Mesele yalnız çocukları veya gençleri korumak değil; insanı korumaktır. Mesele yalnız şiddeti önlemek değil; insanın içindeki iyiliği büyütecek şartları kurmaktır. Çünkü medeniyet, en derin anlamıyla, iyi insanı tesadüfe bırakmama sanatıdır.
Prof. Dr. Musa Kazım Arıcan/Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Rektörü ve Türkiye Yazarlar Birliği Şeref Başkanı
Kötülük hakkında konuşurken çoğu zaman iki kolay yola sapıyoruz: Ya onu "ötekilerin" hanesine yazıp kendimizi temize çıkarıyoruz ya da onu bir kader gibi anlatıp sorumluluğu göğe doğru itiyoruz. Oysa kötülük, tam da bu iki kolaylığın arasında, insanın hem iç dünyasında hem de kurduğu dünyada ısrarla duran bir meseledir.
İçimizde bir eğilimdir; dışımızda bir düzenek;çağımızda ise yeni bir hız, yeni bir görünürlük ve yeni bir dağılma biçimidir. Bu yüzden kötülük meselesi, yalnız ahlaki bir tepki değil, aynı zamanda zihni ve fikri bir uyanıklık ister.
Kötülüğün en tehlikeli yanı, her zaman korkunç görünmemesidir. Bazen sıradanlaşır, günlük dilin içine sızar, "normal" diye dolaşıma girer. Kimi zaman da tam tersine, göz kamaştıran büyük anlatıların içine saklanır: güvenlik, refah, düzen, medeniyet, ilerleme, temizlik...
Kötülük çoğu zaman kendini iyilik diliyle pazarlayabilir. İnsanı asıl ürküten de budur: Kötülük yalnız karanlıkta değil, ışık kılığı içinde de dolaşabilir. Onun için kötülüğü teşhis etmek, yalnızca öfkeye değil, kavrayışa; yalnızca tepkiye değil, temyize; yalnızca hisse değil, hikmete de muhtaçtır.
Kötülüğün kaynağı: İnsan mı, dünya mı, ilahi mi?
Çağdaş insanın kötülükle ilişkisi garip bir ikilem taşır. Bir yandan birey yüceltilir; her şeyin faili birey ilan edilir. Öte yandan kötülük devasa sistemlere, algoritmalara, piyasalara, kurumlara, savaş makinelerine, propaganda aygıtlarına dağıtılır. Sonuçta suçluluk hissi artar ama sorumluluk duygusu azalır. Çünkü fail belirsizleştiğinde vicdan da pusulasını şaşırır.
Burada kötülük, insanın özgürlüğüyle ve ahlaki seçimleriyle ilgilidir. Dışarıdan zorla bulaşan bir leke değil; iradenin yönü, benimsediği ilkenin mahiyetiyle ilgili bir bozulmadır. Bu bakış, kötülüğü psikolojik bir arıza yahut metafizik bir yazgı olmaktan çıkarıp ahlakın merkezine taşır. İnsan, iyiye de kötüye de seçim yoluyla yaklaşır. Ne var ki bu, kötülüğün sadece bireysel bir kusur olduğu anlamına gelmez. İnsan, toplumsal bir iklimde yaşar; dilin, ekonominin, siyasetin, medyanın, kültürün içinde nefes alır. Bu yüzden kötülük hem vicdanda başlar hem de dünyada kurumsallaşabilir. Bireysel tercihlerin toplumsal iklimi, toplumsal iklimin de bireysel tercihleri biçimlendirdiği yerde çağımızın en kritik düğümü oluşur.
Kötülük söz konusu olduğunda insanlığın en ısrarlı sorularından biri de geri gelir: "Madem Tanrı iyi ve güçlü, kötülük neden var?" Bu soru, bir yandan acının ve adaletsizliğin karşısında insanın isyanını taşır; diğer yandan sorumluluğu yukarıya havale etme riskini de içinde barındırır. Kötülüğü sürekli kader, büyük oyun, tarihsel zorunluluk, piyasa gerçekleri ya da algoritmik mecburiyetlerle açıklamak bazen acıyı anlatır, ama çoğu zaman sorumluluğu uyuşturur. Açıklama ile aklanma arasındaki sınır, kötülüğün en sevdiği sınırdır. Bu yüzden kötülüğü anlamak gerekir; ama onu anlamaya çalışırken mazurlaştırmamak şartıyla.
Kötülüğün üç sureti: Niyet, alışkanlık, sistem
Kötülük tek yüzlü değildir. Çoğu zaman üç temel surette belirginleşir.
İlki, niyetin bozulmasıdır. İnsan iyiyi bilip yine de başka bir yolu seçebilir. Bazen çıkar, bazen korku, bazen kibir, bazen kıskançlık, bazen "benimkiler" saplantısı bu bozulmanın zeminini oluşturur. Kötülük her zaman büyük bir nefret olarak başlamaz; bazen küçük bir meşrulaştırma cümlesi olarak başlar: "Hak etti", "Ben olmasam başkası yapardı", "Zaten herkes böyle." Bu cümleler vicdanın dilini bozar. Dili bozulan vicdan, bir süre sonra kötülüğe yabancılaşmaz; alışır.
İkincisi, alışkanlığa dönüşen kötülüktür. Kötülük süreklilik kazandığında karakter gibi görünmeye başlar; hatta bazen pratiklik, gerçekçilik yahut hayat tecrübesi diye övülebilir. İnsan kalbi tekrar karşısında hızla körleşebilir. Bugün dijital çağ bu körleşmeyi daha da hızlandırmaktadır. Bir acı görüntüsü, bir sonraki videoya kadar sürmekte; vicdanın durma hakkı elinden alınmaktadır. Duyarlılık yavaşlık ister ama çağ, hız üzerine kuruludur.
Üçüncüsü, sistemleşen kötülüktür. Kötülüğün en ağır biçimlerinden biri, onu kişisel suç olmaktan çıkarıp işleyişe dönüştüren yapıdır. Bir kurum, bir piyasa, bir siyasi akıl, bir propaganda düzeni, bir teknoloji ekosistemi...
Kimse kendini "kötü" saymadan kötülük üretebilir. Herkes sadece işini yapar. Ve kötülük tam da böyle bir iş hâline geldiğinde en geniş alana yayılır. Artık fail tek bir kişi değildir; binlerce küçük katkının toplamı hâline gelmiştir.
Devamı: https://m.star.com.tr/acik-gorus/kotuluk-ve-insan-yetistirme-arasinda-haber-2009872/































Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.