Bazı hayatlar vardır, yaşanır ve biter. Bazı hayatlar ise yaşandıkça çoğalır, bittikten sonra bile yol gösterir. İşte Mehmet Akif İnan, çoğalan hayatın adamıdır. O, yaşanmış bir ömrün değil, adanmış bir davanın, sabırla örülmüş bir bilincin, imanla yoğrulmuş bir yürüyüşün adıdır. Aradan geçen yıllara rağmen adının hâlâ umutla, mücadeleyle ve direnişle anılması bundandır.
“Bir yaşanmış hayatlar vardır, bir de adanmış hayatlar vardır” sözü, Mehmet Akif İnan’ın hayatını tarif eden en sahih cümlelerden biridir. Çünkü onun ömrü, bireysel başarıların toplamı değil, toplumsal bir şuurun, medeniyet idrakinin ve ahlaki bir duruşun tezahürüdür. 6 Ocak 2000’de Rahmet-i Rahman’a kavuşan Akif İnan, geride tamamlanmış bir hayat değil, devam eden bir miras bırakmıştır.
Aidiyetin Şiiri, Vuslatın Dili
Mehmet Akif İnan’ın şiiri, süs için kurulmuş kelimelerden değil, aidiyet duygusuyla mayalanmış bir varoluş arayışından beslenir.
“Bitirip şu kuru kara ekmeği
Göç etsem diyorum yar ellerine”
mısraları, yalnızca bir özlemi değil, bu dünyayla kurulan mesafeli, ama sorumlu ilişkinin ifadesidir. Onun şiirinde “yar”, sadece bir sevgili değil, hakikatin, asıl yurdun ve ilahi vuslatın adıdır. Aynı şekilde,
“Yaslasam gövdemi karlı dağlara
Sonsuz bir uykuya kavuşsam bir gün”
dizeleri, bir kaçışın değil, mücadelesi verilmiş bir hayatın ardından gelen teslimiyetin sesidir. Ve nihayet, 6 Ocak 2000’de o “yar ellerine”, o “sonsuz uykuya” kavuşmuştur.
Medeniyet Bilinci ve Aksiyon Ahlakı
Mehmet Akif İnan’ı çağının birçok şair ve aydınından ayıran temel vasıf, düşünceyle eylemi birbirinden koparmamış olmasıdır. O, kalemiyle inşa ettiği dünyayı, hayatıyla doğrulayan bir aksiyon adamıdır. Vatanı, kireçle boyanmış sınır taşlarıyla değil, ezanın ulaştığı gönül coğrafyasıyla tarif eder. Mekke’ye dönük bir yüzle yaşamak, onun için sadece bir yöneliş değil, bir ahlak ve istikamet meselesidir.
“Çağı kurtarmanın bir eylemidir,
Çağ dışı görünen ilgimiz bizim.”
derken, geleneğe yaslanmanın gericilik değil, geleceği kurmanın ön şartı olduğunu hatırlatır. Onun yürüyüşü, geçmişi kutsayan bir nostalji değil, köklerinden güç alan bir diriliş hamlesidir.
Şiirden Teşkilata Uzanan Bir Yol
Mehmet Akif İnan, “Yedi Güzel Adam” içinde en aksiyoner olanıdır. Edebiyat ve Mavera dergileriyle kültür dünyamıza derin izler bırakırken, sendikal mücadeleyi de ihmal etmemiştir. Çünkü o, akıl teriyle alın terini birbirinden ayırmayan bir tevhid bilincine sahiptir. Emek mücadelesini sınıfsal bir çatışma alanı olarak değil, insan onurunun korunması gereken meşru bir zemin olarak görür.
“Türkümüz dünyayı kardeş bilendir,
Gökleri insanın ortak tarlası”
diyen bir şairin sendikacılığı da elbette dar kalıplara sığmaz. Eğitim-Bir-Sen ve Memur-Sen’in temellerinde yatan ruh, işte bu evrensel adalet anlayışıdır. Bugün yüz binleri aşan teşkilat yapısı, onun yıllar önce ektiği bir tohumun ormana dönüşmüş halidir.
“Ölüm bir tohumsa kefen zarında
Gün olur fışkırır bir orman olur”
dizesi, adeta kendi hayatının fotoğrafı gibidir.
Öğretmenlik: Bir Meslek Değil, Bir Şahsiyet İnşası
Mehmet Akif İnan, öğretmenliği bir geçim kapısı değil, peygamber mesleğinin çağdaş bir tecellisi olarak görür. Nurettin Topçu’nun “Bizim vazifemiz karakter yapmaktır” sözünü, hayatında fiilen uygulayan nadir isimlerdendir. Onun sınıfı, sadece dört duvarla çevrili bir mekân değil; ahlakın, bilincin ve şahsiyetin filizlendiği bir mekteptir.
Öğrencilerini seven, onlarla birlikte düşünen, okul dışındaki hayatı da eğitimin parçası sayan bir öğretmendir o. Sevginin olmadığı yerde öğrenmenin olmayacağını bilen bir pedagog hassasiyetine sahiptir.
Gençliğe Bırakılan Emanet
Mehmet Akif İnan’ın en çok üzerinde durduğu meselelerden biri gençliktir. Ona göre düşüncenin geleceği, gençliğin niteliğiyle doğru orantılıdır. Mirası Kuşanmak’ta dile getirdiği gibi, aydın bir kadroya ulaşmanın yolu gençliğe yönelmekten geçer. Gençliği olmayan bir dava, uzun soluklu olamaz.
Bugün Genç Memur-Sen çatısı altında yürütülen çalışmalar, üniversitelerde ve liselerde oluşturulan şuurlu gençlik halkaları, onun hayal ettiği gençlik tasavvurunun ete kemiğe bürünmüş halidir. Bu, bir anmanın ötesinde, yaşayan bir mirastır.
Uzun yıllar boyunca Mehmet Akif İnan’ın fikrî ve ahlâkî mayasını çaldığı teşkilatlarda bulunmak, benim için bir görevden ziyade bir emanet bilinciydi. Genç Memur-Sen çatısı altında ve üniversitelerde kurduğumuz Akademik Düşünce ve Medeniyet Topluluğu (ADEM) ile gençliğe sadece faaliyet değil, bir istikamet kazandırmaya gayret ettik, bu yürüyüşün sorumluluğunu omuzlayarak başkanlığını yürüttüm. Akif İnan’ın düşüncelerini, aksiyoner ruhunu ve sarsılmaz duruşunu salonlara hapseden bir hatıraya dönüştürmek değil, hayatın tam ortasına taşımak için ter döktük. Çünkü o, alkışlanan bir “salon gençliği” değil, bedel ödemeye hazır, şuurlu bir gençlik istiyordu. Kuruşun hesabını yapan değil, duruşun hesabını veren bir gençlik hayal ediyordu. Akif İnan’ın muradı, tüketen değil inşa eden, savrulan değil köklenen, gürültüyle değil hikmetle yürüyen bilge bir neslin yetişmesiydi.
Onun için bugün yüz binlerce genç kardeşimize ulaşan “Bir Bilenle Bilge Nesil” çalışması, yalnızca bir gençlik faaliyeti değil, Akif İnan’ın hayal ettiği irfanla yoğrulmuş, ahlâkla mücehhez, istikamet sahibi bir neslin sessiz ama derin inşasıydı.
Kudüs Şairi ve Evrensel Vicdan
“Mescid-i Aksa” şiiriyle Kudüs’ü bir coğrafya olmaktan çıkarıp bir vicdan meselesine dönüştüren Mehmet Akif İnan, haklı olarak “Kudüs Şairi” olarak anılır.
“Mescid-i Aksa’yı gördüm düşümde
Bir çocuk gibiydi ve ağlıyordu”
dizeleri, bugün hâlâ diri, hâlâ yakıcıdır. Çünkü onun şiiri, zamanla eskimez, zulüm sürdükçe anlamını derinleştirir.
Filistin meselesine gösterdiği duyarlılık, onun insanı merkeze alan sendikacılık anlayışıyla da birebir örtüşür. Zulmün kimden geldiğine değil, kime yapıldığına bakar.
Bitmeyen Bir Destan
Mehmet Akif İnan,
“Kim demiş her şeyin bitişi ölüm
Destanlar yayılır mezarımızdan”
derken, sadece bir temenni dile getirmiyordu. Bugün baktığımızda, onun destanının hâlâ yazıldığını görüyoruz. Şiirde, teşkilatta, gençlik çalışmalarında ve emek mücadelesinde…
O, düş ve düşüncenin peşinde bir mütefekkir, öğrenme ve öğretme sevdasında bir öğretmen, hak ve adaletin arandığı her yerde bir teşkilatçıydı. Ardında bıraktığı iz, silinmek için değil; takip edilmek içindir.
Rahmetle, şükranla ve saygıyla…
Mekânı cennet, ruhu şad olsun.































Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.