• İstanbul 15 °C
  • Ankara 12 °C
  • İzmir 20 °C
  • Konya 9 °C
  • Sakarya 17 °C
  • Şanlıurfa 17 °C
  • Trabzon 11 °C
  • Gaziantep 15 °C
  • Bolu 9 °C
  • Bursa 14 °C

Derviş Gönüllü Âbide Bir Şahsiyet :Nurettin Topçu

Derviş Gönüllü Âbide Bir Şahsiyet :Nurettin Topçu
Enver Çapar

Türk fikir hayatının müstesna temsilcilerinden Nurettin Topçu’nun vefatının 50.yılı geride kalıyor. Ardında bıraktığı kıymetli eserlerle yolumuzu aydınlatan ve hayır dua almaya devam eden hocamıza rahmet diliyoruz. Eğitim öğretim faaliyetinde bulunanlar vazifeleri süresince bir dersin öğretmeni olurlar. Ama hoca olarak anılmak başka bir şeydir. Onlar vazifeleri bittikten sonra da hoca olarak bilinirler. Vefat ettikten sonra bile hoca olarak kalırlar gönüllerde. Hasbi ve samimi bir gaye ile talebe yetiştirdikleri için onlar gerçek hocadır. Nurettin  Topçu, hoca olarak tanındı ve öyle anılıyor her zaman.  

Daha henüz genç bir talebe iken onun nasıl bir sağlam karaktere ve ulvi bir gayeye sahip olduğunu göstermesi bakımından şu ibretlik olay son derece önemlidir. Üniversite tahsilini Fransa’da tamamlayan ve Sorbonne Üniversitesinde doktora yapan ilk Türk öğrenci olan Topçu’nun doktorası yılın en iyi doktora çalışması seçildiği için üniversite geleneğine göre kendisine iki ödül seçeneği sunulur. Biri altın saat, diğeri Amerika veya Kuzey Avrupa’ya seyahat. Topçu ikisini de istemediğini belirtir. Onların yerine ödül olarak, Türk bayrağının yirmi dört saat üniversitenin gönderinde dalgalanmasını ister. İsteği derhal yerine getirilir, arkadaşları ve hocaları bu kararından dolayı onu tebrik ederler . Gurbetteki bir Türk’ün bayrak ve vatan sevgisinin en somut örneği olan bu olay bize bir şeyi daha anlatıyor. Avrupa o zamanlar gelişmiş ve üstün bir konumda. Türkiye ise  yeni yeni toparlanıyor ve imkansızlıklar içinde. Burada Topçu şu mesaj vermek istiyor batılılara: Biz maddiyat için değil mukaddesat için yaşarız, bir gün yeniden üstün olan biz olacağız.

Sorbonne’daki hocaları onun Fransa’da kalmasını ve çalışmalarına burada devam etmesini isterler. Bu teklif birçok kişinin hayali aslında o zamanlar. Fakat Topçu Türkiye’ye dönmekte kararlıdır. Kendisini yetiştiren aziz milletine bir vefa borcu olduğunu düşünür. Kültürümüzün öncü şahsiyetlerinde böyle bir özellik vardı eskiden. Buna adanmışlık diyoruz. İslam’ın sancaktarlığını yapmış bu aziz millete ve bu güzel vatana vefa borcunu ödemek. “ Yarınki Türkiye’nin kurucuları, yaşama zevkini bırakıp yaşatma aşkına gönül verenlerdir” diyen Topçu bu işi ilk önce kendisi yapmıştır. Sözlerinin tesirli ve kalıcı olmasının sebebi, samimiyeti ve inanmışlığı sayesindedir. Slogan üretme peşinde olmamıştır hiçbir zaman.

Avrupa’da felsefe doktorası yapan genç ve karizmatik hoca memleketine dönünce vazifeye başlar. Hayal kırıklıkları ve bitmeyen mücadelesi böylece başlamış olur. Üniversitede ihtiyaç olmasına rağmen oraya alınmaz. Sebebi şudur: Topçu milli ve manevi değerleri öne çıkaran biri ve fikirlerinin merkezinde de İslam olmasıdır kısaca. Makam, mevki, şan, şöhret, dünya menfaati gibi süfli şeylere asla tenezzül etmeyen derviş meşrep bir yapısı olan hoca memleketine milletine “ruhlar sanatkarı olmak” diye tanımladığı öğretmen ve fikir adamı olarak hizmet edecektir artık. “ Kırk yıl öğretmenlik yaptım, bir gün dahi abdestsiz derse girmedim. Sınıfa bir mabede girer gibi girdim” sözleri onun bu vazifeyi nasıl yaptığının ve bunca talebe yetiştirmesindeki sırrın ipucudur.

İstanbul İmam Hatip Okulu’nda haftada bir gün felsefe derslerine giren Topçu’yu bir gün okulun mutemet memuru çağırıyor ve “Hocam ek ders ücretiniz geldi, alıp imza atar mısınız” diyor. Hoca hiç aldırış etmiyor ve derslerine devam ediyor. Bu hadise birkaç defa daha aynı şekilde tekrar ediyor. Üç aylık ücret birikiyor ve mutemet bu parayı bir an önce hocaya verip sorumluluktan kurtulmak istiyor. En son okul müdürü olan muallim Mahir İz’e olayı anlatıyor. Mahir İz, Nurettin  Topçu’ya “ Hocam bu ücret tahakkuk etmiş, geri gönderemeyiz. Almanız lazım.” deyince Topçu : “Burası, İslami ilimlerin öğretildiği bir okul ben buraya Allah rızası için geliyorum. Para için gelmiyorum. “ cevabını verir. Bu ibretlik hadise bize çok önemli bir ders veriyor. Yaptığın işi Allah rızası için yapmak. Allah’ın rızasını kazanan kişi az veya çok olsun dünyalık mala tenezzül eder mi? Etmez elbette. Allah’ın rızasını kazanmak isteyeni Allah sever ve kullarına da sevdirir.  Hoca tasavvuftan aldığı bu özelliği ile bir gönül insanı olmayı başarmıştır.

Batı felsefesini ve İslam düşüncesini çok iyi kavrayan hoca yatağını arayan dolu bir ırmak gibi kıvranmaktadır. Şüphesiz bir maneviyat arayışıdır bu. Felsefeyle bileylenen aklı ona istediği cevapları ve iç huzuru verememiştir. Arkadaşı Sırrı Tüzer’e “ Kafamda bir sürü problem var. Fakat kimseye bir şey diyemiyorum, kimseye güvenemiyorum. Ehlini bulsam soracağım” deyince Sırrı Bey onu  Celal Hoca ile tanıştırır. Topçu, Celal Hoca’dan İslami ilimler konusunda çokça istifade eder. Fakat aradığını henüz bulamamıştır. Daha sonra tanıştığı Hasip Efendi onu Nakşi Şeyhi Abdülaziz Bekkine hazretlerine götürür. Daha ilk sohbette olanlar olur. Hoca aradığını bulur ve Aziz Efendi’ye intisap eder.

Artık kafası rahatlayan ve gönlü huzur bulan hoca çoşkun bir ırmak gibi çağlayacaktır. İslam’ın hayata tatbikini ifade eden gerçek bir tasavvuf ehlinin rehberliğinde istikameti belli olmuştur. “Onu tanımasaydım peygamberimi anlamayacaktım” dediği bir gönül insanı olan şeyhi Aziz Efendi’den aldığı nefesle  kendisi de artık gönüllerde yer edinecektir. Hoca, seküler biri olsaydı veya hiçbir renk vermeseydi ve fikrinin merkezine İslam’ı almasaydı muhtemelen yine ünlü bir filozof ünlü bir profesör olurdu hiç şüphesiz. Fakat bugünkü Topçu olmazdı. Geçmişten bugüne baktığımızda nice felsefe hocaları geldi geçti bu ülkeden. Hangisi Topçu gibi anılıyor. Hakkında bu kadar kitap yazılan, ilmi çalışma yapılan eserleri bu kadar geniş kitlelere ulaşan kaç tanesi var. Hoca da bir sır var. O sır, önünde diz çöktüğü sohbetine doyamadığı şeyhinin himmetidir. Nasipli biri olmasıdır. Aradığı hakikati bulmuş olmasındadır. Sonsuzluk arayışındaki ruhunun sükun bulması ve kalbi bir hayat yaşamasındadır.

Topçuyu ölümsüzleştiren özelliği diğer büyük insanlarınkiyle aynıdır. Bu ülkede Allah demenin yasak olduğu bir devirde bayrak açmış ve cesaretle muhalif fikirlerini dile getirmiştir. Sahte aydınların hezeyanlarını ve ihanetlerini ortaya çıkarmıştır. Zor zamanda konuşarak büyük bedeller ödemiş ve bu bedel karşılığında büyük insan olmuştur.

Ahlak filozofu olarak da tanımlanan hocanın ahlak anlayışının din ve tasavvuf eksenli olduğu onun eserlerinden ve şu sözlerinden gayet iyi anlaşılmaktadır. “ İlimle ahlakın kaynağı dindir.” Ahlak, İslam dininin özü, esası ve bizzat kendisidir.” “ Tasavvuf ,esasında bir ahlaki temizlenme yoludur.” Topçu’daki bu anlayışın esas kaynağı da şüphesiz “Ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim. Din güzel ahlaktır.” Buyuran Peygamber efendimizdir. Topçu’nun ahlakçılıkta bu referansla hareket ettiği görülmektedir. Bu itibarla da ahlakın bir kavram olarak değil bizzat hayat tarzı olarak yaşandığına şahit olduğu gerçek tasavvufu benimsemesi garipsenmeyecek bir durumdur. Yine onun “ Batı taklitçiliğinin açtığı hüsran çukuruna yuvarlandığımız bir devirde kültürümüzün çıkış noktası Mevlana olmalıdır” sözü bir öze dönüş çağrısıdır.  

Büyük insanların en önemli vasıflarından bir de  adanmışlıktır. Kendilerini yüce bir gayeye adayan bu insanlar yüksek ruha sahip kişiler olmuşlardır her zaman. Hoca: “ Yarınki Türkiye’nin kurucuları yaşama zevkini bırakıp yaşatma aşkına gönül vermelidir” derken bu vazifeyi bizzat kendisi icra etmiştir hayatı boyunca. Onun sözleri kuru birer ifade değil samimi bir kalbin haykırışlarıdır. İnandığını söylemiş ve söylediğine inanarak hareket etmiştir.

Bu devirde en önemli meselenin insan yetiştirmek olduğu şuuruna sahip olan hoca, şeyhi Aziz efendinin “ Sizin göreviniz talebe yetiştirmektir.” telkiniyle kırk yıl bu vazifeyi hakkıyla yerine getirmiştir. Kendisi de  “ İnsanımız bilgili, imanlı ve ahlaklı yetişmeli” diyerek insan yetiştirmenin nasıl olması gerektiğini de özetlemiştir.

D. Mehmet Doğan’ın tabiriyle İslamcı olmayan İslamcıdır Topçu. Yani o devirdeki bilinen İslamcılık fikrine ve o gruba dahil edilemez. Ama fikirlerinin merkezinde İslam vardır. Şimdiki gibi İslam adına yazmanın ve konuşmanın serbest olmadığı hatta suç sayıldığı bir dönemde hoca biraz kapalı ve felsefi bir bakış tarzıyla İslam’ı işlemiştir diyebiliriz. Doğrudan İslam’ı anlatsa muhtemelen Necip Fazıl ve Osman Yüksel gibi yargılanırdı.  Bu sefer yapacaklarını yapamaz bu kadar önemli bir hizmeti yerine getiremezdi. Aziz efendiye bağlılığını ve tasavvufi hayatını gizli tutması da bu sebeplerden ötürü olsa gerek. Onun bir şeyhe bağlı olduğu tespit edilse derhal öğretmenlik görevine son verilirdi. Çünkü benzer örneklere baktığımızda bunun böyle olduğu bir gerçek.

Öncü olmak, yol açıcı olmak kolay değildir. Kısıtlı imkanlarla bütün zorluklarla mücadele etmek gerekir. Biz bugün önden gidenlerin açtığı çığırda ilerliyoruz. İmkanlar geniş, serbestlik var. Onlar bir yol açmamış olsa biz bugün nereye gideceğimizi bilemezdik. İstikametimizi, onların açtığı yol sayesinde belirliyoruz. Topçu gibi öncülerin bir kıymeti de bir nesle bir devire öncülük etmiş olmalarından geliyor.

İnsanlar sevdikleri kişinin kaderinden pay alır derler. Topçu’nun fotoğraflarındaki hüzünlü bakışı bize bir millet mustaribi olan İslam ve İstiklal şairi Mehmet Akif’i hatırlatır.  Örnek aldığı şahsiyetlerden biri olan Mehmet Akif ile ilgili bir kitap yazarak ona vefa borcunu ödemeyi düşünmüş hoca. O dönemde Mehmet Akif’e reva görülen muamele malum. Tehlikeli biri olarak fişleniyor rejim tarafından. Onun yanında yer almaya korkuyor herkes. Ömrünü adadığı hakka tapan Türk milletine unutturulmak isteniyor Akif. Topçu öyle bir dönemde Mehmet Akif’e sahip çıkarak tarafını belli ediyor. Mehmet Akif’in bu millet için bu vatan için neler yaptığını biliyor ve kendisi de onun yolunda aynı hizmetleri yapmaya devam ediyor. Kıymetleri öldükten sonra anlaşılan bu iki vatanperveri rahmet ve minnetle yad ediyoruz.

 

Bu haber toplam 678 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim