Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatı tarihi ve araştırmalarının mühim şahsiyetlerinden biri de Mehmet Kaplan’dır. 1915 yılında Eskihisar’da doğmuş ilk orta tahsilini burada tamamlamış, yüksek tahsil için İstanbul’un yolunu tutmuştur.
Burada dönemin yıldız şahsiyetlerinden Fuat Köprülü ile yürüyüşüne başlamış, Köprülü’nün politikaya atılmasından sonra Ahmet Hamdi Tanpınar ile devam etmiştir. Erzurum Atatürk Üniversitesi 1958 yılında açılınca Edebiyat Fakültesinin kurucu dekanlığını üstlenmiş, 1960 yılında tekrar İstanbul’a dönmüştür.
Altmışlı yıllarda, Nurettin Topçu tarafından yayınlanan Hareket dergisi’nin yazarlarından olduğu için zaman zaman sohbetlerini dinleme, Dergi’de yayınlanan yazılarını, Dergâh yayınlarından çıkan eserlerini okuma şansım olmuştur. Emekli olduğunda öğrencileri ona haber vermeden 1984 yılında hazırladıkları Mehmet Kaplan’a Armağan kitabını kendisine takdim etmek için Maçka Otel’de yapılan yemekli toplantıyı da hatırlıyorum. Süheyl Ünver de aynı toplantıyı teşrif etmişti. 23 Ocak 1986 tarihinde vefat etmiş Karacaahmet mezarlığına defnedilmiştir.
Mehmet Kaplan’ın İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türkoloji bölümü talebesi olarak hazırladığı mezuniyet tezi Emir Sultan ile ilgilidir. Tam adı şöyle:
Emir Sultan Mehmed Şemseddin Buharî Menkabevî ve Tarihî Hayatı Lejandı Kültü ve Tarikat Müessesesi. 1938-1939 ders yılında hazırlanan tezin ilk sayfasında “Kabul edilmiştir” kaydından sonra şu hocaların isim ve imzaları bulunmaktadır: Fuat Köprülü, Ali Nihat Tarlan, R. Özdem Reşit Rahmeti Arat.
Önsöz ise bize genç bir araştırıcının çalışma usulü, akademik tecessüsleri, arayışları imkân ve zorlukları ifade ediş tarzı ile ilgili bilgiler vermektedir:
“Anadolu velilerinin hayat ve menkıbelerini tetkik etmek eski ictimaî hayatımızı ve bilhassa bunun dinî tezâhürlerini aydınlatacağından dolayı geçen sene Eşrefoğlu Rûmî’yi son sınıf için de Emir Sultan’ı vazifeme mevzu olarak seçtim.
Buharalı Emir Sultan (1370-1429) Anadolu’da Yıldırım Bayazıt ve İkinci Murad devrinde yaşamıştır. Sarayla sıkı münasebet tesis etti. Yıldırım’ın kızı Hundi Sultan’la evlendi.Harbe giderlerken padişahların kılıcını kuşatıyor dervişleriyle beraber kendisi de iştirak ediyordu.
Emir Sultan’ı tetkik birinci olarak bana tarihî şahsiyeti itibariyle mühim göründü. Menkıbeler arasında tarihî malzemeler de çıkıyordu.
Emir Sultan Anadolu’ya gelince az bir zamanda geniş bir şöhret kazandı ve bu asırlarca devam etti. Bunun sebebi cemiyetin bünyesinde ve ictimâî kıymetleri tecessüm ettirebilen velinin şahsiyetindedir. Sonra onun namına memleketin uzak köşelerine kadar giden bir tarikat kuruldu. Halifeleri bilhassa garbî Anadolu köylerine, Rumeliye hatta Kırım’a kadar yayıldı.
Emir Sultan Bursa civarındaki köylüler tarafından da bir ‘bereket bahşedici’ olarak tebcil edildi. Onun şahsiyeti etrafında her bahar Bursa’da tesîd edilen bir kült teessüs etti.Emir Sultan hayatında ‘Bursa kurtarıcısı’ olarak da tanındı.O aynı zamanda 13.-14. asır Anadolusunun mücahid-evliya tipini devam ettiriyordu.
Tarikatının zengin bir vakfiyesi vardı. Emir Sultan ve hulefasının etrafında teşekkül eden lejand folklor ve hajiografi bakımından da mühimdi.
Ben bu noktaları göz önünde tutarak işe başladım. Hocam Prof. F. Köprülü’nun gösterdiği yolu takip ettim. Tavsiye ettiği hajiografik tetkikleri ve usule ait kitapları okudum. Onlardan araştırma meseleleri çıkardım. Bu hususta Türk hayatına ait olduğu için en çok İlk Mutasavvıflar ’ın tetkik tarzından istifade ettim.
Fakat yapabildiklerim düşündüklerime nazaran çok noksandır. Bunun sebebi: 1.Vakıf kayıtlarını tetkik edemedim. 2.Menkıbeleri ayrı ayrı doğduğu muhitlerde yaşayan muasır veya eski unsurlarla mukayese etmem, motifleri menşelerine irca etmem, Emir Sultan üzerine müessir olanları araştırmam lazımdı. Yapamadım. Sebebi, henüz bu sahada benim mevzumu tamamlayacak tetkiklerve neşredilmiş malzemeler bulunmamasıdır.
Emir Sultan hakkında benim bulduklarımdan başka daha birkaç menkıbe kitabı mevcuttur. Mesela Lutfullah Halife’nin Cenâh al Salikin adlı eseri bu mevzu için esaslı bir kaynakolabilecekti. Fakat maalesef bulamadım.
Bu vaziyetler karşısında ben, Emir Sultan ve halifelerinin şahsiyetlerini, muhitlerini menkıbelere bürünmüş olarak bırakmağa mecbur oldum.Tarikat ve vakıf müesseselerini elimde mevcut vesikalarla takip ettim.En ziyade uğraştığım nokta bundan sonra bu sahada tetkikat yapacaklara bir malzeme olmak üzere bütün bulduğum menkıbelerin, asırlara, şahsiyetlere ve hususi münasebetlerine göre tesbiti olmuştur. Bazı motiflerin de bildiğim benzerlerini işaret ettim. Emir Sultan tarikatı silsilesini ve halifelerin yayılış sahalarının haritasını tertip ettim”.
Mukaddime’den sonra çalışmada kullandığı kaynak eserleri ayrı ayrı tanıtarak, yazma halinde olanların bulunduğu kütüphaneleri belirtmiştir. Evliya Çelebi Seyahatnamesi, Güldeste-i Riyaz-ı İrfan, Osmanlı Müellifleri gibi matbu Osmanlıca kitaplardan başka Abdülbaki Gölpınarlı’nın yeni harflerle basılan iki eser de ana kaynaklar arasında yer almaktadır: Melâmilik ve Melâmîler, Yunus Emre.
82 sayfalık tezin 79 sayfası Emir Sultan’ın menkıbevi hayat ve şahsiyetine son üç sayfa ise Tarihî şahsiyetine tahsis edilmiştir. Son cümleler şöyle:
“Emir Sultan öldükten sonra tarikatı devam ettirildi. Ancak XVII. asırdan sonra Celvetiye ve Halvetiye halifeleri posta geçtiler. Adâbı değiştirdiler. Seyyid Buharî’nin menakıbı halk arasında son zamanlara kadar yaşadı. Onun manevi iktidarının müessiriyetine iman hiç eksilmedi. Bursa köylüleri onu bilhassa bereket iktidarı için tebcil ediyorlardı. Her baharda Bursa’daki türbesi etrafında hususi merasimler icra edilirdi.
Emir Sultan halifelerinden birçoğu Osmanlı saraylarına davet olundu. Bunlar kendilerini memleketin adaletini korumak vazifesi ile mükellef biliyorlardı.Fatih’i tedhiş siyasetinden dolayı açıkça tenkit etmişlerdi. Emir Sultan halifelerinde daima cemiyeti ıslaha teveccüh eden bir temayül görülür. Bazı tarikatlarda olduğu gibi halktan ve alemden kaçıp ‘kûşe-i inziva’ya çekilmiyorlardı.
Emir Sultan tarikatı Anadolu’nun garbına, Rumeli hatta Kırım’a kadar yayılmıştır. Seyyid Buharî’nin halifelerinden ekserisi şiir veya kitap yazmışlardır. Emir Sultan, klasik şairlerden halk ninnilerine kadar bir tescil mevzuu olmuştur”
Mehmet Kaplan, hocası Fuat Köprülü’nün1919 yılında basılan Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar’ını örnek alarak üçüncü sınıfta Eşrefoğlu Rûmî son sınıfta Emir Sultan ile işe başladıysa da daha sonra bu alanı terkederek doktorada Namık Kemal, doçentlikte Tevfik Fikret üzerine çalışmış 1953 yılında profesör olmuştur.
Vefatının 40. Yılında rahmetle anıyoruz.
*
İstanbul’da birlikte çalıştıkları iki kıdemli talebesi vardır: İnci Enginün ve Zeynep Kerman. Birol Emil, Nejat Birinci Abdullah Uçman zamanla takımın has elemanı olacaklardır. (Eserlerinin dökümü için bk. DİA, ilgili md.)

























Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.