Zülfü Livaneli'nin 1990'lı yıllarda kaleme aldığı bir köşe yazısı gelir aklıma. Gençliğinde yayınevlerindeki sohbetlere dadandığını, siyasi ve fikrî dünyasının oralarda şekillendiğini anlatmıştı.
Demek ki yayınevlerinin yazıhaneleri, yalnızca kitap satılan yerler değil, aynı zamanda içtimaî terbiyenin, entelektüel sohbetlerin, fikrî temasların doğal mekânlarıydı.
Sözün kıymetli, sohbetin bereketli olduğu bir gelenekten geldiğimiz sık sık vurgulanır.
Peki, hâlâ öyle miyiz, yoksa hayat hızlandı, muhabbet yavanlaştı mı?
Bugün bir bir hayatımızdan çekilen sohbet meclisleri ile birlikte, belki de konuşmanın edebi de kayboldu.
Modern zamanların hızına kapıldıkça, ne yazık ki insanlar daha kavgacı, daha tahammülsüz oldu. Makineler devreye girdikçe yalnızca işlerimiz değil, kelimelerimiz de ruhunu kaybetti.
Sosyal medyada durmadan konuşan, tartışan insan, ekrandan başını kaldırdığında çoğu zaman söyleyecek söz bulamıyor. Sözün kök salacağı, sohbetin derinleşeceği ortamlar ortadan kalktıkça (hakiki mekânlardan dijitale kaydıkça) konuşmalar da yüzeyselleşiyor.
Devamı: https://www.aksam.com.tr/yazarlar/bedir-acar/buyuk-felaketler-degil-de/haber-1628828































Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.