Makulde bir mutabakat vardır. Bu gerçekliğin sınırları dışına çıkıldığı an deliliğin iklimine giriyoruz. O hâlde şöyle diyebilir miyiz? Ortak gerçeklik dairesini kabul ve buna göre hareket etmek makuliyet, bunun dışında fiziksel ve ahlakî kurallara uymayan düşünce ve hareketler dairesi delilik. Delilikte toplumsal mutabakatın dışına çıkılarak aykırı bir gerçekliğe tâbi olunuyor. Bu bir aldanış değil, kurgulananın gerçek olduğuna inanma söz konusu.
Gogol’un “Bir Delinin Hatıra Defteri” (Çev. Nisan Aygün, Kaldırım, 2018) adlı hikâyesinden çıkardım bunları. İnsanlarda akıl ve mantık var mı? Evet var! Ama benliğin kuyusunda (İd), hazlar, fantaziler, hayaller, arzular, vehimler de var! İşte o kuyudakiler, iradenin kontrolünü aşıp ben’e hâkim olunca deliliğin sınırlarına giriyorsunuz. Bu anlamda aşk bir çeşit deliliktir. Onun için âşığa ‘Mecnun’ cinlenmiş denir. Şairler de meselâ bir tür şiir cini’nin etkisindedir; çünkü imgelemleriyle gerçekliğin sınırını aşarlar.
“Bir Delinin Hatıra Defteri”, insanın bilinçaltındakilerin aşama aşama nasıl dışarı çıktığını ve giderek insana nasıl hâkim olduğunu anlatır. Gogol’un başarısı da kanaatimce insandaki bu ruhsal süreci adım adım hikâye etmesinden gelir.
Devamı: https://www.karar.com/yazarlar/alaattin-karaca/gogol-mu-popriscev-mi-komedi-mi-trajedi-mi-1593925































Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.