böylesine zengin bir dile sahip ne kadar ülke var. Hepimiz bir yerde buluşuyoruz, herkes kendi şehrinden geliyor, dilimiz bir gönlümüz bir ve şiirimizi okuyup birbirimizden haberdar oluyoruz. Derdimizi dinliyoruz, yeniliklerden haberdar oluyoruz, yeniden tanışıyoruz.

-Bildiğim kadarıyla yurt dışından da olsa Türkiye Yazarlar Birliği’nin faaliyetleri içinde bulunmuş birisiniz. Zaman zaman TYB’nin etkinliklerinde sizi görüyoruz. Bu bağlamda Türkiye Yazarlar Birliği’nin kültür hayatımızdaki yeri hakkında görüşlerinizi alabilir miyiz?

TYB bir şekilde böyle zengin bir coğrafyada, farklı ülkelerde yaşayan ama Türkçe yazan yazar ve şairlerin bir çatısı gibi. Bizler dışarda olsak da devamlı Türkiye’de çıkan yenilikleri ve edebi eserleri takip ediyoruz, bu nedenle Türkiye Yazarlar Birliği gözümüz, kulağımız, sesimiz oluyor. Türkiye örnek aldığımız bir ülke, Türkçe yazanlar için de TYB bir yön oluyor.

-Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Bu gibi faaliyetlerin istikrarlı bir şekilde devam etmesi, hem yaşadığımız ülkeler adına hem de Türkiye açısından çok önemli. Tüm kalem erlerin bir komutanı şeklinde. Dilerim her daim her tür faaliyetlerin içinde güzel çalışmalar ortaya çıkar, çok kere siyasetin yapamadığını kültür yapar. Tekrardan teşekkür ederim, Allah kolaylıklar sağlasın yar ve yardımcınız olsun...

Bu haber toplam 420 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • Selim Tunçbilek: Dağın Yalnızlığı13 Ocak 2020 Pazartesi 15:22
  • Muhammed Hüküm: Ölüsünü Taşıyan Kadınlar11 Ocak 2020 Cumartesi 12:07
  • Meryem Kılıç: Basit Bir Kargaşa10 Ocak 2020 Cuma 10:00
  • Mustafa Uçurum: Göçmen Bir Kırılgan09 Ocak 2020 Perşembe 10:00
  • Mehmet Kurtoğlu: İstanbul08 Ocak 2020 Çarşamba 12:29
  • İsmail Bingöl: Kapılar06 Ocak 2020 Pazartesi 11:05
  • Güllü Karanfil: Gençlere Danışmak04 Ocak 2020 Cumartesi 13:56
  • Ali Bal: Cennet ve Yetim03 Ocak 2020 Cuma 13:17
  • Aykut Nasip Kelebek: Hz. İbrahim'in Milleti02 Ocak 2020 Perşembe 11:00
  • Leyla Şerif Emin: “Üsküp Benim İlham Kaynağım”31 Aralık 2019 Salı 16:53
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
    Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim